Nurların Birinci Talebesi;Hulusi Yahyagil (1896-1986)
..        

Nurun birinci talebesi merhum Albay Hulusi Yahyagil'in hayatını kendi ifadelerinden okuyalım: “Hicri 1313, miladi 1896 senesi Ramazanı Şerifin birinci gecesi teravih namazı çıkışı Elaziz'ın Kesrik köyünde dünyaya gelmişim. İlk tahsilimi Elaziz'in Çarşı Camii imamı Sarı Hafızda yaptım. Askeri Rüştiyeyi Elaziz de idadi tahsilimi Erzincan'da daha sonra Kuleli Askeri İdadisinde ikmal ile Harbiye Mektebine geçmiş iken, Harbi Umumi'nin patlaması üzerine 12 Nisan 1915 de Çanakkale'ye gönderildim.26 temmuz 1915'de gece Anafarta Conk Bayırı muharebesinde yüzümden, göğsümden ve kolumdan yaralandım. Yaralandığım gece Kadir gecesiydi. Tedavimin ardından savaşa devam ettim ancak düşman çekildi.1 ocak 1916 da Çanakkale’ den ayrılarak İstanbul üzerinden Kafkas Cephesi- ne geçtik.Bayburt, Kelkit, Şiran ve Erzurum'dan savaşarak ilerleyerek Sarıkamış ve Karsı geri aldık.

Cihan harbinin ardından yarım kalan tahsilimi tamamladım. Mülazımı Sani olarak Kafkas cephesine geçtim ve Ermenilerle ve Bolşeviklerle yapılan harplere iştirak ederek Bakü, Karabağ ve Gence ele geçirilmesinde bulundum. Ardından İstiklal Harbinin Antep ve Sakarya Muharebelerin- de bulundum. Elaziz'de ve Midyat 'ta görev yaptıktan sonra Manisa'ya oradanda 17 ocak 1928 de Eğirdir Dağ Talimgah muallimliğine atandım.”

Hulusi Beyin hayatının dönüm noktası buraya atanmasıyla ortaya çıkar. Yıllarca sadakat ihlas ve feragat la sürecek ve ötelerde devam edecek beraberlik burada başlar. Kendi ifadeleriyle olaya şahitlik edelim:

“Daha önceleri Bediüzzaman ismini duymuştum, fakat bir şeyh zannediyordum. Gidip intisap edeyim diye düşünerek 14 Nisan 1929 da Eğirdir Dağ Talimgahından at ile hareket ettik. Ben o zaman kıdemli yüzbaşıydım. Müderris Mustafa, Sarıbıçak Mustafa, Vecelle Hüseyin ve bir de askeri memurla yola çıktık. İne bine Ahmet Sultan'a kadar geldik ben çok heyecanlıydım ya ben sizi kabul etmiyorum derse diye endişe içindeydim, içyüzümüzü, günahlarımızı görür bizi reddedebilirdi. Fakat Elhamdülillah bizi kabul etti çok alicenaplık gösterdi. Hiçbir şey demeden içeri girer girmez kolumdan tutarak “Kardeşim ben şeyh değilim! İmamım, İmamı Gazali, İmamı Rabbani gibi bir İmamım'dedi.”
Barlalılar; Hazreti Üstad buraya geleli dört yıl oldu, dört senedir kendisini bu kadar şen ve sürurlu hiç görmedik dediler. Bundan sonra her fırsatta Üstadı ziyaret ederdim. Bu ziyaretlerden birinde “Kardaşım uzaklığın alameti olan mektuplaşmak adetim değildir ama sen genede yaz” dedi.” İşte bu mektuplaşmalar Mektubatın doğmasına vesile olur.

Hulusi Bey, Üstad'da şahit olduğu hasletleri şöyle anlatıyor: ”Ondaki nezaket ve tevazu bambaşkaydı bir gün ebced hesabıyla bir tarih bulmuştum fakat bir rakam eksikti o eksikliği yüzüme vurmadan gayet nazikane şöyle demişti: “Maşallah bu binlerin içinde bu birin hiç kıymeti yoktur kardeşim.”

Temizliğe azami dikkat ederdi. Her zaman üst üste iki çorap giyer namaz kılarken birisini çıkarırdı.
Namazda Kuranın hakikatlerini duyarak okur, Kuranın ilahi sadası bütün ruhunu kaplardı. Barlada bir gece yanında kalmıştım. Sabahlara kadar uyumadan ibadet ediyor, zikir ediyor ve tesbih çekiyordu. Pek az uyurdu.”

Hulusi bey üstadı asıl manasıyla taklid eder, bunu da şu şekilde izah eder: ”Biliyorsunuz ki sizi taklid etmemin birinci sebebi samimi bağlılığım, ikinci sebebi kudreti kalemiyemin kifayetsiz- liğidir.fakat mübarek 24.sözde misali geçen fakir gibi bende derim !Ey sevgili üstadım yetişse elimden gelse bütün o nurlu sözler ayarında kelimelerden mürekkep kelimelerden cümlelerle size maruzatta bulunmak isterim. Fakat biliyorsunuz ki yok, niyetime göre muamele buyurunuz.

Bediüzzaman hazretleri, Hulusi Bey ile yapmış olduğu mektuplaşmaları Risale-i nur külliyatına alır. Üstad, Hulusi beyin mektuplarını Risalei nur külliyatın alınmasını şu sebeblerle izah eder:
“Birincisi: Ahirdeki sözlerin ve ekser Mektubat- ın yazılmasına onun gayreti ve ciddiyetinin en mühim sebeb olması.
İkincisi: gayet samimi tasannusuz(gösterişsiz) halisane, o hakikate karşı şevklerini hususi, doğrudan doğruya mübalağasız bir surette, gördüğü ve zevk ettiği hakikati ifade etmesidir.
Üçüncüsü: O üstada hakiki talebe ve arkadaş olmuştur.”
Onun hakkında Hz. Üstad, “hizmeti Kuranda arkadaşlarımız içinden talebelik, kardeşlik ve arkadaşlığın üç hassası varki Hulusi üçündede birinciliği kazanmıştır” der.
Dördüncüsü:Hulusi Bey, benim yegane manevi evladım ve medarı tesellim ve hakiki varisim ve bir dehayı manevi sahibi olması kuvvetle muhtemel olan biraderzadem Abdurrahmanın vefatından sonra Hulusi aynen yerine geçip merhumdan beklediğim hizmeti , onu gibi ifaya başlamasıyla ve ben onu görmeden epey zaman evvel, sözleri yazarken onun aynı vazifesiyle muzavvaf bir şahsı manevi bana muhatap olmuşcasına , ekseriyeti mutlaka ile temsilatım onun vazifesine ve mesleğine göre olmuştur,demek oluyor ki bu şahsı Cenabı Hak bana hizmeti Kuranda ve imanda bir talebe bir muin tayin etmiş.bende bilmeyerek onunla onu görmeden evvel konuşuyormuşum ders veriyormuşum…”

Hulusi Bey bu örnekte aldığımız gibi pek çok yerde Üstad Hazretleri tarafından iltifata nail olur. Hayatı boyunca da Üstadına ve Hizmeti Kurana karşı sadıkane, fedakarane hizmet eder. Üstadın Eskişehirde bir otelde kaldığı sırada Hulusi Bey onu ziyarete gider ancak görüştürülmez otelden hüzünle ayrılır. Bu sırada Üstad, Hulusinin kokusunu alıyorum buralarda, arayın bulun der. Bu emir üzerine Hulusi Bey bulunur ve görüştürülür.
3 mayıs 1950 de Denizli askerlik dairesinden emekliye ayrılır. Bu tarihten sonra Elazığ'a yerleşti. Adeta bölgenin güneşi oldu. Zaman zaman yurt içi hizmet ziyaretlerinde bulundu. Pek çok insanın davada pekişmesine vesile oldu. Kendisini Risalelerin okunmasına ve intişarına adadı.
1896 yılı Ramazan-ı Şerifin ilk gecesi doğan Hulusi Ağabey, 26 Temmuz 1986 günü dostlarıyla her zamanki gibi sohbet ettiği gece saat 23.00 te aniden rahatsızlanarak ebedi aleme göçtü. Cenabı Hak kabrini cennet bahçesi eylesin ve bizleri şefaatinden mahrum etmesin.


Bu Yazı 1824 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar