Neden İsrail Bu Kadar Acımasız?
..        

Bu soru tıpkı, “Neden canavarlar masum canlıları acımasızca parçalarlar?” sorusuna benziyor. Ama bu ifade bile İsrail'in yaptıkları ile örtüşemez. Zira İsrail bir din devletidir ve tahrif edilmiş dinleri, onlara böyle davranmaları gerektiğini emrediyor. Müslümanlara eziyet etmeyi bir ibadet olarak görüyorlar ve işledikleri zulümlerden asla kalpleri ürpermiyor ve merhamet duyguları etkilenmiyor.

Tahrif edilmiş Tevrat'ta, güya Allah'ın kâinatı Yahudiler için yarattığı ve diğer bütün insanları ise onlara köle olarak yarattığından bahsedilir. Bu yüzden kölelerin efendilerine kayıtsız şartsız itaat etmeleri gerekir. Eğer itaat etmezlerse, onlara her türlü işkence ve eziyeti çektirmek Yahudilerin hakları olduğu telâkki ediliyor. Yine tahrif edilmiş Tevrat'ın başka bir ayetinde “onların; yani senden olmayan Müslümanların kollarını taş ile kıracaksın” deniliyor. Yani bu uydurma ayet, Yahudilere bu tür cürümleri işlemelerini teşvik ediyor ve onlar da bu eylemleri bir ibadet olarak yapıyorlar. Zira Yahudiler dinlerine son derece bağlıdırlar ve böyle yapmakla; yani dinlerinin emirlerini yerine getirmekle kendilerini mutlu hissediyorlar. Gerçi kıyas edilemez, ama nasıl ki biz Allah emrettiği için kurban keseriz ve kurbanlıkların çırpınmaları bizi bu ibadetten alıkoyamaz ve yine Hz İbrahim, oğlunu keserken sırf Allah'ın emri olduğu için kesmeye kalkışmıştır, aynen öyle de Yahudiler de bu zulümleri bir ibadet aşkıyla yapmaktadırlar. Bu yüzden, onlardan merhamet beklemek ve işledikleri zulümleri sonlandırmalarını ummak abesle iştigaldir.

Bir zaman bir arkadaşımdan bir olay dinlemiştim. Arkadaşıma da tüccar olan bir yakını anlatmış. Bu tüccar, birkaç arkadaşıyla ticarî bir amaçla Tel Aviv'e gitmişler. Otele yerleşmişler. Odaları zemin kattaymış. Tam biraz uzanarak dinlenmek istemişler ki, camlara taşlar atılmaya başlanmış. Camdan dışarı bakmışlar ama kimseyi görememişler. Tekrar uzanmışlar yine taciz taşları atılmaya başlanmış. Birkaç kez böyle tekrarlanınca odalarından çıkarak neler olup bittiğini öğrenmek istemişler. Zemin kattaki lobiye varınca İstanbul'dan tanıdıkları bir Yahudi ile karşılaşmışlar. Olanı biteni ona anlatmışlar. Yahudi yüzünü ekşitmiş ve “Boşuna uğraşmayın, sizin mutlaka Müslüman olduğunuzu anlamışlardır. Burada Müslüman'ı taciz etmek; ona rahatsızlık vermek bir ibadettir. Siz en iyisi üst katlara taşının!” şeklinde tavsiyelerde bulunmuş.

Şimdi böyle bir saplantı içinde olan bir milletten başka ne bekleyebiliriz ki? İsrail'in bu kadar acımasız davranması büyük ölçüde bu taassuptan kaynaklanıyor. Ancak başka tali sebepler de var. Ayrıca kaderin payını da göz ardı etmemek gerekir. Osmanlı’dan koparak devlet kurmak istemeleri ve Osmanlı askerlerine yapılanlar, Hamas ile El Fetih'in İsrail'i bırakıp birbirlerine düşmelerinde yine Kader-i İlâhi'nin adaleti var. Ancak bütün bunlara rağmen, bizler Osmanlı torunları olarak Filistin'in yanındayız ve asla zulme taraftar olamayız. Zira zulme en ufak bir meyil bizi de ateşe atmaya önemli bir sebeptir. Bu yüzden, İsrail'in bu saldırılarını haklı gösterecek hiçbir emareyi kabul edemeyiz. Bizim yapacağımız en önemli şey Allah'a sığınmak, dua etmek ve Filistinli kardeşlerimize maddi ve manevi destekler sağlamaktır. Gerçi maddi destekler de pek ulaşamıyor ancak manevi desteklerimizi esirgememeliyiz.

DÜNYANIN ERGENEKON'U İSRAİL

Tam yerinde bir benzetme. Bu sıralar İsrail için bu türden benzetmeler yapılıyor. Zira dünyada ne kadar kaos, terör hadisesi ve anarşik faaliyetler, krizler vs olumsuz olaylar varsa, perde arkasında fanatik Yahudiler; yani Siyonistler vardır. Dünyada “münafıklık” ve “nifak” müessesini icat eden bu topluluk, sayıca çok az olmasına rağmen, ekonomik ve dolayısıyla siyasî güç bakımından dengeleri değiştirecek derecede güçlüdürler. Bu yüzden “Siyon liderlerinin Protokolleri”nin birincisinde “Bizim hakkımız kuvvette yatar, mücerret bir düşünce olan “hak” kelimesi hiçbir şey ile ispat edilemez. Bu kelimenin manâsı şundan başka bir şey değildir: İstediğimi bana ver ki, onunla senden kuvvetli olduğuma dair delil sahibi olayım!”. Yani bütün gücün kendisinde olduğunu düşünen Siyonistler, başkalarında en ufak bir güç kaynağının bulunmasına asla tahammül edemezler ve o gücü bertaraf etmek için daha büyük bir güç kullanmayı kendilerinin hakkı olduğunu savunurlar.

Bu bağlamda, yine birinci protokolde kendilerini şöyle haklı göstermeye çalışırlar: “Bizim devletimiz (İsrail), bu sessiz işgal yolunda ilerlerken körü körüne itaat meydana getirmek için lüzumlu olan dehşet havasını sürdürmek hususunda harp korkusunun yerine daha az fark edilebilen fakat daha tatmin edici olan ölüm cezasını koyma hakkına sahip bulunmaktadır. Adil fakat merhametsiz şiddet, devlet kuvvetinin en büyük amilidir. Sadece menfaatimiz için değil, aynı zamanda vazifemiz icabı! olarak ve zaferimiz için şiddet ve yapmacık programını devam ettirmeliyiz.

Yukarıdaki protokolde görüldüğü gibi, İsrail'in parolası “kuvvet” ve “yapmacık” tır. Yani münafıklıktır. İşte bu yüzden, Olmert, üç gün önce başbakanımıza saldırmayacağına dair söz verip, ülkesine döndükten sonra Gazze'yi cehenneme çevirebilmiştir. Yani bu politika onların devlet politikasıdır.

Adeta dünya ile alay eden, BM Güvenlik Konseyi'nin hiçbir kararına uymayan ve hatta Lübnan'daki BM askerlerini bile fütursuzca öldürebilen İsrail'i dünyada alt edebilecek hiçbir devlet yoktur. Zira ABD bütün gücüyle arkasındadır ve dünyanın en gelişmiş silahlarına sahiptir. Peki, bütün bu yaptıkları yanına kâr mı kalacaktır? Hayır asla! Bediüzzaman'ın dediği gibi, “Zalimler için yaşasın cehennem!” Onların bu dünyada hesabı görülemez. Elbette Allah isterse altını üstüne getirir; ancak bu hikmetine uygun düşmez. Allah imhal eder; yani mühlet verir, ama asla ihmal etmez. Er ya da geç bu zalimlerin hesabını ancak Yüce Mahkeme sahibi olan Kahhar-ı Zülcelal görecek ve mazlumların hakkını bu zalimlerden alacaktır.


Bu Yazı 3703 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar