Nefis ve Mallarımızı Allah’a Satmak
..        

“Muhakkak, Allah müminlerden nefisle- rini ve mallarını cennet mukabili satın almış bulunuyor.” mealindeki âyet-i kerimeyi nasıl anlamalıyız?

Nefis denilince insanın zâtını anlıyoruz, mal denilince de zâtın tasarrufuna verilen emanetleri. Bir başka ifadeyle, “nefis” insana ihsan edilen dahilî nimetleri; “mal” ise haricî nimetleri temsil etmekte. Her ikisi de insanı ya alâ-ı İlliyyîne çıkaran yahut esfel-i safiline düşüren imtihan âletleridir.

Âyet-i kerimede nefisten başlandığını dikkate alarak nefsimiz üzerinde biraz duralım. İnsan aklı, fizik ve kimyadan, ticaret ve ziraattan, kumar ve soyguna kadar her şeyde istimal edilmeye müsait. Bunların bir kısmı insanı yükseltirken, diğerleri alçaltır.

İnsan kalbi bir umman. İman ve küfürden, adalet ve zulme, tevazu ve kibre, itaat ve isyana, muhabbet ve nefrete, af ve intikama ve daha nice müspet ve menfi mânâlara açık. İnsanın alâ-yı illiyyîne yükselmesinde yahut esfel-i safilîne yuvarlanmasında en büyük pay onun. Kalbe bağlı lâtifeler, hisler bedenin organlarından çok. Bunlar da insanı ya yücelere çıkarır yahut çukurlara düşürür.

Sevgiden başlayalım. İnsan bu his ile, ya Rabbini ve Mevlâsını sever, yahut nefsini ve menfaatini. İşte birinci hâl yükseliş, ikincisi çöküştür.

Bir diğeri, “endişe duygusu.” İnsan, ya maddî ve dünyevî problemleri kendisine dert edinir, bunların endişesiyle ruhunu perişan eder. Yahut, bu dünya yolculuğunun cehennemle son bulma endişesi onu durmadan çalışmaya, gayrete ve duaya sevk eder. Birincisi, aşağıların aşağısı, ikincisi yüceler yücesidir.
Beş duyumuz da bu ölçüye vurulmalı. İnsan bunlarla sâlih amel de işleyebilir, isyan ve günah da. Birinciler, insanı en ileri makamlara, ikinciler ise en derin azaplara hazırlar.

Nur Külliyatında, bu ayetin tefsiri yapılırken bir temsil getirilir ve temsilin bir yerine de şu mesaj yüklenir. “Hem o fabrikadaki âletler benim namımla ve benim tezgâhımda işlettirilecek. Hem fiyatı, hem ücretleri birden bine yükselecek.” (Sözler)

Buna göre nefis ve malımızı Cenab-ı Hakk'a satmamızdan maksat, bunları Onun rızası istikametinde kullanmaktır. O zaman bunların kıymet kazanmasıyla biz de kıymet kazanırız. Ve bu satışın bedeli cennet olur.

Toprak ve su Allah'ın bir fabrikası olan ağaca girdiklerinde, öteden muz olarak çıkıyor ve büyük bir kıymet kazanıyorlar. Aynı şekilde, otu inek denilen bir canlı fabrikaya veriyoruz, et ve süt elde ediyoruz. Şeker pancarı, fabrikadan şeker olarak çıkarken, çiçek tozları kovanda bal oluyorlar.

İnsan, etrafını saran böyle sonsuz ibret tablola- rından ders alarak nefis ve malını, Rabbinin emir tezgâhına soksa, alâ-yı illiyyin denilen o üstün ma- kama erecek ve cennet ehli olma şerefine kavuşa- caktır.
“Kim İhlas Suresini bin defa okursa kendini Allah'tan satın alır” hadisinde geçen, "kendini Allah'tan satın alır" ne demektir?
Bu konuda farklı iki rivayet şöyledir: Hz. Huzey
fe anlatıyor; Hz.peygamber(a.s.m) şöyle buyurdu: “Bir kimse sabahladığında bin defa 'Kul Huvellahu Ahad/İhlas Suresini' okursa, kendini Allah'tan satın almış olur.”(Kenzu'l-Ummal, h. No: 2664).Abdullah b. Abbas anlatıyor;
Hz.Peygamber (a.s.m) şöyle buyurdu:
“Bir kimse sabahladığında bin defa “subhanella- hi ve bi hamdihi” duasını okursa, kendini Allah- tan satın almış olur.”(Mecmau'z-Zevaid, 10/113).
“Kendini Allah'tan satın almak” ifadesi mecaz bir ifadedir. Günahları sebebiyle insanlar, Allah'a hesap vermek zorundadır. Suçun karşılığı ise cezadır. Bu gibi duaları okuyan kimse, öyle bir sevap kazanır ki, “Allah'ın affına mazhar olur, cezadan kurtulur” gerçeğinden kinaye olarak “kendini Allah'tan satın alır” ifadesi kullanılmış- tır.
“Herkes / her nefis kazançları / yaptıkları işler karşılığında bir rehindir”(Tur, 52/21; Müddessir, 74/38) mealindeki ayetlerde ifade edildiği üzere, herkes yaptıklarından ve elde ettiği nimetlerden hesap vermediği sürece onun karşılığında rehin olmaya devam edecektir. Rehin olmaktan kurtulmak, “kendini Allah'tan satın almak” anlamına gelir. Hadislerde kullanılan bu gibi ifadeler, söz konusu virdin kazandırdığı sevabın çok fazla olduğundan kinayedir.

Okunan dualara verilen sevaplarla ilgili rivayetler var. Dualara va'dedilen netice ve sevaplara kavuşmanın şartları nelerdir? O duayı her okuyan o sevabı alabilir mi? Salat-ı tefriciyye hakkında bilgi verir misiniz?

Öncelikle şunu ifade etmek gerekir:
Dua etmek bir ibadettir. İbadet ise Allah emrettiği için ve yalnız Onun rızasını kazanmak adına yapılır. Faydalarını ve sonuçlarını ahiret alemlerinde göreceğiz ve alacağız. Fakat esas maksat olmamak, kasten istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faydalar; ikram edilen ve istenilmeyerek verilenler, bu ibadete zarar vermez. Çünkü, zayıflar için teşvike ve o duaları çokça yapmaya vesile olur. O faydaları düşünüp, şevke gelip, o duaları sırf Allah rızasını kazanmak adına, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür.
Soruya gelince:
Hadis ve dua kitaplarında geçen bu gibi sözlerin bazıları zayıf olabilir. Ancak son derece güvenilir olanları da vardır. Bu nedenle bu gibi sözlerin nasıl anlaşılması gerektiği üzerinde durmak istiyoruz:
1-Bir kaide vardır: Bir söz mutlak söylendiğinde en mükemmeli anlaşılır. Örneğin “insan” denilince akla peygamberimiz gelir. Fizikçi denilince en meşhuru aklımıza gelir. Bunun gibi Şu duayı okuyan şu sevabı alır sözünden aklımıza ilk gelecek olan o duanın zirvesidir, en son neticesidir. Yani bu duanın en mükemmel sonucu budur, anlamına gelmektedir.
2-Her sözün bazı şartları vardır. Örneğin bir arabanın katalogunda 200 hız yapabileceği yazılı olsun. Sadece bunun yazılmış olması o arabanın her zaman ve her sürücünün 200 yapacağı anlamına gelmez. Stabilize bir yolda, benzinine su karışmış, ön düzeni bozuk, gece vakti farları yanmayan veya başka yere bakan, üstelik de şoförü acemi olan bir araba aynı hızı yapmayınca bu sözün yanlış olduğu anlamına gelmez. Tam tersine söz doğrudur ama bazı gerekli şartları yerine getirilmediği söz konusudur. Bu nedenle araba bize fayda verecektir fakat istediğimiz hıza ulaşamayacaktır. Bunun gibi biz de Allah'ın yarattığı mükemmel ve canlı bir arabayız. Bu arabanın farları olan gözler, yedikleri, içtikleri, gezdikleri, düşündükleri, ayakları gibi her şeyiyle mükemmel olacak ki o duayı okuduğu zaman o neticeyi alabilsin. Demek ki söz doğrudur. Ancak o şartları yerine getirmek kaydıyla.
3-“Her çekirdek bir ağaçtır.” sözü doğrudur. Ancak her çekirdek bir ağacın programını taşıdığı halde şartlarına uyarak ekilmezse ağaç olamaz. Bunun gibi her duada insanı Allah'a götüren ve günahlarının silinmesine sebep olan bir sır vardır. Ancak çekirdek gibi olan bu sırrın açılması için de bazı şartlar lazımdır. İman, ibadet, niyet ve haramlardan sakınma gibi şartları yerine getiren onu ağaç gibi açacaktır. Geçmiş günahlarının silinmesine vesile olacaktır. Yoksa çekirdek olarak kalacak ve neticeye ulaşamayacaktır. Hatta hayatını yanlış yerde harcadığı için aynı zamanda sorumlu da olacaktır.
4- Doktora giden bir hastaya, teşhis konduktan sonra kendisine iki tane ilaç yazılır. Doktor ilaçların neler olduğunu ve nasıl kullanılması gerektiğini vurgu yaparak hastaya anlatır. Israrla: bu ilaçları yemekten önce sabah, öğle ve akşam birer tane alacaksın. Dediklerimi aynen tatbik edersen, bir ay sonra hiçbir şeyin kalmaz inşallah, diye tembih eder. Bunun üzerine, hasta ilaçlarını aldıktan sonra, doktorun tavsiyelerini titizlikle tatbik eder. Fakat kendisini hep aç bırakır. Soğukta dışarıda saatlerce dolaşır, soğuk alır. Sağlıklı olmayan suları içer. Geceleri uyumaz, sabahlara kadar gereksiz şeylerle meşgul olur. Dengesiz ve sağlıksız beslenme onun iyileşmesini engeller ve tekrar hastalanarak doktora gider. Doktorun odasına girdikten sonra sitem dolu ifadelerle: “Doktor bey, hani bir aya kadar hiçbir şeyim kalmayacaktı. Bütün ilaçları aynen dediğiniz gibi kullandım ama hiçbir şey değişmedi, daha da ağırlaştım” derse, bu itirazında ne kadar doğru ve haklı olabilir. Haklı olamaz. Zira bunlar zaten uymamız gereken temel konulardır.
Aynen öyle de, şu duayı okuyan veya şu nafile ibadeti yapan şöyle sevap alır, şundan kurtulur gibi rivayetler de bir ilaç gibidir. Namaz, oruç zekat gibi dinin temel meseleleri ise bizim maneviyatımız için ekmek, su ve hava gibi temel gıdalardır. Zina, içki kumar gibi haramlar da zehir, ateş, virüs gibi manevi hayatımıza zarar veren hastalıklardır. İbadetler yapılmak ve haramlardan sakınılmak şartı ile tavsiye edilen dua ve nafile ibadet tesirini gösterecektir. Aksi takdirde beklediği sonucu bulamayabilir. Faydası olsa da tavsiye edildiği kadar olmayacaktır. Sözün özü; ruhumuzun temel gıdaları alınmak ve zararlardan da sakınmak şartı ile tavsiye edilen dualardan, her mümin derecesine göre, netice elde edilebilecektir.
Ayrıca bu duaları bir defada okumak şart değildir. Farklı zamanlarda okumanın bir sakıncası olmadığı gibi, birden fazla kişi de okuyabilir.
(www.sorularlaislamiyet.com sitesi editörlü- ğünce hazırlanmıştır.)


Bu Yazı 5017 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar