Münakaşa İle Hiçbir Dava Kazanılmaz Davayı Davasını İfade Eden Kazanır
..        

Konuya başlamadan önce Abraham Lincoln' ün oğlunun öğretmenine yazdığı bir mektupla başlamak istiyorum. Mektup şöyle:
Zaman alacak biliyorum fakat ona kazanılan bir liranın bulunan beş liradan daha değerli olduğunu; kaybetmeyi öğrenmesini ve kazanmaktan neşe duymayı öğret. Kıskançlıktan uzak tut onu. Eğer yapabilirsen sessiz kahkahaların gizemini öğret. Bırak erken öğrensin zorbaların galip geldiğini. Gökteki kuşların, yerdeki arıların ve yemyeşil ağaçların ebedi gizemini öğret. Okulda hata yapmanın hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret. Ona kendi fikirlerine inanmayı öğret. Hatta söylese bile…”
Evet çok garip geliyor ilk bakışta değil mi? Çünkü fikirlerinin yanlış olduğunu söyleyen çıksa bile ona fikirleri uğruna savaşması gerektiğini öğret diyor. Aklımda şimşekler çakıyor adeta üstü üstüne yaşanılan olaylar geliyor birden.
Fikirleri, inançları uğruna savaşmış ve bu uğurda canlarını vermekten kaçınmayan şahsiyetler geliyor. Bunlardan en ciddi olanı ise Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in
yaşadığı hayat koşulları aklıma geliyor. Sahabe-i ikramın çektiği çileler canlanıyor.
Onlar hak davaları uğruna şehit oldular ölümü göze aldılar. Belki de birgün boyunca karşılarına müşriklerden kaç kişi çıkıp fikirlerinin ve inançlarının yanlış olduğunu söylüyordu. Ama onlar yılmadılar azim ve kararlılıkla inandıkları değerlerin üzerlerine gittiler. Ya Hz. İsa ve havarilerinin çektiklerine ne demeli? Ashab-ı Keyf'teki şahsiyetlerin inandıkları değerler uğruna yurtlarını terk edip mağaraya saklanmaları ve düşüncelerinden vazgeçmemeleri günümüz şartlarında şaşılacak bir durum gibi geliyor akıllara. Çünkü binlerce insan sağlam temeller üzerine oturmamış fikirlerini sürekli değiştiriyor. Ya Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve talebelerinin çektiği eziyetler? İnsanları aydınlatmak için yazılmaya çalışılan kitapların engellerle karşılaşması ve kendisi başta olmak üzere talebeleriyle birlikte türlü eziyetlere katlanmaları da bir başka mevzudur. Peki onlara kimse çıkıp bu yoldan vazgeçin geri dönün demedi mi? Onlar bu yolu terk edip bu yoldan dönmüş olsalardı çağımızda bu güzel nur ışığının altında kim fayda görecekti. Aynı örnekler çoğaltılabilir tabiî ki de
Mesela; Çanakkale Savaşı'nda ölmeleri pahasına siperlerini terk etmeyen dedelerimiz. Ömer Muhtar'ın faşist zulmüne karşı göstermiş olduğu direnişe ne demeli? İşte dünya gelmiş geçmiş birçok şahsiyetin üstün inanç ve davaları uğruna verdikleri mücadele ile ayakta duruyor. Fakat günümüzde bağımsızlık mücadelesi uğruna bir zamanlar bizim verdiğimiz inanç davaları için şimdilerde ölen insanlara biz sessiz kalıyoruz. Ya da sadece yapılan yorumlarla kalınıyor.
Artık savaşlar yani fikir savaşları değişik boyutlar kazandı. Yıllar önce insanlar belki zorbalıkla bir köşeye sindirilebiliyordu, baskı zulüm ve kan bu kişilerin en büyük araçlarıydı. Hani Üstat Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin bir sözü vardır: “Münakaşa ile hiçbir dava kazanılmaz; davasını ifade eden kazanır.” Diyor. Kısacası insanlar yaptıklarını ifade yetenekleriyle anlatırlar. Örneğin; bizler Allah'a onun emir ve yasaklarını bilen ve uygulama yolunda gayret gösteren insanlarız binaenaleyh karşımıza Allah'ın varlığını inkar eden bir başkası da çıkabilir.
Bizler bu durum karşısında kalkıp da münakaşa etmeye çalışırsak bu karşıdaki insanın mahiyetindeki Allah'a olan inançsızlığını kuvvetlendirir. Ama kalkıp inandığımız değerlerin doğruluğunu ispat etmeye kalkışırsak eminim ki daha verimli sonuçlar alınacaktır. Buna en güzel örneğin de yazar Halit Ertuğrul'un “Düzceli Mehmet” adlı kitabında Düzceli Mehmet karakterine yaklaşımında ki titizlikten anlayabiliriz. Anlaşılan şu bütün yazar ve şairlerin üzerinde durduğu bir noktaya parmak basıyoruz.
Okumak okumak okumak! Çünkü ağaç sulandıkça insan okudukça yeşerir. İnanılan değerlerin öncelikle doğruluğuna dürüstlüğüne hitap ettiği kesimin onayına bakılması gerekmekte. Bir fikir öncelikle sağlam zemine oturtulduktan sonra kararlılık aşamasından geçer. Uğrunda her şeyi göze almaktan geçer. Bu hususta aklıma Amerika'da zenci bir ailenin çocuğu olarak doğmuş ve İslamiyet'i tanıdıktan sonra Amerika'da İslamiyet'i yaymaya çalışırken şehit düşen Malcolm X (Hacı Şamil Eş Şahbaz)'in özgürlük ile ilgili bir sözü geldi: “Eğer uğrunda ölmeye hazır değilseniz özgürlük kelimesini sözlüğünüzden çıkarınız.” Diyor. Örnekler çoğaltılabilir elbette ama burada savaşmanın önemine işaret ediliyor. Bilindiği gibi artık son yüzyılda savaşlar genelde topla tüfekle değil kalemle oluyor. Bir atasözü bunu daha iyi özetliyor. “Kalem kılıçtan keskindir.” Evet bizler ilimle fenle savaşmalıyız. Muasır medeniyetler seviyesinde yerimizi alarak önceleri Osmanlı döneminde sağlamış olduğumuz prestiji yeniden kazanmalıyız. Bu da davaların münakaşa ile değil ifade ile kazanılabileceğinin en büyük kanıtı oluyor değil mi? Peki neden dava bu kadar önemli neden bir fikir savaşı bu kadar önemli? Üstadın bir sözü var ya: “Soğuk olmazsa sıcak anlaşılmaz zevksiz kalır; açlık olmazsa yemek lezzet vermez; maraz olmazsa sıhhat lezzetsizdir.” Yani her şey zıddıyla anlaşılır ve kıymet kazanır. Bu durumda bir fikrin doğru olabilmesi için o fikrin karşısında bir yanlış fikrin de bulunması gerekmektedir. Ortada bir yanlış varsa bizim elimizde de doğrular varken biz neden bu yanlış fikrin karşısında dik durmayalım? Neden o yanlış karşısında savaşmayalım? Gerçi en önemli husus da insanın öncelikli olarak inandığı fikirlerin doğruluğunu tartışmadan mahiyetindeki kendi yanlışlıklarını kendinin düzeltmeye çalışmasıdır.

“Başkasında görüp kınadığın ayıbın kendinde de olduğunu görmemekten büyük ayıp olmaz. ” (Hz.Ömer)
Bir anıt mezarın başında şöyle yazıyor:
“Genç ve hürken, düşlerim sonsuzken çevremdeki her şeyi değiştirmek isterdim. Dünyayı bile…“ Yaşlanıp akıllanınca dünyanın değişmeyeceğini anladım.
Ben de düşlerimi azaltarak sadece memleketimi değiştirmeye karar verdim. Ama oda değişmeyeceğe benziyordu. İyice yaşlandığımda artık son bir gayretle ailemi ve kendime en yakın olanları değiştirmeyi denedim. Ama maalesef bunu da kabul ettiremedim. Şimdi ölüm döşeğinde yatarken birden fark ettim ki önce kendimi değiştirseydim onlardan alacağım cesaretle de memleketimi daha ileri götürebilirdim.”
Aslında yukarıda bahsedilenleri en iyi şekilde açıklayacak olursak son günlerde İsrail'in Filistinli Müslüman kardeşlerimize düzenlemiş olduğu soykırıma binaen herkes birer açıklama yapıyor. Kimi haklı bulurken kimi de lanet yağdırıyor. Ben şuna inanıyorum ki bence Filistin'deki kardeşlerimizin o eziyeti çekmesinde bizim çok büyük suçumuz var. Lanet okumak ya da avazımız çıktığı kadar bağırmak yetmiyor, başımızı önümüze eğip önce bir düşünmek gerek. Eğer her Müslüman evladı kendi içinde zuhur eden yanlışlıkları, hataları düzeltme çabasına gitmiş olsaydı önce ailesini düzeltip sonra da memleketini daha ileri taşıyabilirdi. Fakat zamanında öyle yapılan yanlışlıklar var ki gericilik diye adı konan ilim öğrenmenin, şuan ne kadar değerli olduğu anlaşılıyor. Çünkü bizim ülkemizde eğitim düzeyi millet tarafından yükseltilmiş olsaydı şu an bizim devletimiz ileri bir devlet olup dünyanın sayılı ülkeleri arasında yerini alabilirdi. Ve İsrail'in yapmış olduğu bu vahşete karşı sadece dur diyerek bu vahşetin önüne geçebilirdi. Hani Yunus Emre'nin bir şiirinde olduğu gibi diyor ya o büyük şahsiyet:

“Söz ola kese savaşı
Söz ola kestire başı;
Söz ola ağulu aşı
Yağ ile bal ede bir söz.”

Etkili sözün ve gücün simgesi bu sözler işte. Birden geçmişi hatırlatıyor, Kanuni Sultan Süleyman'ın Fransa'da dans ilk çıktığındaki sözlerini duyar oluyorum:
“Duydum ki ülkenizde dans denilen bir melet çıkmış ola ki benim topraklarıma sıçrayacak olursa öyle bir ordu gönderirim ki bir ucu Fransa'da bir ucu Mescid-i Aksa'da olur.” Demişti. Bunun ardından Fransa'da dans yasaklanmış ancak yıllar sonra yeniden yer bulabilmiştir. Bu da bizim şu anki eksikliğimizi hatalarımızı tarihin suratımıza bir tokat gibi vurması değil midir? Sizce biz epey bir zamandır büyük yanlışların içinde değil miyiz? Sanırım kendi iç sorunlarımızla mücadeleye çalışırken bazı yerlerde büyük eksikliklerin içinde bulmuşuz kendimizi bu da bizi oyuna getirmeye çalışan insanların emellerine ulaşmalarına, dünya sayfalarında bizleri arka plana itip sahnelerde kendilerinin boy göstermesine ve son olarak işte bu vahşetleri işlerken karşılarına hiçbir engelin çıkmamasına neden olmuştur.


Bu Yazı 2264 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar