Olma Yolunda Zamanın Değişkenliği
..        

Harikalar asrındayız. 200-300 sene öncesinde bugünün teknolojik gelişmeleri rüyalarda bile görülmezdi. Bir insan deseydi ki, sesiniz binlerce km den duyulabilecek, ya da öyle develer olacak ki 200-300 insanı sırtına alıp 2-3 saatte hacca ya da dünyanın bir yerine götürebilecek. Herhalde bunları söyleyene, “Yahu arkadaş, yalanın böylesi de olmaz.” derlerdi. Ama bugün bunlar geride bırakılmış, uzaya seyahatler yapılmakta insanları bir yerden bir yere ışınlanmaların hesapları yapılmakta.
Hal böyle olunca “Dünya herkese gelişme dünyası olsun da İnsanların Ölmeye Değil Olmaya yani mükemmelleşmeye geldikleri şu dünyada olmanın yolları hep aynı mıdır? Hep sabit midir?” sorusunu tamda burada kendimize sormamız gerekiyor. Yani eskiden günlerce süren mesafeler birkaç saate inmişse, Hak ve Hakikate ulaşmanın yolunda bir zaman değişimi söz konusu değilmidir?
Evvela şunu bilmeliyiz ki, dünyada maddi alandaki gelişmelerle manevi alandaki gelişmeler birbirine paralel olarak gelişir. Eğer mesafeler daha kısa ulaşılır olmuşsa, hakikate ulaşmanın yolu da kısalmıştır, diyebiliriz.
İşte bu hükmün Bediüzzamanca ifadesi :
“ Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur'ân'dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum. Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şanından- dır. ”(1)
Hem maddi hem de manevi alandaki gelişmelerin değişkenlik göstermesinin sebepleri- ni genel olarak üç başlıkta toplayabiliriz
Bunlar;
-Kişinin kabiliyeti
-Kişinin arzu ve isteği
-Rehberinin kim veya ne olduğudur.
Bunları biraz açmaya çalışalım:

1- Kişinin kabiliyeti : Bilindiği gibi, her insan özeldir. Sesinden parmak uçlarına kadar kendine has imzalar taşımaktadır. Aynen bunun gibi; her insanın anlayışı, idrak seviyesi ve zekâsı da farklılık gösterir. Her mide her şeyi hazmedeme- diği gibi, her akıl da her şeyi tartamayabilir. Maneviyat yolunun önemli bir mihenk taşı, kişinin kabiliyetli olmasıdır, diyebiliriz. Nitekim "Herkes kendi kabı kadar su alır." düsturu meşhurdur.

2- Kişideki arzu, istek ve merak :
Kabiliyetleri madenlere benzetirsek; madenler işletilirse bir değer ifade ederler. Kabiliyet madenlerini işletmek için öncelikle, arzu, istek ve merak lazımdır. Araba için benzin, bedenimiz için gıdalar ne ise, kabiliyetin hareketi için de arzu ve istek odur.
Bazıları çok kabiliyetli, yetenekli olduğu hâlde arzu ve isteği olmadığından yerinde sayarken, çok daha az kabiliyetli birisi arzu ve istek göstererek hayat koşusunda onu fersah fersah geçebilir, pek çok güzelliğin sergilenmesinde rol oynayabilir.
Bunu şuna benzetebiliriz:
İki insan düşünelim. İkisinin de birer dağı olsun. Birinin dağında altın madeni, ötekininkinde demir madeni var. Bunlardan altın madeni olan dağını işletmeye açmıyor, demir madeni olan ise işletmeye açıp dünyada demir sanayisinde bir marka oluyor ve altın madeni olandan daha fazla tanınıp zengin oluyor. Misaldeki dağlar bizim kabiliyetlerimizdir. Bazı kabiliyetler altın gibidir. Fakat hedefe giden yolda yeterli istek ve arzuyu gösteremediklerinden sıradanlaşırlar. Demir gibi bazı kabiliyetler ise hedefleri uğruna gösterdikleri istek, arzu ve mücadeleleriyle başarıya ulaşabili- yorlar.
Kuran-ı Kerim “İnsan için ancak çalıştığı vardır.”(2) ayetiyle bize ilahi kanunu hatırlatır ki, kanun önünde herkes eşittir.
"Herkes kendi kabı kadar su alır." düsturun- dan hareketle, kabımız kabiliyetlerimiz ise, kabımızın büyüklüğünü belirleyen ise istek ve arzumuz ve hedeflerimiz uğruna herşeyi göze alabilecek bir adanmışlık ruhu olsa gerektir.
Tabi bu istek ve arzu ile belirtmek istediğimiz; sabır, metanet, fedakarlık gibi daha nice yüksek hasletler ile donanımlı bir ruh hâlidir.
“İnsanın bir şeyi ne kadar istediğinin mihengi o uğurda gösterdiği sabır ve fedakarlık olsa gerektir.”
Bu gerçek; “Mücadelesiz, fedakârlıksız, ıztırapsız hiçbir dâvâ kök tutamaz.”(3)
ifadelerinde yankı bulmuştur.
Büyük hedefleri olanların himmetleri, gayretleri de büyük olmalıdır.
“İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti nisbetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar.”(4)

3- Rehber :
İnsanın; anne - baba rehberliğinde dünyayı tanımaya başlama macerası, sürekli rehberlerin değişimiyle devam eder. Okumayı öğretmenin, bir mesleği, ustanın rehberliğinde yapmamız gibi hayatın her alanında rehberlere muhtacız. Örneğin bir insanın hedefi karate sporunda zirvelere ulaşmak ise, bunun için önce kabiliyetinin olması lazım. Mesela; kör, ya da cam gibi hemen dokunulunca bedeninde kırıklar olabilen birisi ise bu sporu yapamaz. Önce sağlam bir beden sahibi olacak. ikinci adım ise bu hedefi ne kadar istediğidir. Çünkü çok çalışıp sabırla hedefine yürümesini de bilmelidir. Bu ikisine sahipse bile üçüncü adım olarak nitelediğimiz bir REHBER lazımdır.
Eğer rehber olan karate hocası amatör ise, siz de bir amatör kadar yol alırsınız. Rehberiniz bir de bu spordan anlamıyorsa sizi yolun yorgunu olarak yolda bırakabilir. (Felsefi ekollerin tabilerine yaptıkları gibi…)
Her şeyi ağzına koymayan, bakkaldan ya da manavdan bir meyve alırken bile seçici olan bizler, kimin rehberliğinde hakikate yürüyeceğimize çok dikkat etmemiz gerekiyor. Bunu bir misalle açıklayalım. Mesela, size bir matematik öğretmeni bir konuyu iki günde öğretebilirken bir başka hoca size aynı konuyu iki saatte öğretebiliyorsa, rehberin tecrübe ve kabiliyetinin hedefinize kısa zamanda ulaşmanızda ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir.
Zira burada araçlar değişken ise hedefe varma süresi de değişkenlik gösterir. Gemiyle de hedefe varabilirsiniz uçakla da. Ama uçakla daha kısa zamanda ulaşacağınız bir gerçektir.
İşte Maneviyat sahasında Rehberin Kalitesi, zamanı kısaltan en önemli etken olarak karşımıza çıkmaktadır.
“Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i imaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise, Cenâb-ı Hakkın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaike çıkılacak bir yol bulunsa, o yola karşı lâkayt kalmak elbette kâr-ı akıl değil.”(5)
Bu ifadeleri bir de bu üç adımın eşliğinde değerlendirip, bazı meseleleri kırk dakikada anlamanın en önemli püf noktasının REHBER in kimliği olduğunu unutmayalım.
Netice, üç adım atlama diye bir spor türü var. Sporcunun; önce koşup sonra üç adım atlayarak kendini olabildiğince uzağa fırlatmaya çalıştığı bir spor. Hakikat yolunda yukarıdaki üç adımı layıkıyla yapabilsek kendimizi cennete ve ilahi rahmetin kucağına atabiliriz.

Kaynaklar:
1-Mesnevi-i Nuriye 2-Necm, 39 3-Cevat Rifat Atilhan
4-İşaratül İ'caz 5-Mektubat


Bu Yazı 1788 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar