NAFTALİN KOKULU YILLAR
..        
Siz var ya siz;
Çocukluğunuz, bir Anadolu köyünde geçmişse beni daha iyi anlayabilirsiniz. Daha da iddialı olsun, sabredip yazımı sonuna kadar okursanız, kendinize ait siluetler görür; unutulmaya yüz tutmuş birçok hatırayı yâd edebilirsiniz. Yeter ki eski(meyen) bir sandıkta sakladığımız naftalin kokulu hatıraları biraz karıştırın!
Yapıp-yazdıklarımı anlamsız bulabilirsiniz; saygı duyarım, ancak ben içimdeki çocuğu ve onun maceralarını yazdım. Hem öyle dememişler mi? “ Her insanın içinde bir çocuk vardır.”diye.
Siz var ya siz; eğer,
Toprak damlı evlerin kerpiç duvarları arkasında saklambaç oynadıysanız; köy meydanını camiye bağlayan yolda, içine saman doldurduğunuz kalın gübre çuvalı ile karda kaydığınız için köy muhtarı ve öğretmeninizden sayısız azar işitmişseniz, daha da iyi anlaşırız.
Annenizin, kibrit ya da gazyağı alırım ümidi ile biriktirdiği yumurtaları satarak, hayallerinizi ve rüyalarınızı süsleyen futbol takımının çubuklu- formasını aldıysanız; ailenizde bulunan tüm fertler tarafından - fikirsiz - olarak yaftalandıysanız, yine anlaşırız.
Bahçenizin en değerli(!) varlığı, bir ağaç şeftaliyi beklemekle görevlendirildiğinizde; bahçe komşunuzun çocukları tarafından keşfedilen şeftali fobiniz yüzünden, müdahale edemediğiniz için gelip gelip yedikleri şeftalide bir tek bile bırakmamışlarsa; derdinizi ailenize anlatmaya kalktığınızda da ''işten kaçmakla'' suçlanmışsanız;
Önünüze katılan üç sığırı sabah sağlam alıp; akşama ekmek torbanızla döndüyseniz; aileniz bu durumu ''Bizim turist gelmiş” diyerek karikatürize etmişse yaklaşın, yaklaşın! .İnanın bana, sizinle paylaşacağım çok hatıram var.
Ortaokul yıllarınızda hiçbir gün servise kravatlı gitmemişseniz; her seferinde, sizi laf işitmesin diye kravatınızı yetiştiren anneniz:''Eğer ben genç yaşta ölürsem sebebi budur, benim ciğerimin yağını eriten de budur '' demişse de anlaşırız.
Elden düşme ilk kunduranızı, bayram namazında afi ve cakalı olayım diye kazan karası ile boyayıp, tereyağı ile cilalamışsanız; bu durumu sır- olarak paylaştığınız arkadaşlarınız:''Tereyağı her şeye lezzet katıyor, senin ayakkabılarda da aynı lezzeti verdi mi?'' diyerek kahve önünde ifşa etmişse; yaklaş bana kardeşim.
Kardan adam yapıyoruz bahanesi ile Harman Yeri'ndeki evin hanımı Rabia Teyze'mden havuç, zeytin istemişseniz; ( havuçtan burun, zeytinden göz yapacakmışız) ancak Rabia Teyze durumu anlamışsa ve ''Açsanız oturun da bir şeyler yiyin''demişse; arkadaşlarınızla birlikte oturduğunuz sofraya kıtlık getirmişseniz; o güzel teyzeniz ''Çocuklar bir daha bizim mahallede kardan adam yapmayın; böyle giderse bizim buğdayımız yetmeyecek!'' demişse çoook güzel anlaşırız.
Sadece Salı günleri yayınlanan Türk filmini (illâki! ) izlemek için gittiğiniz televizyonlu evin sahibi tarafından değişik kombinezonlarla “Niçin geldiniz kardeşim?” demeden, ancak her türlü aşağılama ile karşılaşmışsanız;
Harman yerinde gece yatıya kalmışsanız; Ağustos böcekleri ile sazlıktaki kurbağaların birbirlerine inat konserlerini dinlemişseniz; gecenin sessizliğinde uzandığınız yatağınızda ailenizde bulunan herkese yıldız seçip en güzel yıldızı kendinize ayırmışsanız; yorgunluktan uyuyakalmışsanız; çiğ ve toprak kokulu sabahlara kalkınca yanınızda bulunan en büyük kişiye ''Yıldızlar da uyumuş mudur?''demişseniz, o kişi de anlamsız bakışlarla sizi baştan aşağı süzmüşse, daha iyi anlaşırız.
Yatılı okumuşsanız; arkadaşlarınızla katıldığınız yastık savaşlarında, hasmınız! için siper aldığınız bir anda kapıdan içeri giren belletici öğretmeninize yastığı vurmuşsanız; öğretmeniniz: ''Yarın görüşürüz.''demişse; ertesi gün çağırmışsa; ezile büzüle yanına girmişseniz, biraz öfkeyle ''Görüşürüz demiştim, görüştük. Bir daha böyle oyunlar oynamayın. Haydi, doğru sınıfa! Demişse yine de anlaşırız.( Çok değerli öğretmenimin verdiği bu ders, dayak ve kötü sözden beter etki yapmış; hayatımda yaptığım yanlışlar içinde bana çok şeyler öğreten tek yanlış bu olmuştur, diyebilirim.)
Anadol marka taksilerin kaportalarının samandan yapıldığını en az yüz kere duymuşsanız; bu nedenle bazı arabalardan kopardığınız parçaları sahipsiz eşeklere atmışsanız.
Marangoz atölyesinin kurumlu sahibinden bin bir yalvarma ile aldığınız tahtadan yaptığınız tabanca ile Baretta gibi sol elinizle ateş ettiyseniz; köyün kötü karakterli! Çocuklarına Ceyar (JR) lakabını takmışsanız;
Fahrettin CÜREKLİBATUR' UN (yani Cüneyt ARKIN'ın-Pravvo! Siz de bildiniz… ) Eskişehirli olduğunu; asıl mesleğinin doktorluk olduğunu; kaleden kaleye atlarken kullandığı ayakkabıların özel mamul ve yaylardan oluştuğunu biliyorsanız;
Köyün gözbebeği VHS marka videonun bulunduğu kahvenin çırağına değişik şantajlar = ikna yöntemleri uygulayarak ( Mesela; “ Seni hiçbir maçta oynatmayız.” gibi) Bulut ARAS ve Hülya SÜER'in rol aldığı “CEREN” isimli filmi sayısına bereket seyretmişseniz ve her seferinde kavuşamayan âşıklara siz de yana yakıla ağlamışsanız;
Merhum Hüseyin PEYDA, Merhum Erol TAŞ, Süheyl EĞRİBOZ(Sütçü), Nuri ALÇO gibi sanatçılara karşı antipatiniz varsa ( Nedense!)
Ayhan IŞIK'IN bir yaz günü güneş banyosu yaparken öldüğünü duyunca “Sayısız kederler içinde” kalmışsanız.
Muhammed Ali CLAY' ı sahiplenerek, yapacağı unvan maçlarını izlemek amacıyla gece 04.00 a kadar köy kahvesinde duman altı olduysanız;
Milli maçları izleyebilmek için, yurtta nöbetçi olan öğretmeni ikna amacıyla etrafında pervane olup bin bir takla attıysanız;
Hurma çekirdeklerinden nazarlık yapan annenizin, hacı ziyaretleri öncesi sizleri aldığı hizmet içi kurslarda “Hacı evinde elde edilen hurma çekirdeklerinin zayi edilmeden annenize iletileceği” hususunda sayısız uyarı aldıysanız;
Esmeray'dan “GEL TESKERE” ve Beş Yıl Önce On Yıl Sonra Grubundan “Dönme Dolap”; Urfalı İbrahim TATLISES'TEN ise “Ayağımda Kundura” adlı şarkılarla büyüdüyseniz;
Köyün en sote yerindeki tarlada iki bisküvi bir lokum veya Uludağ gazoz için ölümüne maçlar yaptıysanız;
Hasret yakıyorsa, iğne acıtıyorsa, tarhanayı seviyorsanız yine de anlaşırız.
Daha ne diyeyim kardeşim. Nefes alıyorsan, yaratılmışsan, insansan... “Yaratılanı, Yaratan'dan ötürü sevmek ''bizim özümüzde var. Sadece bunun için bile anlaşırız.
Siz var ya siz! Gözünüz aydın! Siz de benim gibi 80 li yıllarda ilk gençlik yıllarını yaşamış; varlık ve yokluğu bir arada görmüş “ŞANSLI” bir nesilsiniz. Ah siz var ya siz; iyi ki varsınız.
Sizinle anlaşmamız için çok sebep var. En önemli sebep de “Naftalin Kokulu Yıllar” Anlaşabildik mi?

Bu Yazı 2058 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar