Nurettin Topçu'nun Milliyetçilik Anlayışı
30.07.2015        

NURETTİN TOPÇU’NUN MİLLİYETÇİLİK ANLAYIŞI

Koray Şerbetçi

 

 

 

Fikir adamları uzun yıllar şu sorunun cevabını tartışmışlardı; Milliyetçilik bir ideoloji midir yoksa bir psikoloji midir? Fransız Devrimi’nin rüzgarı ile tüm kavramları alt üst olan 19.asıra damgasını vuran kavramlardan biri de milliyetçilikti. Batıyı sarsan bu yeni kimliklendirme hamlesi, bizim Avrupa’ya gönderilen ve daha sonra da kaçan münevverlerimizce bu topraklara ithal edilmiş ama içi yerli bir akıl ile maalesef doldurulamamıştı.

Nurettin Topçu, Türk aydınları içinde 19.ve 20.asırların en önemli sosyal ve politik kavramı olan milliyetçiliği etraflıca ele alan, bu kavramı yerli bir akıl ve ruhla incelemeye başlayıp onu örgüleştiren önemli bir fikir adamıydı.

Topçu’nun bu konudaki yöntemi, önce millet kavramını berraklaştırmak ve ardından bu kavramın üzerine milliyetçilik anlayışını yükseltmekti. Topçu bu noktada genelden özele gitmiş, önce dünyada milletleri kıvamlaştırıcı ögeleri tespit etmeye çalışmıştı. Topçu’ya göre “ Her içtimai dava, insan, tabiat ve iktisadın bu üçlü hakikatin meydana gelişini yakından takip etmektedir. Bu tabii ve maddi imkanların dışında mefkure doğmuyor.”[i]du. Bu formülü ile bir sosyal hareketin nasıl oluştuğunu çok anlaşılır biçimde ifade eden Topçu, millet olgusunu da soy ya da ırkla eşitleyen anlayışı reddediyordu. “Bir millet kurmak için, bir soyun çocukları olmak yetmiyor. Bu mücerret tasavvur, müşahhas realitenin üstünden kayarak dağılıyor.[ii]

Millet yaklaşımını genel anlamda böyle çerçeveleyen Topçu, sonra bize dönerek Türk tarihini de bu tez çerçevesinde ele almış ve yine bu konuda ortaya derli toplu bir sistem kurmuştur. Nedir Topçu’ya göre Türk milleti? Her şeyden önce ona göre milleti kıvamını toprak zemininde bulur. O nedenle milliyetçiliğin temel dayanağı soy değil topraktır. Toprak ve onun üzerinde yaşayanların emek birlikleri sonuçta bir dilek birliği meydana getirir ki işte buradan millet meydana gelir. Toprağı esas almayan milliyetçilik Topçu’nun gözünde realiteden kaçmaktan başka bir şey değildir.[iii]

Milleti açıklarken sadece bu maddi unsurla kalmaz Topçu. Zira onun milliyetçilik konusunda çok sert eleştirdiği Ziya Gökalp’in ona göre en büyük hatası milliyetçiliği götürüp maddi bir sebebe dayaması ve kendinden kaçış olarak nitelediği Anadolu’yu bırakıp gözlerini Turan’a çevirmesidir. İşte Topçu’yu batıdan esen milliyetçilik anlayışından ayıran en önemli nokta buradadır. Topçu, her milletin milliyetçiliğini dayadığı kendine has bir niteliğinin bulunduğunu ifade eder. Örneğin Almanlar soy unsuruna dayanıp soycu bir miliiyetçilik gütmüşken, Fransızlar kültürü, İngilizler emek ve ekonomiyi, İtalyanlarsa maziyi esas alarak egoist bir milliyetçilik davası gütmüşlerdir. Bize gelince, ona göre bizim milliyetçilik karakterimizi şöyle çerçeveler; “Biz Anadolu’nun coğrafyasında İslam’ın ruhunu yücelten ve toprağın çehresine İslam’ın ruh ve karakterini sindiren ruhçu bir milliyetçilik davasına bağlanıyoruz.[iv] Peki tarihi süreçte “biz” neyiz ya da kimiz Topçu’ya göre?

Bu konuda Türk enetelijansiyası içinde en ayakları yere basan düşünce adamı Nurettin Topçu’dur.  “ Bir kelime ile biz kimiz?”  “ Anadolu’nun soy birliğini kısaca şu şema ile ifade edebiliriz: Tâ milattan 3,4,5 bin yıl evvelinde Orta Asya’dan gelip Basra körfezi ile Karadeniz arasına yerleşenler. Sonra bin yıl evvelden başlayarak ve birçok yollarla zaman zaman Anadolu’ya gelip eski kavimlerle Etilerin (Hititlerin) yanında yerleşen Müslüman Türkmenler. Bu gelen Türkmenler, Anadolu’da medeniyet kurmuş olan Etilerin (Hititlerin) çocuklarıyla kaynaşmışlar, onların tekniklerini temsil etmişlerdir. Orta Asya’da yaşayan Türkmen, göçebe iken bir toprak üzerinde durmuş, köy kurmuş, tüccar iken çiftçi olmuş. Demek ki bugün Anadolu’nun kendi milleti olan çiftçi köylüye, Orta Asya’daki Türkmenin çocuğu demekten ziyade, Anadolu’da yaşamış olan ve Anadolu’yu kurmuş, ilerletmiş olan kavimlerin çocuğu, demek daha doğru olur.” [v]

   Önemli bir Türk düşünce adamı Nurettin Topçu’ya göre sert karakterli, tahammülü yüksek bozkır adamı Türkmen, Orta Asya bozkırlarından İran’a oradan da Anadolu’ya doğru akarken tıpkı iklimin ılımanlaşması gibi yerleşik toplumlarla içli dışlı ola ola uygarlaşmıştır. Zira bozkır insanı metafizik bir din ve ahlaka sahip değildi. Pratik bir insandı. Ahlakı da aklî idi. İdeallerin insanı değildi. Bu nedenle onda ne büyük bir din ne de ideoloji bulamayız.  Anadolu’nun kâdim yani yerli halkına gelince, (ki Topçu bu halkı Etiler/Hititler olarak adlandırır) bu halk yerleşik ve çiftçiydi. İleri bir ziraat teknikleri vardı. Toprak insanı olduklarından bir vatan anlayışına da sahiptiler. Felaketleri durdukları yerde yani topraklarında sindirmeye çalıştıklarından, bir tarih idealine de sahiptiler.

   İşte bizim Türk milleti bu iki unsurun bir sentezidir demek ister Topçu. Böylece yeni bir insan karakteri oluşur. Son olarak Anadolu Türk iklimini şöyle özetler;  “ Anadolu’nun hikmeti, hem hayata çok yakın hem de derindir[vi].” Kısacası Türk bir ruh sentezi, yeni bir insan modelidir. Türk milletini bir ruh sentezi ve onun milliyetçiliğini de bir ruhçu milliyetçilik olarak adlandıran Topçu, milliyetçiliğin dayandığı esasları da şöyle kurar:

1. Milletin dini, onun ahlakını, örflerini ve kalbini yoğurmuş, Türk İslam medeniyetine yön ve kaynak olmuş İslam dinidir.

2. Büyük vatan Anadolu toprağıdır.

3. Soyumuz oğuz çocuklarının, Anadolu’nun dokuz yüz yıllık tarihi içinde bu topraklara kaynaşmalarla eriyip aslını kaybetmeyen Türk soyudur.

4. Dilimiz bu ülkede yüzyıllar boyu devam edegelen tarihi olgunlaşma içinde varlık kazanan müşahhas Türk dilidir.

5. Devlet, büyük çoğunluğu köylü olan kütlenin iradesini yaşatan merkeziyetçi otoriteli ve mesuliyetli devlettir.

6. İktisat sistemimiz, halkın bütün içtimai ihtiyaçlarını karşılayan ve her ferdi iş ahlakıyla seferber eden asrın geçer deyimiyle ruhçu sosyalist (toplumcu) sistemdir.[vii]

 İşte Topçu’nun milliyetçilik sisteminin çerçevesi ve karakteri budur. Yine ona göre bu milliyetçilik, bir tepki olmaktan öte yaşanabilir ve yaşatılabilir bir ruhsal ve sosyal nizamdır. Bu sistemin yaşanabilirliğinin biricik modelleri de; Yunus Emre, Mevlana, Alpaslan, Fatih, Yıldırım Bayezid gibi Müslüman Türkün abide şahsiyetleridir.

 



[i] Topçu, Nurettin; Yarınki Türkiye,Dergah Yay., İstanbul, 1999, s.136

[ii] a.g.e, s.134

[iii] a.g.e, s.134

[iv] Nurettin TOPÇU; Ahlak Nizamı, Hareket yay., İstanbul, 1970, s.113

[v] Nurettin Topçu; Yarınki Türkiye, “Benliğimiz”, Dergah yay. İstanbul 1999, s. 110-111

[vi] Nurettin Topçu; a.g.e, s.120

[vii] Nurettin Topçu; a.g.e, s.151


Bu Yazı 2753 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar