Nesl-i Ali Osman Gündüzalp mi Süleyman Şah mı?
17.03.2015        

NESL-İ ÂLİ OSMAN /  OSMANLILARIN NESEBİ

GÜZDÜZ ALP Mİ, SÜLEYMAN ŞAH MI?

Hasan Efe

 

 

21. yüzyıl Osmanlı tarihçiliğinin gösterdiği büyük gelişmeye rağmen, Osmanlıların özellikle ilk yüzyılıyla ilgili meseleler üzerinde hala birbiriyle bağdaştırılması güç, karşıt görüşler ve iddialar söz konusudur. Buna rağmen “Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu” meselesinin bir kara delikten ibaret olduğunu bilen tarihçilerin, kendilerini çekim alanından kurtarmakta zorlandıkları efsunlu bir cazibesi vardır.

Osmanlı’nın kuruluş devriyle ilgilenen tarihçiler, bir taraftan kılı kırk yararcasına bu dünyanın sırlarını çözmeye çalışıyorlar, bir yandan da bulgu ve yorumlarıyla süre giden tartışmalara katkılar, yeni boyutlar ekliyorlar. Osmanlı Devleti’nin kuruluşunun ilk yıllarını kaplamış bulunan kalın sis tabakasını aralamaya çalışıyorlar. Herkesi tatmin edecek bir neticeye varmanın kolay olmadığı anlaşılan bu tartışmanın tarih bilgilerimize katkıları şüphesiz ki çok büyüktür.

Osmanlı Devleti, Domaniç ve Söğüt’te ortaya çıktığında doğrudan doğruya bu döneme ait çağdaş kaynaklardan takip edilememektedir. İlk Osmanlı kaynakları, kendi dönemine çağdaş olmayıp kuruluş devrinden 100-150 yıl sonra yazılmıştır. İlk Osmanlılar kendileri hakkında hiçbir yazılı kaynak bırakmamışlardır, fakat günümüze ulaşan ilk Osmanlı kronikleri, 15.yüzyılın ikinci yarısına ait olmalarına rağmen, onların dünyası hakkında kesik manzaralar sunmaktadır. Ayrıca ilk dönemler hakkındaki anlatımlar 14. yüzyıla kadar uzanan sözlü gelenekten alınmıştır. O döneme ait doğrudan doğruya bir kaynak bugüne ulaşmamıştır; hal böyle olunca bu kaynakların muhtevası ve verdiği bilgiler de tartışma konusu olmuştur.

İlk Osmanlı tarihlerinin kuruluştan bir asır sonra kaleme alınmış olması, verilen kuruluş ve menşei ile ilgili bilgileri tartışmalı hale getirmiştir. Osmanlı’nın kuruluş tartışmalarında dikkat çeken en önemli konularından birisi Osmanlıların köken meselesidir. Osmanlı kaynaklarında Ertuğrul Gazi’nin babası hakkında bilgiler arasında bir birlik yoktur. Ertuğrul Gazi’nin babası olarak soykütük listelerinde geçen isimlerden birisi Gündüz Alp diğeri ise Süleyman Şah ‘tır.  Osmanlıların şeceresinin değişik şekillerde Oğuz Han’a, hatta Hz.Nuh’a kadar çıkaran tarihçiler, Ertuğrul Gazi’nin babasının adını iki ayrı şekilde belirtmişlerdir.

Osmanlı Devleti’nde ilk Osmanlı tarihini yazan Ahmedî’nin (1390), Yazıcızâde Ali’nin (1420), Enverî’nin (1464), Fatih’in sadrazamlarından Karamanî Mehmet Paşa’nın (1480), Ruhi Çelebi’nin (1511) kaleme aldıkları eserlerde Ertuğrul Gazi’nin babasının ismi Gündüz Alp olarak yer almaktadır. Şükrullah’ın (1465), Aşıkpaşazâde’nin (1484), Neşrî’nin (1485), Oruç b. Adil’in (1503) kaleme aldıkları eserlerde ise Ertuğrul Gazi’nin babasının ismi Süleyman Şah olarak yer almaktadır.

Süleyman Şah ismine ilk defa Şükrullah’ın 1465 tarihinde yazdığı Tevarih’inde rastlanır. Daha sonra Aşıkpaşazâde (1484), Bayati (1481) ve 1503’ten sonra Oruç’ta görülür.  Hoca Sadettin (ö.1536) Lütfü Paşa (ö.1564) ile bu hikaye devam eder. Bir çok farklı metni ve özellikle Anonim Tarihler’le Aşıkpaşazâde’yi (ö.1484) birleştiren Neşri’nin (ö.1520) giriştiği türdeşleştirme  ve düzeltme işlemlerinin ardından Süleyman Şah’lı gelenek resmileşmiştir. Neşri’den sonra, Süleyman Şah resmi olarak Ertuğrul Gazi’nin babası/Osman Gazi’nin dedesi olmuştur. Yani Süleyman Şah ile ilgili hikaye 1450’den sonra kroniklere sokulmuştur.

Aslında Süleyman Şah, 1074 tarihinde tarih sahnesine çıkan Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurucusu Kutalmışoğlu Süleyman Şah’tan başkası değildir. Gerçekten de Suriye’de bulunmuş ve Haleb yakınlarında bir savaş meydanında ölmüştür (1086). Habur’da boğularak ölen ve Silvan’da türbesi bulunan ise oğlu Kılıçarslan’dır (1107). Süleyman Şah ile oğlu Kılıçarslan’ın ölüm motifleri birbirine karıştırılmıştır. Burada garip bir rastlantı da söz konusudur; Osmanlıca’da Habur ve Caber kelimelerinin yazıları birbirine çok benzemektedir.

Süleyman Şah, Anadolu Türkleri arasında efsanevi bir şahsiyettir. Onunla ilgili hikayeler Türkler arasında akisler bırakmış, birbirine karışarak Osmanlılara kadar intikal etmiştir. Türk mezarı diye bilinen ve Osmanlı devrinde ecdat türbesi olarak hürmet gören ve Süleyman Şah’a atfedilen türbe aslında, kaleyi 1146 yılında muhasara ettiği sırada ölen Türk söylencelerinde ün salmış Urfa fatihi İmaddedin Zengi’ye ait olabilir. Ayrıca, Süleyman Şah hikayesinin sonradan Osmanlı tarih kaynaklarına girmesinde Osmanlıların XVI. yüzyılda  içinde bulundukları konjonktürel durumuyla ilgili olabilir. Osmanlılar, dönemin diğer beyliklerinden kendilerini farklılaştırmak,  saltanatın Selçuklulardan sonra Osmanlılara geçtiğini belirtmek, Selçukluların yasal mirasçıları olduklarını vurgulamak, meşru halef olduklarını göstermek, İslam dünyasında meşruiyet ve üstünlük sağlamak için bu yola başvurmuş olabilirler.

Süleyman Şah ve Gündüz Alp isimlerinin hangisinin doğru olduğu, bu ikisi arasında bir birlik olup olmadığı veya başka bir ismin varlığı gibi konular spekülasyon görünümünde olsa da,  Prof. İbrahim Artuk tarafından İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin depolarında bulunan Osman Gazi’ye ait bir sikkede “ Düribe Osman bin Eruğrul bin Gündüz Alp” epigrafik ibaresinin bulunması, Ertuğrul Gazi’nin babasının Gündüz Alp olduğu fikrini daha da güçlendirmiştir. Gündüz Alp’in Ertuğrul’un babası olduğunu doğrulayan diğer bir delil ise Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan birisinin adının Gündüz olmasıdır. Türk kültüründe aile büyüklerinin ismini koyma adetinin bir sonucu olarak, Ertuğrul Gazi babasının ismini yaşatmak için oğluna Gündüz ismini vermiş olabilir.

Bu konuda kesin hüküm vermemizi sağlayacak esaslı dayanaklardan yoksunuz ama   kesin bir yargıya varmamakla birlikte belgeler, bulgular ve deliller Ertuğrul Gazi’nin babasının isminin Gündüz Alp  ve mezarının Ankara Beypazarı-Hırkatepe köyünde olduğunu işaret ediyor.

 


Bu Yazı 4022 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar