OSMANLI DEVLETİ’NİN KURULUŞU
..        

Bir Cihan devleti olarak tarih sahnesinde yer almış olan Osmanlı Devleti'nin Batı Anadolu'nun kuzey kesiminde, Domaniç ve Söğüt'te küçük bir beylik halinde ortaya çıkışını, 13.yüzyılda Orta Anadolu'daki gelişmeler ve Batı Anadolu'da Bizans toprakları üzerinde gazi Türkmen beyliklerinin kuruluşu süreci içinde incelemek gerekir.

İlk Osmanlıların tarih sahnesine çıkışları 13.yüzyıl Anadolu'sundaki çok önemli sosyal değişime dayanır.Bu değişimin temeline 1071'den itibaren Anadolu yarımadasına kat'i olarak yerleşen ve siyasi birlikler kuran Selçuklular'ı yerleştirmek gerekir. Selçuklu idaresindeki Anadolu, Osmanlılar için her şeyin başlangıcını oluşturacak olan 13.asır sonlarına doğru hemen hemen Türkleşme vetiresini tamamlamış bir görünüş arzeder.Bu görünüş ve “Türkleşme”, bir kısım yerli unsurların İslamlaşmasının yanı sıra geniş ölçüde Türkmen/Oğuz boylarının Anadolu'ya yönelik göçlerinin bir sonucudur.

13.YÜZYIL ANADOLU'SUNDA GENEL GÖRÜNÜM OĞUZ/TÜRKMENLERİN ANADOLU'YA GÖÇÜ
Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan'ın 1071'de Malazgirt zaferiyle Bizans Anadolu'sunu fethetmesi, Oğuzların batıya büyük göçlerinin ilk aşamasını oluşturur.Asıl ikinci büyük göç, 1220'lerden sonra doğudan gelen yıkıcı, acımasız Moğol istilası sonucu Türkmenlerin Orta Asya'dan ve yoğun yerleşme merkezleri olan Azerbaycan'dan Anadolu'ya göçleridir.Göç, her sınıftan dehşet içindeki ahali için bir çeşit kavimler göçü niteliğini aldı.Selçuklu ve İran (Moğol) hanları altında İran bürokrasisi, vergi kaynağı tarım alanlarından uzaklaştırmak için Oğuz/Türkmen boylarını batı sınırlarına, sürmeye çalışıyorlardı.Bu göçmenler arasında şehirli halk, ulema, tüccar ve sanatkarlar da vardı.13.yüzyılda Anadolu, her bakımdan bir Türk yurdu görünüşü almıştır.
Türkmen boylarının Anadolu'ya yoğun göçü, 1230 tarihinde Moğolların Azerbaycan'da geniş otlakları gelip almalarıyla başlar.Türkmenler bu zengin güzel otlakları boşaltmak zorunda kalmışlardır. Moğollar'ın İran ve Azerbaycan'a hakim olmalarıyla yeni ve belki de diğerlerinden daha büyük bir göç dalgası meydana gelmiştir.Bu durum sadece Anadolu'yu değil ileride onunla bağlantılı olacak olan Karadeniz'in kuzey steplerinden Balkanların kuzey kesimlerine kadar ulaşan bölgeleri de ilgilendiren gelişmelerin başlangıcını teşkil etmiştir.

Anadolu Selçuklu Devleti 1235'te Moğolların üstün hakimiyetini tanımak zorunda kalmış, asıl Moğol hakimiyeti 1243'te Moğol generali Baycu'nun kalabalık bir ordu ve Moğol-Türk aşiretleriyle Anadolu'yu istilası ile gerçekleşmiştir.13.yüzyılın ikinci yarısında Orta Anadolu'da Moğol baskısı gittikçe güçlenmiş ve Türkmenlerin bu baskı altında Batı Anadolu'yu iskânına yol açmıştır. Moğol baskısı sonucu Selçuklu Devleti dağılırken, iç bölgedeki yaylaklarını kaybeden Türkmen boyları, Anadolu'nun batı uç kesimlerine yığılmaya başlamışlardır.Kuzeydoğu Anadolu'nun dağlık kesimleriyle, Kastamonu bölgesinden Antalya'ya kadar uzanan hat Türkmen boylarıyla dolup taşmıştır. Önceleri Orta ve Doğu Anadolu'da görülen “uç sistemi” 13.yüzyılda Moğollar'ın ortaya çıkarak Anadolu'yu tehdit altında bırakmalarıyla yeni bir hamle ve ivme kazandı. Beklenmedik bu gelişme sadece Yakındoğu tarihini değil, Avrupa tarihini de derinden etkileyecek olan hatta çağımıza kadar uzanan yeni oluşumlara zemin hazırladı.

Türkiye Selçuklu Devleti şeklen mevcut olmakla beraber, asıl idare Anadolu'yu istila eden Moğollar'ın elinde idi.Moğollar'ın Anadolu'daki baskısı daha çok Orta ve Doğu Anadolu'da hissediliyordu.Bu bakımdan buralarda yaşayan Türkmenler'in büyük bir kısmı gözlerini Batı'ya çevirmiş ve Batı Uc (Serhad) bölgelerinde büyük bir Türk nüfusu yığılmıştı.Bu sınır bölgeleri, daha 13.yüzyılın başından itibaren Moğol saldırılarından Anadolu'ya gelen Türkmenler için bir sığınak yeri olmuştu.Orta ve Doğu Anadolu'ya nisbetle, Moğolların baskısından daha uzak kalan bölgeler, devleti karışıklıktan kurtaracak olan yeni bir siyasi hareketin doğmasına en müsait yerlerdi. Böyle bir hareketi sağlayacak olanlar ise şüphesiz Uc'lardaki Türkmen Beyleri idiler.Nitekim, Anadolu'da idarenin hakikatte Moğollar'ın eline geçmesiyle, Uc bölgelerinde fetihler yapan Türkmen beyleri, Türkiye Selçuklu Devleti olan bağlarını yavaş yavaş koparmaya ve nüfuzları altındaki yerleri muntazam bir devlet haline getirmeye başladılar.Bunun neticesinde 13.yüzyıl sonlarına doğru Anadolu'nun muhtelif yerlerinde Türkmen Beylikleri kurulmaya başlandı.

OSMANLILAR'IN MENSUP OLDUĞU BOYUN BATIYA / ANADOLU'YA GÖÇÜ
Osmanlı Devleti'ni kurmuş olan aile, tarihi kayıtlara, etnik incelemelere, geleneklere ve mevcut damgalarına göre, Oğuzlar'ın Bozok kolunun Kayı boyuna mensuptur.Oğuz boyu içinde önemli bir mevkiye sahip olan Kayı boyunun damgası, iki ok ile bir yaydan ibaretti.Kayı'nın manası ise: “Muhkem, kuvvet ve kudret sahibi” demektir.
Büyük Selçuklular, 1071 Malazgirt Meydan Zaferi'nden sonra Anadolu'yu fethe başladıkları sırada kendilerine bağlı Türkmen boylarını, bu ülkenin muhtelif bölgelerine iskan etmişlerdir.Yerleştirilen Türkmenler içinde Osmanlı Devleti'ni kuran Kayıhanlılar da mevcuttu. Kayıhanlılar'ın tarihi, Anadolu'ya göç etmelerinden itibaren başlamaktadır. Kayhanlıların 9.asırdan itibaren Ceyhun nehrini geçerek İran'a geldikleri hakkında tarihçiler ittifak etmektedirler.Ceyhun'u geçen Kayıhanlılar Horasan'da Merv ve Mahan tarafına yerleşmişler ve sonra Moğollar'ın saldırıları üzerine yerlerini bırakarak Azerbaycan'a ve Doğu Anadolu'da Ahlat taraflarına gelmişlerdir.Bu kayıtlara göre Kayı Boyu, Selçuklularla beraber Horasan'a ve Moğollar'ın tecavüzleri üzerine, Celaleddin Harezmşah ile Azerbaycan'a ve Doğu Anadolu'ya göç etmişlerdir.

Süleymanşah (Gündüzalp), Oğuz Türklerinden Kayı boyunun ve Horasan yahut İran'daki Mahan şehrinin beyi iken Cengiz devrindeki Moğol istilası üzerine kabilesiyle beraber, batıya doğru göç edip Ahlat, Erzincan ve Amasya taraflarına gittikten sonra yokluk, sıkıntı yüzünden tekrar vatanına dönmek üzere Elbistan ve Halep üzerinden Caber Kalesi'nin önüne gelmiş ve burada Fırat ırmağını geçerken boğulup bugün “Türk Mezarı” diye meşhur olan yere gömülmüştür.Süleymanşah'ın (Gündüzalp) dört oğlundan Sungurtekin ile Gündoğdu bu hadise üzerine vatanlarına dönmüşlerse de, Dündar ve Ertuğrul ismindeki diğer iki oğlu ve eşi Hayme Ana Pasin ovasıyla Sürmeliçukur taraflarına gitmişlerdir.Fakat bu bölgeden memnun olmayan Ertuğrul Bey, oğullarından Saru Batu Savcı Bey'i Konya'ya gönderip, Anadolu Selçuklu Sultanı 1.Alaeddin Keykubad'a boyunu iskan edebilmek için bir yer istemiş ve bunun üzerine Ankara civarındaki Karacadağ verilmiştir.Ertuğrul Bey burada iken gerek Moğollar'a ve gerekse Bizans Rumlarına karşı Selçuklular'a mühim hizmetlerde bulunmuş olduğu için nihayet kendisine mükafat olarak Uc'da yani Bizans sınırında “Söğüt Kışlağı” ile “Domaniç Yaylağı” ikta olarak verilmiş ve bunun üzerine bu bölge müstakbel Osmanlı Devleti'nin beşiği olmuştur.

OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU SIRASINDA ANADOLU BEYLİKLERİNİN DURUMU
Anadolu Selçuklular'ı dağılmaya yüz tuttuğu sırada daha evvel bu devletin himayesi altında Anadolu'da yaşayan bir takım Türk Beylikleri'nin tarih sahnesine (Tavâif-i Mülûk/Beylikler Dönemi) çıktığını biliyoruz.Orta Anadolu'da sıkışıp kalan ve İlhanlı hakimiyetini kabul eden Selçuklular'a karşı onlara sözde bağlı Türkmen beylikleri, merkezi otoritesi zayıflayan Bizans'ın içinde bulunduğu siyasi bunalımdan istifadeyle Batı Anadolu'da yoğun bir faaliyete giriştiler. Zamanla söz konusu bölgede müstakil ve yarı müstakil hale gelecek olan ve birer devlet şeklinde teşkilatlanan beylikler arasında özellikle eski Selçuklu payitahtını ele geçiren Karamanoğulları üstün bir mevki kazandılar.Bunlar Selçuklu varisi olma iddialarını ve siyasetlerini diğer Türkmen beylerine karşı ön plana çıkardılar.Daha batıdaki beylikler içinde Kütahya merkezli kurulmuş Germiyanoğulları ile Kastamonu-Sinop havalisindeki Candaroğulları, ilk dönemlerde güçlü beylikler olarak sivrilmişlerdi.Karaman ve Germiyan beylikleri, önceleri kudretli birer siyasi teşekkül olarak görünmekte iseler de, birincisi coğrafi mevki, Germiyan Beyliği ise daha önce kendisine tabi Aydınoğulları ve Saruhanoğulları'nın kuvvetlenerek bu beylik ile münasebetlerini kesmeleri üzerine bir iç devlet hakimi olmuşlardı.Böylece kuvvetli komşularının tazyiki karşısında gelişmek imkanını kaybetmişlerdi.

Karesi, Aydın, Saruhan, Menteşe beylikleri önceleri, formel “gaza” ideolojisinin mahiyet değiştirip idealize edildiği bir itici gücün yönlendirdiği beylikler durumundaydı. Özellikle Germiyan ve Candaroğulları Bizans'ın payitahtına yakın sınırlarda yer almış olmakla sınır hattında kendilerine bağlı her biri boy beyi olan savaşçı liderleri devreye sokmuşlardı. Bunlar muhtemelen yarı bağımsız çoğu defa da kendi namlarına hareket ediyorlar, zaman zaman kendileri gibi olan diğer beylerle birleşebiliyorlar, sınır bölgelerindeki Bizans feodal beylerine karşı müşterek saldırılar düzenleyebiliyorlardı. Bu oluşumların Bolu hattından Eskişehir hattına kadar olan yerlerde ve Sakarya havzasında yoğunlaştığı, hatta Umurlu, Osmanlı, Karesi beyliklerinin bu gibi bölüklerden ortaya çıktığı üzerinde durulur.Öte yandan Batı Anadolu'nun dış cephesinde Eretna, Kadı Burhaneddin, Eşrefoğulları, Ladik beyleri, güneyde Hamidoğulları, kuzeyde Trazon Rum Devleti hudutları çevresinde Çepni beyleri (Taceddinoğulları, Hacı Emir oğulları) yer almaktaydı.Fakat özellikle Bizans hududuna yakın Batı Uç kesimindeki beylikler içinde Germiyan ve Candaroğulları arasında sıkışmış bölgede bulunan küçük bir beylik yavaş yavaş siyasi şartların ve jeopolitik durumun kendisine sağladığı avantajlarla yükselmeye ve dikkat çekmeye başladı.

OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞU SIRASINDA BİZANS ve BALKANLARIN DURUMU
Ortaçağ'ın en güçlü devletlerinden birisi olan Bizans artık gerileme dönemine girmişti.Malazgirt savaşından sonra Bizanslılar Anadolu'yu yavaş yavaş kaybetmeye başlamışlardı.Gerçi Bizanslılar bu savaştan sonra Türkleri Anadolu'dan atmak için birkaç kez daha Türklerle karşılaşmışlarsa da, başarılı olamamışlardır.Sultan II.Kılıç Arslan'ın 1176 yılında Bizanslılara karşı kazanmış olduğu Miryakefalon savaşı ile Anadolu'nun Türk vatanı olduğu bir kez daha bütün dünyaya duyurulmuştu.

Türklerin Anadolu'daki bu başarıları sonucunda Avrupa'dan gelen Haçlı orduları da Bizans Devleti için pek faydalı olmamıştı.Zira bu seferler, İstanbul'un tahrip edilmesine ve 4.Haçlı seferi sırasında da Latinlerin eline geçmesine sebep olmuştu.Latinler 1204'te Bizans'ın başkenti İstanbul'a girmişler, böylece Constantinus zamanından beri ele geçirilmesi mümkün olmayan bir şehir olarak bilinen İstanbul, Haçlılar'a teslim olmuştu.Bu arada III.Aleksios'un meşhur komutanlarından olan Theodoros Laskaris, Anadolu'ya kaçarak İznik'te bir devlet kurdu.İznik Devleti, İstanbul'u Latinlerden almak için 57 yıl mücadele etti.Nihayet Palaeologoslar sülalesi 1261'de Latin İmparatorluğu'na son vererek tekrar İstanbul'a hakim oldu.Bu sırada İmparatorluk her akımdan zayıflamış, arazisi küçülmüş ve ordusu dağılmıştı.

13.yüzyılın ikinci yarısında Anadolu, Moğol istilasına uğramış ve Selçuklu Devleti İlhanlı nüfuzu altına irmişti.Buna rağmen Bizanslılar, zayıf durumda oldukları için Anadolu'nun bu karışık döneminden faydalanamadılar. İmparator II.Andronikos (1282-1328) zamanında ise, Anadolu'da yepyeni bir kuvvet ortaya çıkıyordu.Selçuklu Devleti topraklarının Bizans sınırlarında kurulan Osmanlı Beyliği'nin akınları karşısında Bizans'ın durumu oldukça zayıf kalıyordu.Bizans'ın İznik Devleti zamanında kurulan savunma sistemi yıkılmış ve ülke dıştan gelen hücumlara karşı koyamaz duruma düşmüştü. Bizans'ın askeri yapısı Anadolu'daki Türk yayılmasını durduracak güçte değildi.Bunun yanında devletin dini ve ekonomik durumu da karışıktı.Britinya, Frigya ve Paflagonya gibi bölgelerde Bizans sınırlarını koruyan halk, daha önce vergilerden muaf tutulduğu halde, Andrinokos ağır bir vergi koymuş, bunun neticesinde de sınırlarda yaşayan halkın nefretini kazanmıştı.
Balkanlarda da kuvvetli bir devlet yoktu.Bizans'ın 1204'de Haçlılar tarafından işgali sırasında İstanbul'dan kaçan bir kısım Bizanslılar Yunanistan'da Epiros Devleti (1204-1340) ve Teselya'da Teselya Devleti'ni (1271-1318) kurmuşlardı.Bulgaristan'da ise II.Bulgar Devleti (1186-1393) vardı.Sırbistan'da 15.yüzyıl ortalarına kadar hüküm süren Sırp Krallığı bulunuyordu.Bu devletler hem kendi aralarında mücadele ediyorlar, hem de Bizans İmparatorluğu'na karşı savaşıyorlardı.Balkanlar'da bulunan bu devletlerin en kuvvetlisi olan Sırplar, bütün Balkanlar'ı hakimiyetleri altına almak istiyorlardı.Fakat bu sırada Balkanlar'da siyasi bir birlik olmadığı gibi, dini ve sosyal beraberlikler yoktu. Halk derebeylerin zulmünden ve vergilerin fazlalığından usanmıştı.

OSMANLI DEVLETİ'NİN KURULUŞ ve GELİŞMESİNDEKİ İTİCİ GÜÇLER
a) Osmanlıların İla-yı Kelimetullah davasına sahip olmaları yani Allah kelamının,
İslamiyetin ulviyetini ve hakikatlerinin kıymetini bildirme ve yayma davasına sahip olmaları.Hakaik-i Kur'aniye ve imaniyenin neşir ve tamimine cehd ile çalışmaları (cihad ruhu), Nizam-ı âlem- Kızıl Elma davasının, Cihan Hakimiyeti Mefkuresi'nin en kudretli temsilcileri olmaları.

b) Osmanlı Beyliği'nin coğrafi durumu.Bu coğrafi durum sayesinde Osmanlılar topraklarını, ilk zamanlar adeta komşularından kimseye hissettirmeden büyütebilmişlerdir.Komşularından sadece Bizans'ı muhasır olarak tutmuşlardır.Diğer Türk beylikleri bu yeni siyasi teşekküle karşı düşmanca bir harekette bulunmamışlardır.
c) Türk fethinin dayandığı prensipler.Osmanlı Beyliği'nin kurulma aşamasında beyliğin bünyesinde yer alan dört bağımsız teşkilat vardı.Bunlardan birincisi, Alpler veya Alperenler olup, bu teşkilata uçlarda rastlanmaktaydı.Nitekim Osman Bey ve Orhan Bey'in mahiyetlerinde Konur Alp, Aygut Alp, Hasan Alp, Turgut Alp gibi Alp lakabını taşıyan bir çok kumandan vardı.İkinci büyük zümre ise Ahiler idi. Antalya, Burdur, Ladik, Milas, Birgi, Tire, Manisa, Balıkesir, Bursa, Gerede, Geyve, Bolu, Kastamonu gibi merkezlerde Ahiyetü'l-Fityan (Kardeş yiğitler) zaviyeleri bulunmaktaydı.Ahilik sadece esnaf teşkilatı değildir. Gerek Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda, gerekse yeniçeri teşkilatının meydana getirilmesinde büyük rolleri olmuştur.Üçüncü sosyal teşekkül Baciyan-ı Rum yani kadınlar teşkilatıdır.Anadolu Bacıları Teşkilatı, Türkmen kadınları üzerinde sosyal, kültürel ve dini konularda yönlendirici rol üstlenmişlerdir.Dördüncü zümre ise Abdalan-ı Rum adını taşıyan dervişlerdir.Osmanlı'nın kuruluş yıllarında abdal veya baba lakabını taşıyan bu tahta kılıçlı, cezbeli dervişlerden bahsedilmekte olup, ilk Osmanlı beylerinin yanında yer alan bu dervişler arasında Abdal Musa, Mahmud Abdal ve Kumral Abdal'ı sayabiliriz.
d) Ertuğrul Gazi ve Osman Gazi'nin büyük kuruculuk meziyetlerine haiz olmaları. Osmanlı hanedanın özelliği.
e) Beyliğin yönetim ve teşkilat yapısı
f) Fetih ve iskân siyaseti

DOMANİÇ ve SÖĞÜT'TE TARİHİN EN BÜYÜK DEVLETİ'NİN TEMELLERİ ATILIYOR
Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Yıllarındaki Askeri ve Siyasi Olaylar:
13.yüzyılın ilk yarısında Ertuğrul Gazi idaresindeki Kayıhan Aşiret Beyliği, Batı Uc bölgesindeki Domaniç ve Söğüt'ü yurt tutmuştu.Ertuğrul Bey, Bizans hudut bölgesini teşkil eden bu bölgeye geldikten sonra, Türkiye Selçuklu Devleti'ne olan bağlılığı devam etti.Ancak bu sıralarda Uc bölgelerindeki Türkmen beyleri, Bizans'a karşı gaza hareketlerinde bulunduklarından, kendisi de zaman zaman bu hareketlere katılmakta idi.Ertuğrul Bey'in Batı Uc bölgesinde gaza hareketlerinde bulunmaya başlaması (İnegöl akını/Yenişehir Muharebesi, Karacahisar'ın zaptı), ileride kurulacak olan devletin siyasi hayatında Uc ananesinin yerleşmesine ve Bizans üzerine daimi gaza hareketlerinde bulunulmasına sebep oldu.
Ertuğrul Gazi'nin 1281'de vefatından sonra yerine oğullarının en küçüğü Osman Bey geçti.Osman Bey, beyliğin ilk devirlerinde Kastamonu Uc eylerinden Çobanoğulları'na bağlı bir boy beyi idi.Çobanoğulları, Bizans'a karşı yapılan gaza hareketlerini gevşek tuttuğu halde, Osman Bey bu Uc'un en ileri hattında faaliyet göstermekte ve gazaya şiddetle devam etmekte idi.Bu durum Osman Bey'in dışarıdan gelen gaziler ve alplerle daha da kuvvetlenmesine sebep oldu.Bu gazi ve alplerin başarısı ve geleceği Osman Bey'e bağlı idi.Bu bakımdan Osman Bey, bunların tabii bir lideri durumuna geldi.Bunun yanı sıra Osman Bey'in Uc'lardaki Türkmenler arasında büyük bir nüfuza sahip olan Ahi Reisi Şeyh Edebalı'ya yakınlık sağlaması, başta Ahiler arasında olmak üzere Uc'lardaki liderliğini meşru bir hale getirdi. Onun bu gazi liderliğini ele alarak Uc ananesini ve daimi gazayı şiar edinmesi, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun dinamik bir unsuru olmuştur.
Osman Bey'in Siyasi Bir Şahsiyet Kazanmaya Başlaması:
Domaniç ve Söğüt'te kurulan Osmanlı Beyliği'nin komşularından İnegöl Rum tekfuru Osman Bey'in ileride kendileri için büyük bir tehlike oluşturacağını diğer komşu tekfurlarına bildiriyor ve Osman Bey'e bağlı Türk kabilelerine birtakım zararlar vermekten geri kalmıyordu. Bunun üzerine İnegöl'ün zaptına karar veren Osman Bey, kuvvetleriyle İnegöl üzerine yola çıktı.İnegöl tekfurunun Ermenibeli'nde pusu kurduğu öğrenilmesine rağmen, bu kuvvetli düşman ile çarpışmaktan çekinilmedi(1284).Osman Bey, Ermenibeli'nde cereyan eden şiddetli çarpışmada yeğeni, Saru Batu Savcı Bey'in oğlu Bayhoca'yı kaybetmesi üzerine geri çekildi.Bayhoca şavaş alanı yakınlarındaki Hamzabey köyüne defnedildi.
Ermenibeli muharebesinden sonra Kayıhanlılar tarafından İnegöl'e yakın bir mesafedeki Kulacahisar kalesi basıldı. Kulacahisar halkı teslim oldu, kale zaptedildi (1285). Kayıhanlılar'ın İnegöl'e (Kulaca'ya) doğru genişleyerek tehditkar bir durum alması, İnegöl tekfuru ile Karacahisar tekfurunun birleşmesine sebep oldu. İnegöl ve Karacahisar tekfurunun kuvvetlerinden oluşan müttefik Bizans ordusu, Karacahisar tekfurunun yeğeni Kalanoz/Keloz adlı bir kumandanın idaresinde harekete geçirilerek Domaniç'e sevkedildi.
Domaniç'e yakın İkizce arazisinde Kayıhanlılar'ın savletiyle başlayan muharebe, Saru Batu Savcı Bey ve Osman Bey'in secaat ve müdebbirane hareketi sayesinde, düşman bozularak kaçtı (1287). Zafer kazanıldı ise de Saru Batu Savcı Bey İkizce arazisindeki Alçay/Akmeşhed mevkii yakınındaki çam korulukta, bir çamın (kandilliçam) dibinde şehit düştü.
Osman Bey İkizce muvaffakiyetinden sonra Karacahisar'ı fethetti.(1288).Bu başarısından dolayı Türkiye Selçuklu Sultanı'nın gönderdiği hakimiyet (beylik) sembollerini alarak, bir sancak beyi durumuna geldi.
Osmanlı Tarihinin Doğmaya Başlaması:
Osman Bey, Karacahisar'ın fethinden sonra kuzeye Sakarya vadisine yöneldi.Mudurnu taraflarında bulunan Samsa Çavuş ve Harmankaya tekfuru Köse Mihal de beraber olduğu halde Sorkun, Taraklı ve Göynük taraflarına akınlar yaptılar.Osman Gazi'nin muvaffakiyetleri komşu Rum tekfurlarını korkuttuğu için, bunlar Osman Bey'i Yarhisar Rum tekfurunun düğününe davet ederek o vesile ile kendisini öldürmek istemişlerdi; fakat Osman Bey'i düğüne davete gelmiş olan Köse Mihal, Osman Bey'i gizli plandan haberdar etmiş ve tedbirli hareket eden Osman Bey aldığı tertibat üzere Yarhisar ile Bilecik'i fethetmiştir.Osman Bey bundan sonra Turut Alp'i göndererek İnegöl kalesini muhasara ettirdi ve arkasından kendisi de gelerek burasını fethetti (1299).
1299 tarihinde İlhanlılar'a karşı yapılan Sulamış isyanı sebebiyle Selçuklu Sultanı III.Alaeddin Keykuad devlet merkezini terketmiş, Selçuklular bir müddet başsız kalmışlardır. Osman Bey, Selçuklu merkezindeki başsızlık ve karışıklık günlerinden itibaren daha serbestçe hareket etmeye başlamış, Bizans aleyhine mütemadiyen genişlemiş ve bu genişlemede İlhanlı nüfuzu engel olmamıştır.Dolayısıyla tarihçiler tarafından bu tarih (1299) “İstiklâl Yılı” olarak kabul edilmiştir.Böylece 1299 tarihinde, 622 sene üç kıtada hüküm süren Müslüman Türk Devleti “Osmanlı Devleti” kurulmuştur.
(Hasan EFE/ Domaniç Tarihi Araştırmaları Grubu Üyesi)


Bu Yazı 10212 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar