Niçin Okumuyoruz?
..        

Okumak, öğrenmek yeni bir şeyler kazanmak ve kazanılan her yeni erdem üzerine daha yeni kazanımlar talep etmek. İlim aşkı dedikleri bu olsa gerek. Böyle bir zihniyeti kazanmayı ve fıtrat haline getirmeyi çok istemişimdir. Okumak bir erdemliliktir bu tartışılmaz! Öğrenmektir öğrenebilmektir her şeyden önce okumak. Okumamak ise hayattan bağlarını koparmaktır. Sahipsizliktir, anlam katamamaktır her şeye. Okumayanın ne tarihi olur ne coğrafyası ne de söyleyecek iki kelamı. Onlar için hayat yaşamak ve ölmekten ibarettir. Okumayan insan silahsız asker gibidir; ezilen, sömürülen ve savrulandır. Okumamak esarettir, hürriyetsizliğe yelken açmaktır. Bilgisizliğin esaretinde bilginlerin esiri olmaktır.
Dersine girdiğim öğrencilerle kitap okumak üzerine konuşurken, hepsinin aynı kitabı okuduğunu gördüm. Öğretmen arkadaşım bu kitaplardan sınav yapacağı için hepsi iyi not almak gayesi ile ciddi bir şekilde bu kitapları okuyorlardı. Bizim gibi kitap okuma alışkanlığı olmayan toplumlarda bu alışkanlığı kazandırmak için güzel bir metot bence. Acaba diyorum öğrencilerimiz bu vesile ile kitap okumayı bir kültür, bir zevk haline getirseler, romanları, hikayeleri ve makaleleri bir sentezden geçirerek bunları kendi aralarında tartışsalar, gerektiği yerde öğretmenlerini de işin içine katarak seviyeli bir sohbet ortamı oluştursalar, herhalde ilmi bir seviye yakalamış oluruz diyorum. Belki biraz hayal kuruyorum ama bilginin, kültürün ve okumanın değer kazandığı bir dünyada toplum olarak yükselmenin de başka bir çaresini göremiyorum.

Bilgiye ulaşma noktasında son derece teknolojik imkanların mevcut olduğu çağımızda her nedense toplumumuz bu imkanları değerlendirmesini bilmiyor. Daha doğrusu toplum olarak öncelikli hedeflerimiz arasında bir bilgi ve kültür toplumu olmak kendimizi geliştirmek gibi gayeler yok. İnsanların daha çok ekonomik kalkınma üzerine hayatlarını kurduğu ve geçim sıkıntısı çektiği bir ülkede sadece ekonominin düzelmesi ile her şeyin düzeleceğini zannedenler var. Oysa ekonomik zenginliğe sahip olan toplumların ciddi psikolojik bunalımlar yaşadığı da bir gerçek. Yapılan istatistikler, dünyanın ünlü, zengin insanlarının ki bunların başında sanatçılar ve şarkıcılar geliyor; yaşamlarının zirve dönemlerinden sonra psikolojik tedaviye muhtaç hale geldiklerini ortaya koyuyor.
Her işte işin hareket noktası ve felsefesi çok önemlidir. Yola çıkan bir insan, yolun menziline ve gidilecek yere göre karşılaşabileceği zorlukları önceden hesaplamalı ve ona göre önlemlerini almalıdır. Toplum olarak güvenebileceğimiz, vatanımızı, milletimizi milli ve manevi değerlerimizi emanet edebileceğimiz, çok yönlü ve ufku geniş, hayatın zorluklarından yılmayan, bilim ve teknoloji ile barışık aynı zaman da yaratılış gayesini de unutmayan, bizi çağlar ötesine taşıyabilecek yeni nesli yetiştirebilecek miyiz? Veya böyle bir derdimiz var mı acaba?

Eğitime ait sorunlarımızı çözmede hareket noktamız bence çok daha eleştirel olmalı. Ülkemizde günü kurtarmaktan başka bir işe yaramayan kısa çözümler üretmek yerine çok daha uzun vadeli eğitim politikaları geliştirilmeli bence. Tabii her şeyden önce herkes taşın altına elini koymalı fakat bizim toplumumuzun genelinin yani büyük kitlelerin böyle bir derdi yok maalesef. Dert olmayınca derman da olmaz. Bu gün içinde yaşadığımız dünyanın birçok sorunu var. Bu sorunu çözmeye talip olanlar şu an insanlığın muhtaç olduğu adalet ve mutluluğu sağlamaktan çok uzaktalar ama ne yazık ki siyasi, askeri ve ekonomik dengeler onların elinde. Ve biz hala kendimize gelemediğimiz sürece bu dengeler de pek değişeceğe benzemiyor. Bizi çağın ötesine taşıyacak nesillere ulaşmak temennisi ile yaşanılası bir dünya için okuyalım ve okutalım…


Bu Yazı 3872 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar