Mustafa Sungur'un Ardından
17.07.2013        

MUSTAFA SUNGUR'UN ARDINDAN

Ahmet AY

 

 

Ölüme alışılmıyor. Ölüm hiçbir zaman ‘beklenilen’ olmuyor. Kendi adıma itiraf edeyim; ölümü hiçbir zaman kanıksayamadım. O kadar vefat gördüm, ama başaramadım. Acısı hâlâ ilk günkü gibi. Ne zaman bir sevdiğimin vefat haberini işitsem, dedemin battaniyeye sarılıp salona konulmuş bedeni geliyor aklıma. Subhanallah! Sanki ölümlerin kuyruğu birbirine bağlı. Birisi hatırlandığı zaman hepsi hatırlanıyor. Biri kalbinizi kanatınca, hepsi o yaraya tuz bastırıyor. Öyle de sancılı bu yönüyle...

Geçmiş yazılarıma bakıyorum. Ölüm hakkında yazdıklarımda istemsiz bir artış var. Mehmet Emin Birinci ağabeyin vefatından sonra yazdıklarım, Temel Yılmaz ağabeyin vefatından sonra yazdıklarım, Metin Kurtçu kardeşimin genç yaşta kanserden göçüp gitmesinden sonra yazdıklarım, başka sevdiklerimin ölümünün etkisiyle kâğıda döktüklerim...

Yazı arşivim de, asrım gibi mezaristana dönüşmüş. Beyaz kâğıtlar üzerine siyah cümleler karalayarak yas tutan bir ağıtçı gibiyim. Sessiz feryatlar ediyorum. Benim de ağıtlarım böyle. Ben de böyle konuşuyorum insanlarla. Ben de böyle ağlıyorum. 

Ölüm hakkında yazdıklarım artmış. Demek yaşım ilerlemiş, demek yaşlanmışım. Otuzumun bitmesine günler kala bir sancı daha tuttu sinemi. Bir kez daha yandım bugün. Tamam: Her ölüm anidir. Doğru, fakat böylesi daha bir keskin, daha bir ani, daha bir gadirli. Mustafa Sungur ağabeyi bir pazar günü Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Bir babanın ölümü çok acı. Bunu tattım, bilirim. Ama böylesi herkesin babası bir ağabeyi yitirmek daha sancılı olmalı. Olmalı ki, o pazar günü Fatih Camiinde binlerce insan toplandı. Hepsinin dilinde dualar vardı.

Duymamak mümkün değil. Şimdi oradaki kalabalığın, orada edilen güzel duaların ardından, Mustafa Sungur ağabeyin ardından daha ne söyleyebilirim? Belki hiç. Hiçbir şey. Söyleyecek hiçbir şey bulamam onunla alakalı. Fakat şunu itiraf ederim: Öyle insanlar göçtükçe, ölümün yüzü bile tatlı gelmeye başlıyor insana. Böyle insanlar, öyle derin bir hasret kalpte bırakıp gidiyorlar ki, öteki dünyaya; peşlerinden koşasınız geliyor. “Dünyayı güzel kılan bu iyi insanlardı. Bunlar hatrına çekiliyordu şu dünyanın kahrı. Bunlar da gittiyse artık kıymet-i harbiyesi yok bu yalan dolanın!” diyorsunuz.

Ben bugün, Bediüzzaman’ın; “yüzde doksan dokuz ahbabının gittiği yer” olarak tarif ettiği ahirete duyulacak iştiyakı daha iyi anladım. Hakikaten böyle insanlar sizden önce o koridorları arşınlayınca, onları bulmak pahasına yollara düşesiniz geliyor. Hz. Azrail Efendimiz de yüzünüze sert bakmıyor, adeta gülümsüyor. “Özlediklerin benim himayemde. Korkma, kavuşacaksınız!” diyor.

Onlar, ölümü dahi sevdiren güzel insanlar. Öyle bir şekerler ki, zehre katsan, bala çevirirler. İşte bir tutamını ölüme katıyorsun, şeb-i aruza çeviriyorlar.

Mustafa Sungur ağabeyi nasıl tarif etmeli hakikaten? Belki İhsan Atasoy Hoca’nın Fena Fi’n-Nur Mustafa Sungur kitabını alıp okumalı, ahbablarının hatırasına kulak vermeli. O hatıralar anlatır belki Mustafa Sungur ağabeyi. Belki o da dayanamaz, eline bir kırmızı kitap alır, yanınıza gelir, ne biliyorsunuz? Ondan size yine yumuşak sesiyle izahlar yapar. Sağlığında bütün Türkiye’yi, dünyayı dolaştığı gibi yine kardeşlerinin hanelerini dolaşır.

Şimdi gelip bana izah etsin merhametkâr; böyle bir kahraman, bir Nur âşığı, Eyüp mezarlığındaki kabrinde nasıl öylece durur? O topraklar altında böyle bir ruh nasıl kalır? Bana öyle geliyor ki; o yine Bedi medresesinden uzakta kalamaz. O yine medreseye gelir. Biz görmesek de, hissetmesek de gelir. Kim bilir. Ötelerden izleyenlere maşaallah söylettirir. Ben Mustafa Sungur ağabeyden bunu ümit ediyorum.

Allah gani gani rahmet eylesin. Kabri pürnur olsun. Ben zaten bu yazıyı yazdım ki, onu tanıtayım. Ama dilim dönmedi. Bari duanız kazancım olsun. Benim günahkâr dilime bedel, sizin masum dilleriniz bir ömrünü insanlığın daha güzel günler görmesi için adayan bu iyi insan için dua etsin. Keşke kırk bin dilim olsa da, kırk bini ile dualar edebilsem. Ama bir tane var, yetmiyor. Çaresizim, yardımınızı istiyorum. Bir kez “Allah rahmet eylesin” deseniz ne güzel. Bir Fatiha okusanız ondan da güzel. Bana yardım edin, kardeşlik hakkı için yardım edin. Yazının da duası budur. Dua edenlerden, edilenlerden Allah razı olsun.


Bu Yazı 2781 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar