Kapak
ÖLÜM VE ÖLÜM ÖTESİ
..        
Biyolojik olarak ölüm, vücuttaki hayati faaliyetlerin son bulmasıdır. Neticede ruh cesetten ayrılır ve ruhlar âlemine gider. Ruhun bedene gelişi bir takdir ve emir ile olduğu gibi, gidişi de bir takdir ve irade iledir, gelişigüzel ve tesadüfî bir hadise değildir. Nasıl ki, askere gelen ve süresi bitince terhis olan için hem geliş ve hem de gidiş bir kayıt iledir. Dünyaya geliş de, dünyadan ayrılış da, Cenab-ı Hakk'ın bilgisi dahilinde emir ve takdiri ile olmaktadır. Dolayısıyla ölüm bir yok oluş değil, bir mekandan bir başka mekana seyahattir. Bir yayladan bir yaylaya, bir şehirden bir şehre göç gibidir.
Hayat nasıl ki büyük bir nimettir. Ölüm de büyük bir nimettir. Hele ağır hasta ve yaşlılar için en büyük nimettir. Yüzde doksan ahbabın gittiği ahirete gitmeye vesile olması bakımından da bir nimettir. Şimdi, dedemizin dedesi ve onun dedeleri hayat olsa idi, kim kime bakacaktı? Onların perişan hallerini görse idik, onlar için ölümün ne kadar büyük bir nimet, hayatın ne kadar acı ve ızdırap olduğunu daha iyi anlardık. Korkumuz Ölümden olmamalı. İyi amel ve işler yapamamış olmamızdan korkmamız lâzım. Hem sonra, ölümden korkmak veya ahireti inkar etmek ölmeye ve ahirete gitmeye mani değil ki. Ahirete inanmamak, ahirete gitmeye değil, Cennete girmeye mânidir.
Aslında ölüm, uykunun büyük kardeşidir. Biz her gün uyumakla ölümü, uyanmakla da dirilmeyi yaşıyoruz. Ölümle ruh bedenden ayrılınca, bize bir hayat boyu hizmet etmiş olan beden, gördüğü bu hizmete mukabil, ihtimamla toprağa konur. Bu bedenin artık bir elbiseden farkı yoktur ve bir süre sonra çürüyebilir. Ruh, ruhlar âleminde olmakla beraber, kabirdeki cesetle de ilgisi vardır. Onunla irtibatlıdır. Bunu rüyadaki halimiz ile bir derece anlayabiliriz. Rüyada, cesedimiz evde yatakta olduğu halde, aynı zamanda başka yerlerde bulunabiliriz. Oralarda bulunmamız, evde olmamıza mâni değildir.
Ölüm anında insanın ahiretteki yerinin gösterildiği ifade edilir. İmtihan bittiği için artık bir takım hakikatlerin gerçek yüzü gösterilmekte, kabir ve ahiret âlemine ait pencere açılmaktadır. Yerinin kötü olduğunu gören kimsenin cenazesi kabre götürülürken, “Beni götürmeyin” diye bağırdığını, insanlar ve cinler hariç, bütün varlıkların işittiği hadiste zikredilir.
Bizim her an etrafımızda değişik âlemler mevcuttur. Ama o âlemlerin perdeleri açılmadan, gerçek yüzlerini göremeyiz. Meselâ, etrafımızda sesler ve görüntüler âlemi var. Bu âleme, ancak onun anahtarı ile, yani televizyon veya radyo ile girebiliyoruz. Ahiret âlemine ait perde de buna benzer bir perdedir.
Kabir âlemi, Berzah âlemi olarak da adlandırılır. Berzah perde demektir. Yani dünya ile ahiret arasında bir perde, geçiş yeri. Bir hadiste, kabirin ya Cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da Cehennem çukurlarından bir çukur olduğu ifade edilir. Yani, Kabirde insana, dünyada yaptıklarına göre muamele edilmektedir. Cennetlikse kabri genişlemekte ve nurani âlemlere pencereler açılabilmektedir.
Kabirlerde bekleme bakımından çok önce ölenle, kıyamete yakın ölen arasında fark yoktur. Burada hissedilen süre amelle alâkalıdır. Amelleri aynı olanların hissettikleri süre de aynıdır.
Haşir sabahında kabirlerden kalkma, bir memleketin bütün lambalarına bir anda elektrik verme gibi, birden olacaktır. Kur'an-ı Kerim bunun, göz açıp yumuncaya kadar bir zamanda içinde olacağını haber veriyor. Cesetler bir anda inşa edilecek, ruh bir anda ruhlar âleminden gelip bedene girecektir. Böylece herkes, ismiyle cismiyle yeniden diriltilecektir.
Hesap gününde, bütün iyilikler ve kötülüklerin yazıldığı Amel Defteri herkesin eline verilecek. İyilikleri ağır gelen Cennete, kötülükleri ağır gelen imân sahibi kimseler, cezalarını bitirinceye kadar Cehennemde kalıp daha sonra Cennete girecek, imansız ölenler de daimî olarak Cehennemde kalacaklar.
Cennette herkesin 35 yaş civarında olacağı, burada hiçbir sıkıntı ve üzüntünün bulunmadığı, herkese ameline göre daimi faydalanacağı bağlar ve saraylar verileceği bildiriliyor. Cennete girmenin, yaptığımız amellerin karşılığı olarak değil, sadece Cnab-ı hakk'ın lütuf ve merhametinin eseri olduğu ifade ediliyor. Çünkü, bizim yaptığımız ibadetler, bize dünyada verilen bu vücut nimetinin karşılığı bile değildir. Hatta, alnımızı hiç secdeden kaldırmasak, verilen sadece akıl nimetinin değerini ödeyemeyiz. Dolayısıyla Cenab-ı Hak bizden memnun olursa, Cennette girmeyi bize ihsan edecek. Ancak, oradaki mertebeler, insanın amel ve fiillerine bağlı olacaktır. Cennette insanların duygu ve algılamalarının da dünyadaki fiil ve davranışlarına, ibadet ve kulluk derecelerine göre olacağı belirtilir.
Cennetteki bütün varlıkların hayat sahibi olacağı, ağaçların, bu dünyadaki insanın anlama ve idrak seviyesinde bulunduğu ifade ediliyor. İnsanın bedeni ruh hafifliğinde hayal süratinde olacak ve bir anda birden fazla yerde bulunabilecektir. Biz şimdi nasıl ki, hayalen bir anda güneşte, ya da bir başka yıldızda olabiliyoruz. Cennete bu hayal süratimize bedenimiz de eklenecek. Dolayısıyla zaman ve mekan mevhumu da ortadan kalkmış olacaktır. İnsan istediği yere bir anda ulaşabilecektir. Orada yeme içmeden dolayı tuvalet ihtiyacı da olmayacaktır. Tıpkı burada ağaçların böyle bir ihtiyacı olmadığı gibi. Cennette, ondan daha büyük bir nimet de, Cenab-ı Hakk'ı bizzat görmektir.
Dünya hayatıyla Cennet hayatını bir mukayese yapmak gerekirse, dünya hayatı bizim anne karnındaki hayatımız, Cennet hayatı da anne karnındaki çocuğa göre dünya hayatı gibi.
Bir başka ifade ile, dünyanın bin sene mesut hayatı, Cennetin bir saatine denk gelmiyor. İşte böyle bir Cennetin bin senesi de, bir saat Cenab-ı Hakk'ı görmeye denk gelmiyor. İşte ölümle biz böyle bir âleme gidiyoruz. Dolayısıyla kabir kapısına, ağlayarak değil, gülerek girmeliyiz. Ağlamak gerekirse, günahlarımıza ağlamalıyız. Onun içindir ki, Yunus şöyle diyor:
“Cennet Cennet dedikleri
Üç beş Huri üç beş köşk
İsteyene ver sen onu
Bana seni gerek seni”
Yunus işin hakikatini anladığı için diyor ki, “Ey Rabbim, ben Huri de, köşkte istemiyorum. Ben ancak seninle beraber olmak istiyorum”. Zaten O'nunla beraber olunca, bütün köşkler de senin olur.

Bu Yazı 3819 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar