Ne Kadar Sabırlıyız?
05.09.2015        

NE KADAR SABIRLIYIZ?

Mehmet Paksu

 

 

 

İmanın iki şubesi vardır: Biri sabır, diğeri şükür.

Sabır, teslim olmaktır. Allah’tan gelen her şeye gönül rıza­sıyla katlanmaktır.

Şükür de nimetin değerini bilmek, memnun olmak, mem­nuniyetini her haliyle ifade etmektir.

Sabır, insanı feryat etmekten, dilini şikâyet etmekten, hırçın ve huysuz bir karaktere sahip olmaktan uzak tutmasıdır.

Sabır, insanı üstün bir ahlâk sahibi yapar. Aceleci olmaktan, öfkeyle kalkmaktan, kırıp dökmekten alıkoyar.

Sabır, insanı çirkin ve zararlı işleri yapmaktan uzaklaştırır.

Sabır, insana verilmiş büyük bir güçtür. Bu güçle insan saraylar da inşa eder, bunun karşısında şehirler de yakabilir.

Sabır, kulun başına gelen bela ve musibetlerin Allah’ın takdiriyle olduğunu itiraf etmesi ve mükâfatını yalnızca Allah’tan beklemesidir.

Sabır, insanın yüzünü ekşitmeden acıları yudumlamasıdır.

Hikmet ve söz eri Hasan Basrî der ki:

“Allah katında iki yudumdan daha hoş bir içecek yoktur.

“Birincisi: Acıklı ve üzücü bir musibetin gam ve kederini yutup onu güzel bir şekilde savmaktır.

“İkincisi de: Öfkeyi yutup onu hilm ve yumuşaklıkla savmaktır.”

Maneviyat uzmanı Zünnun-u Mısrî de sabrı tanımlarken şöyle der:

“Sabır, insanı yasaklardan uzak tutar. Belanın acılarını yudumlarken sükûnetini ve vakarını muhafaza eder. Fakir düştüğünde de zengin görünmesini sağlar.”

Sabır üç çeşittir:                  

1. Günahlara girmemek için gösterilen sabır. Bu sabır takvadır.

2. İbadetleri işlemek için gösterilen sabır. Bu sabır tevekküldür.

3. Musibetlere karşı gösterilen sabır. Bu sabır insanı İlâhî sevgi makamına ulaştırır.

Sabır, günlük yaşantıda yerinde kullanılırsa düzenli bir hayatı ve kalıcı bir huzuru getirir.

Sabır, musibetin ilk anında edep ve ciddiyeti muhafaza etmektir.

Sabır, insanın musibetlerin hücumuna alışmasıdır.

Sabır, insanın musibetler karşısında canlı ve dinç durabilmesidir.

Sabır, kişinin musibeti olgunlukla ve soğukkanlılıkla karşılamasıdır.

Sabır, insanın güçsüz kaldığında Yaratandan yardım istemesidir, Ona sığınmasıdır, Onun rahmetine yönelmesidir.

Sabır, kıtlıkta ve bollukta kulun imanında bir değişikliğin olmamasıdır. Her iki halde de gönlünü hoş tutmasıdır.

Rabia-i Adeviye’nin dediği gibi, “Allah’ın sana nimet verdiği zaman sevindiğin kadar musibet de verdiği zaman da sevinebiliyorsan, gerçek imanı elde etmişsin demektir.”

Musibet gelmeden afiyetten daha iyi bir nimet olmaz. Musibet gelince de sabırdan daha büyük bir lütuf bulunmaz.

Sabır, kadere itiraz etmemektir. Sabır, musibetleri insanlara değil, Allah’a açmaktır, ona arz etmektir, ferahı ve süruru Ondan beklemektir.

Nefis bir binektir, insanı ya Cennete taşır veya Cehenneme sürükler. Günaha ve haramlara sabretmek, sonunda gelecek azaba sabretmekten daha kolaydır.


Bu Yazı 2621 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar