Neyin Feryadı Hu Diyelim Daim
..        

2
"Bişnev in ney çün şikâyet mikûned"
"Ez cüdayiha hikâyet mikûned"
"Dinle bu ney, nasıl, şikâyet ediyor,
Ayrılıklardan hikâyet ediyor."
Hazret-i Mevlâna , Mesnevisine başladığı bu sözlerle Mevlevi musıkisinin temel sazı olan neyi, ilk onsekiz beyitinde ayrılığın , hasretin, gönül ateşinin, ilahi aşkın feryadı olarak anlatıyor. Bu huzur veren feryat ,neyin lâhuti sesiyle Hu diyerek dinleyenleri Hakka bağlıyor.
Milattan önce 2800-3000 li yıllara kadar uzanan geçmişiyle Ney yada Nay olarak isimlendirilen bu ilahi çalgı, Mevlevi musıkisinin temel sazı ve Türk müziğimizin en önde gelen enstrümanlarından birisidir . Yüzlerce yıllık geçmişiyle ,insan sesine en yakın sazlardan birisi , musıkimizin yegâne üflemeli aleti ve İlahî aşkın musıkiyle dillendirilmesinin aracı olması dolayısıyla kültür ve edebiyatımızda da ayrı bir yer tutar. İcra edenlere Neyzen veya Nayî denilmekte olup , icrası zor, icra edeni az, aşk,tevekkül ve sabırla yol alınabilecek bir sazdır.
Tabii bir malzemeden yapılmış olması sesinin de tabiiliğinin, baş sebebidir. Üç oktavlık bir ses sahası olan neyle her eseri icra etmek mümkündür. Ana malzemesi sazlıklarda yetişen kimi yerlerde kargı olarak da bilinen kamıştır.
Dokuz boğumdan oluşan neyde altısı önde biri arkada olmak üzere yedi delik bulunur. Ön yüzdeki delikler her boğuma iki adet olmak üzere sıralanır.Arka delik neyin ortası olarak beşinci boğumda yer alır.Boğumların mümkün mertebe eşit olması istenir.Kamışın sert ve sık lifli olması dayanıklılık ve ses güzelliğini sağlar.
Kamış tabi halde iken boğum araları kapalıdır. Bu boğumlar, ilk boğum hariç
kızgın bir demirle açılarak kamışın içi temizlenir. Sesin oluştuğu ilk boğum ise , tam olarak temizlenmeyip, bir iç halka görünümünde delinir, Günümüzde neyler, geliştirilmiş açkı aletleri ile kızgın demire hacet kalmadan açılmaktadır. Bu haliyle bir ney artık üflenebilir hale gelmiştir.Ancak daha kolay üflenebilmesi için Üflenen ucuna başpare denilen ve imkânlara göre , boynuz, fildişi ve sert ağaçlardan torna edilerek yapılan bir parça takılır. Yine ilave olarak çatlamayı önlemek için kamışın üst ve alt uçlarına parazvane adı verilen kamışı sıkıca saran bakır,gümüş ve altın gibi maddelerden yüzük ya da bilezik diyebileceğimiz metal koruyucular takılır.
Seslerine göre değişik boyları olan neylerde, ölçü olarak, Neyin tam boyu 26 birim alındığında ; arka delik ortaya ,yani 13 birim aşağıya gelir . Bu deliğin üç birim aşağısından ön delikler başlar. Her boğumda ikişer delik bulunmak üzere ,ön üst, birinci ve ikinci ve üçüncü deliklerin arası birer birim,üçüncü ve dördüncü deliklerin arası iki birimdir. Dört beş ve altıncı deliklerin arası yine birer birim, Altıncı delikten neyin alt ucuna kadar olan mesafe dört birimdir.
Bu delikler ;Arka delik , Aşiran perdesi olup, aşağıya doğru diğer ön delikler; Neva, Nim hicaz, Çargah, Segâh ,Kürdî ,Dügah perdeleri olarak adlandırılmıştır

Teknik ayrıntılarına fazla girmeden mevcut ney çeşitlerini şöyle sıralayabiliriz.
1-Bolâhenk
2-Bolâhenk-Sipürde Mâbeyni
3-Süpürde
4-Sipürde-Yıldız Mâbeyni (Müstahsen)
5-Yıldız
6-Kız
7-Kız-Mansur Mâbeyni
8- Mansur
9-Mansur-Şah Mâbeyni
10-Şah
11-Dâvud
12- Dâvud-Bolâhenk Mâbeyni
Bu kıymetli musıki aletimizle ilgili birde efsane vardır.
Peygamber efendimiz, Hazret-i Ali ile bir sohbetinde kimseye anlatmaması şartıyla ona ilâhî aşkın sırlarını nakleder. Ancak , Hazret-i Ali, öğrendiği sırların ağırlığını taşıyamaz ve kendini Medine dışına atar . Bir kuru kuyu başına geldiğinde artık tahammülü kalmaz ve bu sırları, suyu çekilmiş olan bu kuyuya döker. Kuru kuyu, bu sırlarla coşar taşar. Yeniden kavuştuğu suları sel olur çağlar. Bu suların bereketi ile kuyunun etrafında kamışlar boy verir.
Kuyuya suya gelen bir çoban, kamışlardan birini keser. Kestiği kamışın gövdesine çeşitli yerlerinden delikler açarak onu, üflediğinde ses verecek hâle getirir. Sonra dudaklarına götürüp üflediğinde kamıştan aşk ile feryatlar yükselmeye başlar. Kalbe haşyet ve heyecan veren bu sesler Peygamber efendimize kadar ulaşır. Durumu anlayan Peygamber efendimiz. Hazret-i Ali'ye verdiği sırrı sorar Hazret-i Ali: “Evet, yâ Resül Allah. O büyük sırrı kalbime sığdıramadım. Onu bir kuru kuyuya söylemeye mecbur kaldım.” diye cevap verir.İşte o zamandan beri, o kamış parçası, ilâhî sırların gerçeklerine tercüman olarak mübârekleşir Hû diyen nefeslerle nây , ney adı ile günümüze kadar gelir.”
Yazı, minyatür ve çizimler : Ahmet YILDIZ - 05 Mart 2006 - Kütahya


Bu Yazı 2131 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar