Mutluluğun Oksijenidir Sevmek
05.09.2015        

Mutlu­luğun Oksijenidir Sevmek

Mehmet Kara

 

 

 

Her şey sevmekle başlar. Seversek iyilik kaplar içimizi, nefret edersek kötülük.

 

Bir sevgi kıvılcımı, peş peşe hoşnutlukların yaşanmasına sebep olabilir.

Yaygın bir hikâyedir.

‘Adamın biri işten evine dönüyormuş. Yolda yürürken, küçük bir kız çocuğuna rastlamış. Küçük kız, adama tatlı tatlı gülümsemiş. Kızın gülümse­mesi, bu adama, güler yüzlü bir arkadaşının yaptığı iyiliğe teşekkürle karşılık vermediğini hatırlatmış. Eve gidip hemen arkadaşına bir mektup yazarak gönülden teşekkür etmiş. Her sabah kahvaltı yaptığı lokantada mektubu okuyan arkadaşı, çok memnun olup çıkarken orada çalışan garson kıza yüklü miktarda bahşiş bırakmış. Hayatı boyunca bu kadar büyük bahşiş almayan garson kız, çok mutlu olmuş ve akşam eve dönerken her gün köşe başında dilenen yaşlı adama aldığı bahşişin yarısını vermiş. Yaşlı adam, günlerdir yemek yemediği için kendisine para verilmesine çok sevinmiş ve hemen gidip karnını doyurmuş. Daha sonra bu yaşlı adam, hava karardığı için geceyi geçirdiği yere doğru yola koyulmuş. Kendisi, bir binanın bodrum katında kalıyormuş. Yolda giderken, soğuktan titreyen bir köpek yavrusu görmüş ve ona acıyarak kucağına alıp yanında getirmiş. Oda sıcak olmasa da dışarıdan çok daha iyiymiş. İkisi de kısa sürede uykuya dalmışlar. Gece yarısı binada yangın çıkmış. Köpek, dumanı sezmiş ve havlamaya başlamış. Yaşlı adam, köpeğin sesine uyanmış. Bütün binada oturanları uyandırmış. Tek kişiye bile zarar gelmeden yangını atlatmışlar. Bütün bu güzelliklere yalnızca bir gülümseme sebep olmuş: Küçük kızın gülümsemesi.’ (Barbara Hanck)

Hepimiz, hayatımızda benzer şeyleri yaşamı­şızdır.

Denenmiş bir gerçektir.

İki ayrı kişinin birbirine duyduğu sevgiyle atılır ailenin temeli. Sonra sevimli çocuklar dünyaya gelir. Kişi sevmeyi aile içinde öğrenir. Tabii ki sevilmişse.

Çocukluk ve gençlik yıllarından bahis açılınca, bir arkadaşımın anlattık­larına şaşır­mıştım:

‘Biz dört kardeştik. Annem iş yapmayı seven sorumluluk sahibi bir kadındı. Babamsa ne çalışmayı severdi ne de insanları. Babamın bu hâlinden hoşlanmayan annem, lafını hiç esirgemeyip onu kızdıracak sözler sarf etmek durumunda kalırdı. Bu yüzden evimizde üç öğün yemek yenirdi, bir öğün dayak. Bu gerilim ortamında annem, sevgi dolu olmasına rağmen, sevgiye duyduğum açlığı gideremedi. Babamsa ben dâhil, dört kardeşten hiçbi­rimize bu duyguyu yansıtmadı. Şimdi içimde büyük bir sevgisizlik var. Sevemi­yorum bir türlü. Bundan nasıl kurtulacağımı da bilmiyorum.’

Ben kendim, bu kadar sevgiye aç olarak büyümemiştim. Ancak lise yıllarında nedense sevgiyle ilgili kitaplardan pek hoşlan­mazdım.

Üniversite­de okurken âşık olunca, iş değişti. Birisi, diğerle­rinden çok farklıydı artık benim için. Onu görmeyince içimi bir sıkıntı kaplardı. Görebil­diğim zamanlarda ise o, karanlığa doğmuş bir ay gibi dururdu karşımda ve ben gecenin bütün kasvetini unuturdum.

Sonra şiir kaplar içimi, mısralar dizerdim peş peşe. Bu beni tam olarak rahatlatmaz, kendimi hikâye ve roman okumaya verirdim. İçimdeki duygular kıpır kıpırdı. Yerimde duramaz olmuştum.

Öncesinde bunların hiçbirini yaşamasam da artık her şeyin sevmekle başladığını sezmeye başla­mıştım.

Sonraki yıllarda, en alt katmandaki sevginin ürü­nü olan bireysel aşkın ancak başka sevda­­lara basamak olabilecek kadar bir değeri bulunduğunu anlamanın şaşkınlığı için­deydim.

Biraz olgunlaşıp yaratılışın özünü kavradıktan sonra varlık, insan ve Allah sevgisi öne geçti. Hayatı algılamam ve dünyaya bakışım değişti.

Yaşım biraz daha ilerleyince hep sevmem gerektiğini anlamıştım. Çünkü sevmezsem içim daralıyor, seversem gönlüme ferahlık geliyordu.

Birisiyle tartıştıktan sonra normal hayatıma devam edemiyordum. Ruhumu büyük bir acı kaplıyor, her şey anlamını yitiriyordu. İşin ilginci, haklı veya haksız olmamın da bir önemi yoktu. Eğer benliğime yenik düşer de sonraki vakitleri içimden onunla mücadele ederek geçirirsem, daha kaç gün devam edeceğini bilemediğim sıkıntıların kölesi olurdum.

Sevgisizlik, cenneti andıran bir yerde de olsa insana cehennemi yaşatır. Buna küçük bir örnek vermek istiyorum. Geçen yıl büyük bir heyecanla, bahar mevsiminde boğaza ayrı bir güzellik katan erguvanları görmek üzere eşimle birlikte evden çıktık. Yolda giderken sudan sebeplerle aramızda bir elektrik­lenme oldu. İçimizi husumet kapladı. Her ikimizin gönlü de boynu bükük lâleye döndü.

Amaçladı­ğımız yere varmıştık. Ancak yanı başlarında dolaşıp durdu­ğumuz hâlde erguvanları göremeden geri geldik. Bana her şey parçalı geldi. Boğazla erguvanları bütünleştiremedim. Eve dönüp kendine geldiğinde eşim de aynı şeyleri hissettiğini söyledi.

Anladım ki sevgi ortadan kalkınca gören gözler göremez olurmuş.

İşte sevmediğim ya da sevilmediğim böyle anlarda; önce gülmeyi unutuyordum, sonra diğerlerini. Canım hiçbir şey yapmak istemiyor ve ben değersizleşiyordum. Yediğim yemekler ve içtiğim sular, eski tadını kaybe­diyor; bozulan uyku düzenim altüst olan hayatımı içinden çıkılmaz hâle getiriyordu.

Ama ne zaman yüreğime sevgi yürür de bir bağışlama hissiyle kızgın olduğum kişinin gönlünü alırsam, zor nefes alınan ortamdan çıkıp oksijeni bol bir ormana girmiş gibi oluyordum.

Böyle anlarda sınırsız bir hürriyete kavuşuyordum. Sanki her şey yeni bir yüzle karşıma çıkıyordu. İçimi hoşnutluk kaplıyor; çirkinlikler, güzellik­lerde kayboluyordu. Gülü­cükler hiç eksik olmuyordu yüzümden. Her insan gibi ben de gülünce gerçek yüzüme kavuşuyordum.

Sonrasında büyük bir enerji ortaya çıkıyordu. Yorulmak nedir bilmiyor, çalıştıkça çalışı­yordum. Uykum düzeliyor, stresim azalıyor; kendimi cennette gibi hissediyordum.

Yaşadıklarım bana şunları öğretti:

Her şey sevmekle başlar ve ben severek insan kalabilirim.

Sevgiyle baktığımda varlık, bütünlüklü bir anlam kazanıyor. Bunu yapamazsam, her şey paramparça oluyor.

Karşımdakinin sevilmeye ihtiyacı olmasa da benim sevmeye ihtiyacım var. Çünkü seversem iyilik kaplıyor içimi, nefret edersem kötülük.

Bağışlanmak güzeldir, ama bağışlamak insanı daha hür kılıyor.

Ancak sevmenin esiri olarak sevgisizlikten kurtulabilirim.

Çiçek için su ne ise, insan için sevgi odur.

Mutlu­luğun oksijenidir sevmek.”

 

 


Bu Yazı 2517 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar