Niçin Bediüzzaman?
17.03.2015        

Niçin Bediüzzaman?

Yavuz Bahadıroğlu

 

 

 

* Sürekli savaşlardan, acımasız terörden, açlıktan, yokluktan, vurgundan, soygundan iyice bunaldığımız ve daha adil daha paylaşımcı bir dünya özlediğimiz için Bediüzzaman…

* Daha insani, daha vicdani, daha ahlaki, daha dürüst, daha sevgi dolu, daha kıble istikametli bir hayatı arzuladığımız için Bediüzzaman…

* Maddiyat öncelikli hayat anlayışının ürettiği sorunlardan, mesela yolsuzluktan, rüşvetten, paralel devletten, telefon dinlemelerinden yıldığımız ve artık maneviyat öncelikli bir hayata geçmek istediğimiz için Bediüzzaman…

* İnsani değerlere değer vermek istediğimiz için Bediüzzaman…

* İnsanlık alemini zulümden, baskıdan, şiddetten ve bunların getirdiği sorunlardan kurtaracak insan hakları eksenli bir yapılanmaya ilişkin yeni fikirlere sahip bulunduğu için Bediüzzaman…

* Her türlü özgürlüğe en az ekmek kadar ihtiyaç duyduğumuz şu asırda, “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyebilecek kadar özgürlükçü olduğunu bildiğimiz için Bediüzzaman…

* “Dalalette elem, imanda lezzet var” anlayışı içinde ömrünü iman hizmetine adadığı için Bediüzzaman…

* “Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder” gerçeğini asrın idraksiz ve imansız filozoflarının suratına çarptığı için Bediüzzaman…

* “Benim mesleğim haktır ve doğrudur demeye hakkımız var, ancak yalnız benim mesleğim haktır, doğrudur demeye hakkımız yok” anlayışı içinde hakikatler üstü hakikate erdiği için Bediüzzaman…

* “Siyasete aşırı taraftarlık kendi partindeki şeytanı melek, öteki partideki meleği şeytan gibi gösterir… Ayrıca siyaset dine dayandırılmamalıdır, çünkü dine dayalı siyaset anlayışında dini siyasete alet etmek tehlikesi vardır. Din hiçbir şeye alet edilmemelidir… Bu yüzden “Eüzübillahi mineşşeytani vessiyase” dediği için ve ebediyet dengesini böylece kurduğu için Bediüzzaman…

* Herkesin kendisi gibi inanmayanı, kendisi gibi giyinmeyeni, kendisi gibi yaşamayanı “düşman” ilan ettiği bir dünyada, “düşmanımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahıyla cihad edeceğiz”  tespitini zamanın vicdanına çaktığı için Bediüzzaman.

Bediüzzaman’ı üç madde içinde özetle deseler, şöyle özetlerim:

1- Bediüzzaman, sünnetin çağımıza yansıyan yüzüdür.

2- Aleyhteki şartlara rağmen fikri istikametinden ayrılmayan, şartlara asla teslim olmayan bir ebedi abidedir.

3- Peygamberi ölçekte israfsız, sade hayatın çağımızda da yaşanabilirliğini yaşantısıyla ispatlayan, kısacası sünneti çağa yansıtan bir fikir ve aksiyon adamıdır.

Bediüzzaman, üç devrin (Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet) münevveridir.

Bediüzzaman Said Nursi, hayatın terddüte bulandığı inkıraz döneminin insanıdır. Her alanda şaşkınlık kol gezerken şaşırmaması, Kur’an-ı Azimüşşana yüreğiyle ve mantığıyla bağlı oluşundandır. Bu bağlamda üç devrin (Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet) hem fikir adamıdır, hem bilim adamıdır, hem de aksiyon adamıdır. Kısacası üç devrin münevveridir. Ne imparatorluğun çöküşünün eşiğinde, ne de Meşrutiyete ve Cumhuriyete geçiş sürecinde şaşırmış ve şaşırtmıştır. Üç devirde de ideolojik dogmaların, ya da tarihsel kinlerin penceresinden hayata bakıp nefret saçanlara daha huzurlu bir dünyanın yolunu göstermiş, ancak iman eksenli paylaşımcı bir anlayış içinde barışa, huzura ve saadete ulaşılabileceğini söylemiştir.

Risale-i Nur Külliyatı yeni bir donanımdır.  

Bediüzzaman Said Nursi’nin hayata gözlerini açtığı dünya, Aydınlanma Çağı düşünürleri öncülüğünde oluşturulmuş “para eksenli” bir dünyadır. Çok çalışıp, çok üretip, çok para kazanarak mutlu olacağına inandırılmış kitleler, pozivist bir hayat tarzına itilmiş, fikri ve felsefi bazı akımlar adeta Allaha savaş açmışlardır…

İnsanın yaradılış hikmetine zıt olan bu yöneliş, insanı üretim- tüketim kıskacına alarak bunaltmış, bu bunalım yeni arayışları hızlandırmıştır.

Bediüzzaman, modernitenin kendini dayattığının farkındaydı. Kimse bunun etkilerinden masun kalamazdı.  Bir yandan da insanın tüketildiğini, yaradılış hikmetinden gittikçe uzaklaştırıldığını görüyordu.

Önce insanı, başarı+ para= güç (kapitalizm) dayatmasından yahut bu formüle tepki olarak gelişen faşizm ve komünizm gibi ideolojik travmalardan kurtarıp tekrar maneviyatla buluşturup yaratıcısını yeniden keşfemesini ve böylece kendisini fark etmesini sağlamak gerekiyordu.

İnsanlığın karşı karşıya bulunduğu sosyal, siyasal, ekonomik ve etik problemler herkesi rahatsız ediyor. İnsanlık bunlarla mücadele için yeni bir donanıma muhtaçtır. Risale-i Nur Külliyatı yeni bir donanımdır.   

Fikir, İman, Aksiyon ve İlim Adamı

Bediüzzaman, hem fikir adamıdır, hem bilim adamı, hem de aksiyon adamı… Ve tabii ki derin bir mütefekkirdir… İdeolojik dogmaların, yada tarihsel kinlerin penceresinden hayata bakıp nefret saçanlara daha huzurlu bir dünyanın yolunu göstermiş, ancak iman eksenli paylaşımcı bir anlayış içinde barışa, huzura ve saadete ulaşılabileceğini söylemiştir.

Bunun içinde, öncelikle Batı felsefesinin ayrıştırdığı ilimle dini yeniden uzlaştırmaya ihtiyaç vardı. Çünkü din ilimleri aklın nuru, fen ilimleri kalbin ışığıydı; bunların bütünleşmesinden hakikat ortaya çıkacaktı.

Özetle, Bediüzzaman, tüm insanlığa sevginin, barışın, dostluğun ve karşılıklı hoşgörü ile çerçevelenmiş bir diyalog atmosferinde olgunlaşacak zihinlerle hayatı paylaşmanın tadını sunuyor.

Vatan-millet sevdalısı olduğu ve bölücülüğün hiçbir türüne asla müsamaha göstermediği, asla cevaz vermediği halde, zaman zaman “vatan-millet düşmanı bir bölücü” muamelesi gördü.  Kitapları yıllar boyu yasaklandı. Buna rağmen devletine küsmedi, kendisine en ağır zulümleri reva gören resmi görevlilere bile hakkını helal ettiğini söyledi. 


Bu Yazı 3275 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar