Neler Oluyor?
..        
Onca imkân ve kolaylığa rağmen günümüz insanı her yerde burnundan soluyor. Bir kıvılcım her tarafı yakmaya yetecek sanki… Kocaman dünya insanlara dar geliyor…
Artık insanların birbirlerine tahammülü kalmamış, nedense! Kimse kimsenin kahrına katlanmıyor; iyiden iyiye sadece kendini düşünen bir toplum oluyoruz. Komşunun komşuya tahammülü kalmamış. Abi olanın kardeşe sevgisi; küçüğün büyüğe saygısı kalmamış. İşçi patrona; amir memura; memur halka; halk da birbirine düşman gözü ile bakıyor.
Sokaklar sanki savaş meydanı… Hele yollara çıkın ve hafif arabanızın camını aralayın… Bir anlık dalgınlığa korna sesleri ile tepki verebiliyor bir-çok insan… Sarı ışık yanmadan harekete geçip trafiği allak bullak eden mi ararsınız; kırmızı ışık yanmadan şu kavşağı geçeyim gayretinde olup kazalara neden olan mı?
Hepsinden bol miktarda mevcut…
Komşusunun tavuğu bahçesine girdi diye kavga eden mi ararsınız… Su sırası yüzünden birbiri ile kavga eden mi? Tarlayı kim sulayacak tartışmaları kanlı sonuçlar bile doğurabiliyor.
Köy kökenli olduğum için, bazı şeylerin eğitim düzeyi arttıkça düzeleceğini düşünüyordum… Ama bu düşüncemin artık fazla önemli olmadığını; doğru sonuç getirecek bir yaklaşım da olmadığın şehir ha-yatını yakından tanıdıkça öğreniyorum…
Hayır, niyetim taşra- merkez tipi bir kör dövüşünün ne tetikçisi olmak ne de gözü kapalı “bir tarafın” savunucusu ya da yargılayıcısı olmak. Ben, sadece iyiye ve güzele talibim.
Asıl niyetim bir zamanların örnek medeniyetini kurmuş bir milletin evlatlarının nelerden etkilenerek bu duruma düştüğüne dikkat çekmektir. Hakikaten neler oluyor bize? Ne olur şu sorunun cevabını biri-si versin bana… Neler oluyor? Nerede hata yaptık biz?Sadece sokaklar mı kavga gürültü sesleri ile dolu sanki? Hayır, nereye başınızı çevirseniz bu olumsuz durumu görebilirsiniz.
Örnek mi istiyorsunuz? Buyurun… Herhangi bir televizyonu açın… Sözüm ona tartışma programı adı altında kör dövüşü izleyebilirsiniz… Yarışma programı dedikleri bile “ihtiras yarışı” şeklini almış gitmiş.
Herkes bir birine nezaket içinde dinleme yollarını öğretiyor ama nedense konuşanı saygı kuralları içinde dinlemeyi kimse bilmiyor; biliyorsa bile dinlemeyi aklının ucundan bile geçirmiyor…
Statlar ise ayrı bir gariplik… Hangi yöne dönseniz kaybetmeyi bir türlü kabullenemeyen garip in-sanlar güruhu çıkıyor karşınıza… Parti kongreleri; yapı kooperatifi kongreleri; düğün alayları…
Her yeri kavga etmeye ya da saldırmaya meyilli insanlar doldurmuş, maalesef.
Dahası aileler kendi içinde kavgalı, gürültülü hayata tutunmaya çalışıyor. Kimse kimsenin hukukuna riayet etmiyor; “güçlü olan kazanır!” gibi garip, garip olduğu kadar da düşündürücü bir yaklaşımı kabul edip makul gösterme gayreti içine giriyor. Evin erkeği çocuklarını ve eşini kendisine yük gibi kabul ediyor. Ve sanki ulufe dağıtıyormuş gibi her seferinde bunu ima ediyor. (Keşke, ailesine rızk kazanmak için evinden çıktığı andan itibaren ibadet ediyormuş gibi sevap kazandığını bilse; bilmiyorsa birimiz anlatsa. Aynı şekilde annelerimiz de evde yaptığı her iş için ibadet sevabı kazanıyor.)
Son dönemin meşhur “okul kavgaları” ise üzerinde önemle ve dikkatle durmamız gereken bir durum arz ediyor. Yolunda gitmeyen bazı işlerin olduğunu görme zamanı geldi, geçiyor bile. Vaktinde atılmayan bir adımı sonra atılacak olan hiçbir adım telafi etmez.
Gencecik beyinlerin neleri eksik bırakıldı da sınıf arkadaşını öldürecek kadar hunhar bir kişilik kazandı? Hangi aşamalardan geçerek bu hale geldi? Bu mesele üzerinde lütfen ciddi ciddi düşünelim…
Moral değerlerini öğretmeden yetiştirdiğimiz insanı sokağa saldıkça sorun artıyor; çığ gibi hızla büyüyerek toplumu tehdit ediyor. “Kul hakkı” ile bu dünyadan göçmenin hangi zorlukları ihtiva edeceğini bilen bireyler yetiştirmemiz gerektiğini duyan- duymayan herkese buradan not düşüyorum.
Herkese bir polis bulunmayacağına göre vicdanlara koyacağımız polisler bu meseleyi kolaylıkla çözecektir.
Çözüm, gerçekten bu kadar kolaydır. Elimizi çabuk tutmazsak bir neslin mahvoluşunu seyrederken hiç bir şey yapmamış olmanın ayıbı hepimizin olacaktır. Ve bu ayıp, kimseyi de iflah etmeyecektir.
Burada tv izlerken şahit olduğum bir olayı nakletmem gerektiği düşüncesini taşıyorum. Bu olayı hangi tarihte izlediğimi de bilemiyorum.
Merhum işadamı Sakıp SABANCI bir Japon firmasına ait araba fabrikasını Gebze taraflarında kurmuş ve ilk araba da üretilmiş. Bu nedenle düzenlenen tören sonrası spiker bayan olaya biraz heyecan katayım düşüncesi ile olsa gerek “Ağam hayırlı olsun. İlk arabayı da ürettiniz. Neler hissediyorsunuz.
Bu konuda düşüncelerinizi almak isteriz.”dedi. Gel gör ki o neşeli ve güleç yüzlü ağa birden yüz hatlarını değiştirip “ Kızım, araba üretmişim, dünya benim olmuş neme lazım. Arabaya binecek bir evlat olmadıktan sonra.”dedi.
Ben de : “Yurdumuz önemli gelişmeleri yaşıyor olabilir. Çok güzel işler de başarmış olabiliriz. Ancak bu yurdu gönül huzuru içinde teslim edeceğimiz gençler olmadıktan sonra tüm bunlar neye yarar?”diyorum.
Şakaklarımızı ellerimizin arasına alıp düşünme zamanı geldi… Geç kalmayalım derim.

Bu Yazı 1661 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar