Nasıl Konuşulur?
..        
İnsanoğlunu hayrette bırakan birçok şey vardır. Kendince olağan ve olağanüstü diye oluşturduğu iki sınıftan ikincisine girenlere hayret eder. Tabii herkesin kendine göre bir olağan ve olağanüstü kriteri vardır. Kimisi için olağanüstü olan harika bir şey başka birisinin hiç dikkatini bile çekmeyebilir. Her ne kadar böyle farklılıklar olsa bile yine de insanı hayrette bırakan hususlar birbirine yakın özellik arz eder.
Örneğin benim hayret ettiğim hususlardan biri, şu her zaman bakıp da görmekte zorlandığımız, beraberinde olduğumuz halde fark etmediğimiz, çoğu zaman uzun uzun inceleyip de inceliklerine nüfuz edemediğimiz, düşünen, sevinen, üzülen ve farkına varabilen... insandır. Aslında kısaca insan demek yeterli olurdu. Çünkü bütün bu sıfatlar insan ismi altında toplanıyor. Veya bu sıfatları sayfalarca uzatmak da mümkün. Çünkü insan saymakla kolay kolay bitirilemeyecek sıfatlara sahip mükemmel bir varlık.
Aslında sadece “insan” değil, insanın sahip olduğu birçok özellik de beni hayrette bırakır. Bunlardan sadece “konuşma” özelliği bile başlı başına bir araştırma konusudur.
Sahi insan nasıl konuşur? Ses tellerinin titremesiyle mi?
Diğer canlıların birçoğunun da ses teli var ve ses tellerinin titremesiyle ses çıkarırlar. Ancak onların sesleri insanınki gibi hem “karmaşık” hem de “sistemli” değil.
Ağzı hareket ettirmekle mi?
Eğer ağız hareketiyle konuşmak oluşuyor olsaydı herhalde en fazla yemek yerken konuşurduk. Ki böyle bir durumda özellikle yalnız başımıza yemek yediğimizde, bizi uzaktan görenler herhalde pek de haz duyarak seyretmezlerdi.
Konuşmak insana mahsus olan, sadece ses, ses telleri, ağız hareketiyle değil; birçok unsurun bir araya gelmesiyle oluşan komplike bir özelliktir. Papağan gibi bazı hayvanlarınki konuşmak değil sadece bir ezber ve tekrardan ibarettir. Ezber kapasiteleri de birkaç kelimeden öteye geçmiyor.
“Konuşma eylemi yüzlerce kasın, saniyenin çok küçük bölümlerinde, enfes bir eşgüdümle çalışması sonucu gerçekleşiyor. Önce beyinde konuşulan dile göre bir düşünce formüle ediliyor, sonra beynin konuşma merkezlerini içeren bölge harekette rol alacak kaslara gerekli emri veriyor. Şaşılacak olan, bu kasların her birinin sıralarını bilmeleri, arka arkaya harekete geçerek harfleri, heceleri, kelimeleri, cümleleri oluşturmaları ve ortaya bir ses çıkarmasıdır.”
Bu bilgiler yıllar önce okuduğum ve çok etkilendiğim Hayata Yeniden Başlamak isimli kitapta yer alıyor. Şu an sahip olduğumuz ama kıymetini bilmediğimiz bazı nimetlerin sıralandığı bu kitapta sesin oluşmasının teknik boyutu bu şekilde izah ediliyor ve “Konuşmanın teknik anlatımını yapabilmek veya ne kadar rahat yaptığımızı söylemek kolay olabilir” deniyor. Oysa başımıza gelen bir sıkıntıdan dolayı bir anlığına konuşamadığımızı düşünürsek konuşmanın ne kadar büyük nimet olduğunu anlayabiliriz. Düşünsenize anlatmak istediğiniz çok şey var ama anlatamıyorsunuz. Her zamanki gibi konuşmaya çalışıyorsunuz ama ses diye bir şey çıkmıyor. Böyle bir durumda dünyamız ne kadar karanlık olurdu!
Bir de her insanın ses tonuna ayrı olması, kiminin hızlı kiminin yavaş konuşması, konuşma özelliklerinin ayrı olması, şivelerin farklılığı vs. vs. gibi hususlar var ki bunlar da sesi özel kılan diğer özelliklerdir.
İşte sadece bir ses ve konuşmadan yola çıkarak bile anlıyoruz ki bu özellikler kendiliğinden oluşmuş yahut bazı sebepler vasıtasıyla meydana gelmiş yahut tabîi olarak meydana gelmiş değildir. Kasıtlı bir “verme” neticesinde insanda var olmuştur.
Evet insanın konuşma özelliği, insanı hayrete düşüren sayısız harikalıklardan birisidir. Eskiler “Allah hayretinizi arttırsın” derlermiş. Çünkü aslında hayret edilecek çook şey var ama insana normal gelmeye başladığından dolayı basit bir şeymiş gibi görülüyor. Allah'ın hayretimizi arttırmasındaki kasıt, bu hayret edilecek mükem- mellikte olan nimetlerin farkına varmamız ve onların geldiği mercii bilmemizdir.
Yazımızı yine aynı kitaptan bir bölümle sonlandıralım:
“Hiç düşünmeden, yorulmadan, tasarlamadan, enerji harcamadan her dakika yapabildiğimiz ve belki de ölene dek yapabileceğimizden şüphe etmediğimiz konuşma eylemi, aslında son derece kompleks bir olaylar dizisi sonucu ortaya çıkıyor. Vücudumuzun her organında aynı düzeni ve disiplinli çalışmayı görmek mümkün. Her şey olması gerektiği gibi ve her şey tam olması gereken yerde...
Gözlere sahip olmak gördüğümüz anlamına gelmez. Leonardo da Vinci'nin dediği gibi 'saper vedere' yani görmeyi bilmek...
İşte varoluşumuzu anlamlı kılan budur: algılamak ve kavramak...”

Bu Yazı 2513 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar