Nükleer Bombacıların Sosyolojik Torunları
05.09.2015        

Nükleer Bombacıların Sosyolojik Torunları

Hüseyin TUNÇ

 

 

 

Sabah saat 08.15… Kahvaltı saati… Okul saati, servis saati ya da işe başlama saati… Yollardayız… Hemen herkes yollarda… Yeni bir güne merhaba…

“Her gün güneş yeniden doğar, her sabah taze bir başlangıçtır.”

Öyle olmuyor işte!

Taze bir başlangıç; Hiroşima’da ölüm saati!

6 Ağustos 1945, saat 08.15… Bu Amerikalıların iş yapış tarzları da acayip derecede ilginç. Zannederseniz film çeviriyorlar. Atom bombasına “little boy” (küçük oğlan) adını vermişler. Bunun bir de "fat man" (şişman adam) olanı var. Onu da 9 Ağustos 1945 günü saat 11.02'da Nagasaki sokaklarına saldılar.

Kuvvetle muhtemel ardından da şampanyaları patlatmışlardır. Çevirdikleri film müthiş! Sınırsız öldürme gücü!

Amerika Birleşik Devletleri'ni yöneten dönemin en önemli adamları atom bombası işi için çok sıkı çalışmışlar. Defalarca toplanmış, deneme ve tatbikat yapmışlar. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmamışlar. Hatta Japon’ların hayat ve hareket tarzlarını önceden incelemiş, onların en çok dışarıda bulunduğu saatleri tespit etmişler. Bu kadar çok "akıllı", "iyi yetişmiş" adam nasıl daha çok insan öldürebilirizin peşine düşmüşler. Çok ilginç değil mi?

Her yıl nisan ayında Saygıdeğer Başkanının ağzından “soykırım” ifadesi çıkacak mı çıkmayacak mı diye milletçe diken üstünde durduğumuz ABD’nin tarihçe-i hayatındaki pek ağır ve kara sayfalardan biridir bu olay. Küçük oğlanları ve şişman adamları Japonya’da yüz kırk bin masum insanı boğazlayıvermiş.

Atom bombasını insanların üzerine atmak amacıyla Hedef Tetkik Komitesi kurulmuş.

Bu komitenin 11 Mayıs 1945'te düzenlenen toplantısında hedef şehirler seçilmiş.

Atılacak olan atom bombasının etkisini ölçebilmesi maksadıyla seçilen dört kente herhangi bir hava saldırı yasaklanmış. O dört kentte hava saldırısı olmayacağı söylentileri yaratılarak insanların o şehirlere yoğun göç yapmasına neden olunmuş. Komitenin 1 Haziran 1945 tarihli toplantısında ise hedefin, etrafında işçi evlerinin bulunduğu Askerî Sanai Bölgesi olduğundan bahsedilerek atom bombasını atmadan önce herhangi ikaz yapılmamasına karar verilmiş.

25 Temmuz 1945 tarihinde Harry S. Truman son emrini veriyor. 

Netice'de yaklaşık 150 bin kişi katlediliyor. Binlerce insan sakat kalıyor. Japon halkı için yıllarca sürecek ağır sorunlar başlıyor. Bu olayın neticesinde Sovyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri arasında ortaya çıkan kutuplaşma ile insan ırkı için yeni acıların, ıstırapların tohumları atılıyor.

Japonya geçtiğimiz günlerde (6 Ağustos 2015 tarihinde) bu insanlık dışı olayı yetmişinci defa hatırladı.

ABD’de bu olay yüzünden acaba bir utanma yahut mahcubiyet yaşanıyor mudur? Hiç sanmıyorum… Zira atom bombası ile yüz elli bin kişiyi katleden türün bu günkü torunları çok daha kalleş silahlar kullanıyorlar. Artık görünmez silahları var. Ne cephe açmaya ne de ordular kurmaya gerek var artık. Bize kendi kendimizi tokatlattırıyor, birbirimizi boğazlatıyorlar. Bunun adı sosyolojik savaş!

Kendi aralarında birlik beraberliklerini güçlendiren Batılı milletler, kendi farklılıklarını zenginlik olarak yüceltirken, gözlerine kestirdikleri ülke ya da bölgeleri kırk türlü kritere göre ayrıştırıp birbirlerine düşürüyorlar. Ve bu zavallı ülkelere en büyük zararı da o ülke halklarının en çok sevdiği kişilere verdiriyorlar.

Ülkemiz de ne yazık ki sosyolojik savaşların en çok tatbik edildiği ülkelerden biri. Türkiye İslam ülkeleri içinde bir çok açıdan en önde olan, geçmişinin mirası ile gelecek için umut potansiyeli taşıyan çok önemli bir ülke. Fakat tarihsel süreçteki "ak kemik" "kara kemik" kavgamızın hiç bitmemiş olması sosyolojik savaş oyun kurucuları için ciddi bir avantaj.

Sosyolojik savaşlarda kullanılabilecek silahların tamamı ülkemizde kullanılıyor.

Türk medyasına bakın… Türk toplumunun tutunacak bir tek değerini bırakmamak için and içmişler sanki. Türk örf ve ahlakını hiçe sayan programları yapan adamlar en önemli davetlerde ağırlanıyorlar. Belki hepsi kötü niyetten değil, ama idrak noksanlığı muhakkak.

Siyasal alanda yıllar yılı süren ilerici gerici kavgasına, sen ben atışmasına bakın…. Halbuki bu toplumun tamamı neredeyse aynı kumaştandır.

Türk – Kürt çatışması… Otuz küsur yıldır… Aklını menfaat ya da cehaletine kaptırmamış bir kişi çıksın mantıklı bir izahını yapsın bu işin… Toprağın altında da milliyet var desin bir kişi…

Ne olduğunu ve neyi hedeflediğini tam olarak anlayamamış olsak da "Barış Süreci" kan akmasını durdurmuştu. Ne olup nasıl bittiğini anlayamadan silahlar yeniden patlamaya başladı.

Türk müsün, Kürt müsün?

O olsan ne yazar, bu olsan ne yazar… Sen Allah'ın aciz bir kulusun. Kelebeğin ömründen daha kısa bir ömre bu kadar kanı sığdırmaktan utanmıyor musun? Sen Truman mısın? Sen kimin dinine iman ediyorsun, hangi “Tanrı”ya hizmet ediyorsun? Otuz yıldır silah tacirlerinin uşaklığını yapan üç beş haydutun emrine binlerce ana kuzusunu vermekten utanmıyor musun?

Sosyolojik savaş tüccarlarının okulda, siyasette, askeriyede, bürokraside, tekkede, cemaatte, aklınıza gelebilecek her yerde gönüllü maşaları var. Öyle çalışıyorlar… Kitaplar öyle yazıyor. Bakın dikkatlice, öyle çalıştıklarını göreceksiniz, anlayacaksınız.

Dikkat etmez, bilinçli ve ihtiyatlı davranmaz, özünde ne olduğunuzu unutursanız, sizi de kullanırlar. Kimin silahına mermi sürdüğünüzü bilemezsiniz. Düşmanınızı kucaklar, sizden olanı tartaklarsınız.  O kadar sinsi , o kadar derinden, o kadar acımasız… Tekbirlerle adam keserler, savunuculuğunu üstlenirsiniz. Ocağınıza ateş düşürürler öldüreni alkışlatırlar. Severek, koşarak, coşkuyla katılırsınız ordularına! Allah Allah nidaları göğe yükselir de Allah’ın dinine savaş açmış olanların safında ölür ve öldürürsünüz. Hayat tarzınız değişir, fikirleriniz değişir, kanser hücresi gibi kendinizde yeni bir kişilik yaratmaya kalkarsınız. Kişiliksiz bir kişilik!

Kendine dön Müslüman! Çok uzaklaştın merkezden… Evde, işte, okulda, siyasette, ticarette itidal, ahlâk, adalet, hakkaniyet, değer, inanç… Değerlerini hatırla. Kim olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini düşün… Eğer müminlerin kardeş olduğuna inanıyorsan, kardeşlerine ihanet etme. Politikanın, paranın, şöhretin sarhoşluğuna kaptırma kendini. İnsan gibi yaşasan da, köpek gibi yaşasan da bu ömür nihayete erecek ve “ekmeğin çiğ, işin yarım kalacak”. Sulh ol! Önce kendinle, sonra değerlerinle, sonra kardeşlerinle. Düşmanlarınca saçılan ayrılık tohumlarını çapalayıp, gübreleme. Kim sana bir farktan bahsederse elli tane benzerlikle vur kafasına! Nifak tohumlarını yeşertme! Nükleer bombacıların sosyolojik torunlarına uşaklık etme!

 


Bu Yazı 2902 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar