ÖRNEK İNSAN, GERÇEK İNSAN
..        
Allah'ı bizlere tanıtan üç büyük ve temel kaynak vardır: Birincisi, muazzam bir kitabı andıran ve her bir varlığı birer sayfa, birer satır, birer kelime ve birer harf olarak niteleyebileceğimiz “Kainat”tır. İkincisi, bu büyük kitabın bir nevi özeti ve fihristi olarak niteleyebileceğimiz “Kur'an-ı Kerim”dir. Üçüncüsü ise Hâtemü'l-Enbiyâ olan Resûl-ü Ekrem'dir (a.s.m.).
İnsanlara Allah'ı en güzel şekilde anlatan, tanıtan ve öğreten bir muallim olarak Hz. Peygamber'in manevî şahsiyetini ancak şu ifadelerle dile getirebiliriz:
Yeryüzü bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber.
O ap-açık bürhan olan Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm bütün iman ehli insanlara bir imam.
Bütün insanlara hatip.
Bütün peygamberlere reis.
Bütün evliyaya seyyid.
Bütün enbiya ve evliyadan oluşan muazzam bir zikir halkasının serzâkiri.
O, öylesine büyük bir ağacı andırır ki, bütün geçmiş zamanın peygamberleri o ağacın kökleridir.
Gelecekte boy gösteren bütün evliya onun nuranî meyveleridir.
Onun davasını geçmiş zamanın peygamberleri mucizeleriyle, gelecek zamanın evliyası kerametleriyle tasdik etmektedirler.
Zira O, Lâ ilâhe İllallah der, bu prensibi davasının en önemli esası olarak kabul eder.
Bütün geçmiş ve gelecekte saf tutan sayısız mübarek insanlar da hep bir ağızdan 'sadakte ve bilhakkı natakte' (doğru söyledin ve hakkı dile getirdin' diyerek tasdiklerini dile getirirler.1
Hayalen Onun yaşadığı döneme ve mekana gitseydik, elbette şöyle bir manzarayla karşılaşırdık:
Gerek yüz, gerekse ahlak güzelliğiyle diğer bütün insanlardan hemen ayırdedilen bir zat.
Elinde mucizevî bir kitap.
Dilinde hakikatleri anlatan bir hitap.
Bütün insanlığa, hatta cinlere ve meleklere, hatta bütün varlıklara yönelik ezele dayanan bir hutbeyi tebliğ etmekte.
Bu âlemin yaratılış sırrını açıklamakta ve nice acaip muammaları çözmekte.
İnsanlık tarihi boyunca hemen herkesin zihnini meşgul eden üç müşkil soruyu, yani 'Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?' sorularını gayet ikna edici bir üslupla açıklamakta.
İşte O zât, ebedi bir saadetin habercisi, müjdecisi.
Sonsuz bir rahmetin kâşifi, ilancısı.
Kainattaki İlahî saltanatın dellalı, seyircisi.
Kulluğu cihetiyle bir muhabbet timsali, insaniyetin şeref kaynağı, yaratılış ağacının en nuranî meyvesi.
Peygamberliği cihetiyle hakkı gösteren en kat'î delil, bir hakikat güneşi, bir hidayet feneri, bir saadet vesilesi.
Şu geniş Arap yarımadasında yaşayan nice vahşî, adetlerine körükörüne bağlı, mutaassıp ve bir o kadar da inatçı bir milleti, ne kadar kısa zaman içinde değiştirdi ve onları o kökleşmiş adetlerinden söküp aldı.
O vahşi yapılarını ve seciyelerini yok edip yerine en güzel ahlaki meziyetleri yerleştirdi.
Ve böylelikle döneminin en gelişmiş, en medeni milletlerine üstad ve muallim eyledi.2
Herkesçe bilinir ki, sigara gibi küçük bir adeti dahi ortadan kaldırmak çok büyük önlemleri ve zorlamaları gerektirir. Her türlü zoraki tedbirler alınsa da toplumun ancak bir bölümünde, o da sınırlı olarak etkili olunabilir. Halbuki, Hz. Peygamber (a.s.m.), değil sigara gibi küçük adetleri, o günün şartlarında bir toplumun hayatlarını dahi uğrunda kolaylıkla verdikleri alışkanlıkları, örf ve adetleri, üstelik inatçı, mutaassıp bir toplumdan kaldırmıştır. Üstelik zorlama yoluna gitmeksizin, güç harcamaksızın. Hem de, ortadan kaldırdığı zararlı ve kötü özelliklerin yerine öylesine güzel huylar, alışkanlıklar ve seciyeler yerleştirmiştir ki, adeta bu özellikler kan ve damarlarına kadar işlemiştir.3
Bir insanda, birbirine zıt güzel ahlakın birbirini nakzetmeyecek ve engellemeyecek derecede bulunması oldukça zordur. Bir insan cömert olabilir, ama bunu israf derecesine vardırabilir. Tutumludur, fakat bu cimriliğe kayabilir. Cesurdur, ama bu cesurluk körü körüne veya gösteriş icabı olabilir. Halbuki Âlemlerin Efendisi (a.s.m.), bütün güzel ahlakı en yüce bir şahsiyet oluşturacak şekilde kendisinde toplamış ve bu güzel yönleri zıtlarına asla dönüşmemiştir. Üstelik birbirinden ayrı ve bir araya gelmezmiş gibi görünen özellikleri de hiç bir aşırılığa ve dengesizliğe kaçmadan, kendi üzerinde toplamıştır.
Sözgelimi, O son derece cesur ve celalliydi; ama aynı zamanda son derece mütevazi, halim ve selimdi. Daha da önemlisi, cesaret ve celali kalpleri kırıp dökme noktasına asla varmadığı gibi, tevazu ve affediciliği hiç bir zaman zillet ve korkaklık seviyesine düşmemişti. Vakar ve ciddiyetinin yanında mütebessim ve huzur verici; metin ve çetin oluşunun yanı sıra alabildiğine merhamet ve şefkat sahibi; bir yandan dünyaya meydan okurken, diğer yandan kumlar üzerinde oturup bir çocukla sohbet edebilecek kadar mütevazi idi. Bunlar gibi daha pek çok güzel ahlakı, hem de en zirvesinde, birbirine karıştırmadan ve en mükemmel şekilde kendi Zatında toplayan, yaşayan ve ümmetine örnek olan ancak O Zat'tır (a.s.m.).
Diğer yandan, yine hiç bir insan her sahada, her konuda rehber ve uzman olamaz. Yüzlerce ilim dalının boy gösterdiği günümüz şartlarında, herhangi bir dalda uzman olmak için çok uzun yıllar gerekmektedir. Bu durumda bir kişinin hem mükemmel bir tabip, hem mükemmel bir komutan, hem dirayetli bir idareci, hem bir terbiyeci, hem bir sosyolog, hem de bir muallim olması adeta imkansızdır. Fakat, bu ve benzeri daha bir çok özellik Hz. Peygamber Efendimizde, hem de en üst seviyede gerçekleşmiştir.
Hz. Peygamber'in görevi, yukarıda da sık sık belirtildiği gibi, insanlığa pratik kaideler öğretmek ve bu kuralları kendi yaşayışıyla ortaya koymak, kısaca ifade etmek gerekirse İslâmın yaşanmasına örneklik ve önderlik etmektir. Onun “üsve-i hasene” yani en güzel örnek oluşu işte bu uygulama noktasında kendisini açıkça gösterir. Gerçekten, Hz. Peygamber her haliyle ve her anıyla bizler için en güzel örnektir. Gayet mükemmel derecedeki ahlakı ve en güzel seciyeleri kendisinde toplaması, imanındaki kuvvetini en ileri derecede gösteren takvası, en zirve noktalara ulaşan kulluğu, her türlü sıkıntı ve eziyet karşısında sergilediği fevkalade metaneti, ciddiyeti ve sabrı, davasına gösterdiği sınırsız sadakati5 ve daha nice benzersiz özellikleri Onun en güzel örnek olmasının bariz göstergeleridir.
Hiç şüphesiz Hz. Nebi'nin (a.s.m.) sünneti herhangi batıl bir unsuru asla içermez. Çünkü, sünnet ister sözlü olsun, ister fiili veya takrirî olsun, Cenâb-ı Hak tarafından böyle bir noksanlığa karşı korunmuştur. Bu sebeple, iğneden ipliğe Onun tüm hayatı bizler için örnek olma özelliği taşır. “Gerçekten, sizin için Allah resulünde güzel bir örnek vardır”6 ayeti hem bu gerçeği, hem de az önce zikrettiğimiz “üsve-i hasene” kavramının açıklaması mahiyetindedir.
Hz. Peygamber'in (a.s.m.) en güzel örnek oluşunun bir diğer yönü, Onun her açıdan orta yolu tutmasında da görülür. Zira O, gerek ashabını, gerekse bütün ümmetini ifrattan veya tefritten alabildiğine sakındırmaya çalışmıştır. Bir örnek vermek gerekirse:
Hz. Peygamber (a.s.m.) kendisine gelip de, ibadete aşırı rağbetlerinden dolayı birisi hiç yemeyerek ömür boyu oruç tutmaya, diğeri hiç uyumayıp geceleri ibadetle geçirmeye, bir diğeri ise kadınlardan uzaklaşıp hiç evlenmemeye azmeden üç kişinin sözlerini işittiğinde şöyle buyurmuştur; “Şüphesiz ben sizin, Allah'tan en fazla korkanınız, O'ndan en fazla sakınanızım. Lakin ben hem oruç tutarım, hem tutmayıp iftar ederim. Bazan uyur, bazan namaz kılarım. Kadınlarla da evlenirim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.”7
Aynı şekilde, “De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...”8 ayet-i kerimesi de aynı manayı taşımaktadır.
Bu gerçeği Asr-ı Saadetten bir örnekle pekiştirelim; Abdullah İbn Amr İbnü'l-As (r.a.), Hz. Peygamber'den (a.s.m.) işittiği her şeyi yazıyordu. Bu durum diğer sahabiler tarafından pek hoş karşılanmamıştı. Bunun üzerine Abdullah (r.a.) yazma işini bıraktı, ama durumu Hz. Peygamber'e (a.s.m.) sormaktan da geri durmadı. Onun sorusuna Resulüllah (a.s.m.) ağzını göstererek şu cevabı verdi: “Yaz! Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, buradan haktan başka bir şey çıkmaz.”9n
Dipnotlar:
1- Risâle-i Nur Külliyatı, Kaynaklı-İndeksli, Sözler, Nesil Yayınları, İstanbul-1996, C. 1, Sözler, s. 91.
2- Sözler, C. 1, s. 92.
3- Sözler, C. 1, s. 93.
4- Çakan, İsmail Lütfi, İslâmi Yapılanmada Model ve Metodoloji Olarak Sünnet, Sünnet'in Dindeki Yeri Sempozyumu, s. 252.
5- Sözler, C. f, s. 92.
6- Ahzâb Suresi, 33:21
7- Buharî, Nikah, 1
8- Âl-i İmran Suresi, 3:31
9- Ebu Davud, İlim, 3

Bu Yazı 3631 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar