Ölümsüzlüğünü Taştan Çıkartan Deha;Mimar Sinan
..        

Osmanlı topraklarında taşları işleyerek dünyaya Osmanlı mimari damgasını vuran,Türk tarihinin en büyük mimari dehası ,Türk sanatının büyük ustası olan Mimar SİNAN (1489-1588) ortaya koyduğu eşsiz eserlerle dünya mimarlık tarihinde de ulaşılması güç bir noktada yerini almıştır.

Mimar Sinan, Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde doğdu. Yavuz Sultan Selim Han zamanında devşirme olarak İstanbul'a Yeniçeri Ocağı'na getirildi (1512). Yeniçeri olarak Yavuz Sultan Selim zamanında İran ve Mısır, Kanunî Sultan Süleyman zamanında Belgrat, Rodos, Mohaç, Almanya ve Irakeyn seferlerine katıldı. Bu son seferde Tebriz ve Bağdat gibi büyük kentleri gördü, İran sanatını yakından tanıdı. Van Kalesi'nin kuşatılmasında, gölde asker taşımak için kalyonlar yaptı ve bunlara toplar yerleştirdi. Mimar Sinan, bütün bu savaşlarda bir savaşçıdan çok bir istihkâmcı olarak çalıştı. 1538'de yapılan Kara Boğdan (Moldavya) Seferi'nde Prut Irmağı üzerine 13 günde bir köprü kurarak padişahın övgüsünü kazandı. Bu tarihte saraya mimarbaşı atandı. Bundan sonra eserlerini İstanbul'da ve dolaylarında yaptı.

Mimar Sinan'ın mimarbaşı olduktan sonra yaptığı ilk büyük eser, Kanunî Sultan Süleyman'ın 1543'te Manisa'da ölen ve İstanbul'da gömülen oğlu Şehzade Mehmet'in anısı için yaptırdığı Şehzade Camii ve Külliyesi'dir. (1544-1548) Mimar Sinan'ın çıraklık eseri saydığı bu camide, dört kalın filayağı üzerine oturan 19 m. çapında büyük bir kubbeyle dört yarım kubbe vardır. Bu plan daha sonra yapılan bu tipteki camiler için bir öncü oldu. Şehzade Camii, planı bakımından olduğu gibi külliyeyi meydana getiren çevresindeki medrese, imaret v.b. yapılarıyla da İstanbul'un ilk önemli ve büyük külliyesidir.
Mimar Sinan'ın son ustalık eseri Edirne'de yaptığı Selimiye Camii'dir. 6 yılda bitirilen bu cami 31,50 m. çapındaki kubbesi, ince uzun 4 minaresiyle geniş mekân anlayışının şaheser bir örneğidir. Selimiye mekân büyüklüğü, yükseklik, topluluk ve ışık etkisi bakımından dünyanın büyük eserleri arasında yer alır. Mimar Sinan seksen yaşındayken başlayıp (1569) seksen beş yaşında (1974) bitirdiği bu eseriyle ustalığını noktalamıştır.
Camii demişken büyük dehanın Süleymaniye Camii ile ilgili aklımda kalan bir hikayesini anlatmadan geçemeyeceğim. Bu olayın dünyanın en büyük mimarlarından biri olan Mimar Sinan'ın İstanbul'daki üstün eseri Süleymaniye Camii'nin yapımı sırasında geçtiği söylenir. Süleymaniye Camii'nin yapımına 1549 yılında başlanmıştı. Aradan yıllar geçtiği halde bir türlü bitmiyordu. Çünkü büyük deha daha birçok yapılarla uğraşıyordu. 1557 yılında, Kanuni Sultan Süleyman, cami iki aya kadar bitmezse, büyük dehanın başını vurduracağını bildirdi. Bunun üzerine Mimar Sinan bütün öteki yapılarını durdurarak binlerce ustasını, işçisini bu işe seferber etti. Söz verdiği gibi 2 ay sonra caminin yapımını bitirdi. Mimar Sinan açılış töreni gününü şöyle anlatır: "Süleymaniye Camii kapısının anahtarını Padişah Kanuni Sultan Süleyman'a sundum. Sonra dua edip el kavuşturup yanlarında durdum. Padişah, odabaşısına ”üstün bir yapı olan bu caminin kapısını açmaya kim yaraşır?” diye sordu. Odabaşı: “Padişahım, Mimar Sinan Ağa, ALLAH'ın seçkin bir kuludur. Bu işe ondan daha yaraşır kimse bulunmaz diye cevap verdi. Kanuni: “Bina ettiğin ALLAH'ın bu kutsal evini açmaya ancak sen yaraşırsın.”diyerek caminin anahtarını uzatınca, hemen anahtarı aldım ve
“Ya Fettah!” deyip açtım. Böylece, Osmanlı tarihinin en büyük ve en üstün bilginlerinden Şeyhülislam Ebus Suud Efendi tarafından temeli atılan bu caminin kapısını da ünlü büyük deha Mimar Sinan açmış oldu.

Büyük deha, mimarîde Osmanlılara özgü biçimi olgunluğa ulaştırdı. Bu biçimin ana özelliği yapıda temel örtü olarak kubbenin kullanılmasıdır. Ayrıca kubbenin, Anadolu'da üç yüzyıllık bir denemeden sonra anıtsal yapıyı biçimlendirmede üretici ana öğe durumuna gelmesidir. Daha önce İslâm'da, Roma'da, Bizans'ta kubbe kullanılmıştır ama bunların hiç birinde kubbe, Deha'nın eserlerinde olduğu gibi bütün öğeleri çevresinde toplayan bir nitelik taşımaz. Türk mimarîsi Mimar Sinan sayesinde XVI. yy.da kubbeli yapı sisteminin evrensel değer kazanmasında bir aşama yapmıştır.
Büyük dehanın yapılarında mimarî öğeler, teknik görevlerinin yanı sıra bir güzellik kazandırma amacı da güder. Ana kubbe, yarım kubbeler, bunları taşıyan filayakları ve duvarlar estetik bir bütün meydana getirir. Ana kubbe bu düzende sınırsız bir genişlik, bir enginlik kazanır. Kubbeyi taşıyan filayakları insana ağırlık duygusu vermez, çünkü bunlar hücreler ve panolarla inceltilmiş ve göze hoş görünecek bir biçime sokulmuştur. Çok yüksek olan duvarlar da ustaca kullanılan kornişler sayesinde insan boyuna indirgen- miştir. Süsleme öğeleriyse gerektiği yerde ve en uygun biçimde kullanılmıştır.
Mimar Sinan beş hükümdar dönemini yaşamış, doksan dokuz yaşında dünyaya gözlerini kapamıştır. Mustafa Saî'nin Tezkiretül Ebniye (Yapılar Kitabı) adlı eserine göre Mimar Sinan birçoğu Selâtin Camii olmak üzere 84 cami, 51 mescit, 57 medrese, 7 dârülkurra (Kur'an okuma evi), 22 türbe, 17 imaret, 3 dârüşşifa (hasta-hane), 5 su yolu ve su kemeri, 8 köprü, 18 kervansaray, 35 saray, 8 mahzen ve 46 hamam yapmıştır. Bu eserlerin çoğu İstanbul'dadır. Büyükçekmece köprüsü üzerinde kazılı olan mührü, onun aynı zamanda mütevazi kişiliğini de yansıtmaktadır. Mühür şöyledir “ El-Fakiru-I -Hakir ser Mimaranı Hassa” yani değersiz ve muhtaç kul, saray özel mimarlarının başkanı demektir. 1588' de İstanbul'da vefat eden Mimar Sinan Süleymaniye Camiinin yanında kendi yaptığı sade türbeye gömüldü.
Büyükçekmece Köprüsü, Silivri Köprüsü, Mustafa Paşa Köprüsü (Meriç üzerinde), Mehmet Paşa Köprüsü, Kapıağası Köprüsü (Haramidere), Odabaşı Köprüsü, Mehmet Paşa Köprüsü (Sinanlı), Veziriazam Mehmet Paşa Köprüsü (Bosna).
Süleymaniye Camii (İstanbul), Şehzade Camii (İstanbul). Mihrimah Sultan Camii (Üsküdar-İstanbul), Rüştem Paşa Camii (Eminönü-İstanbul), Kasımpaşa Camii (İstanbul), Sokullu Mehmet Paşa Camii (Azapkapı-İstanbul), Kılıç Ali Paşa Camii (Tophane-İstanbul), Selimiye Camii (Edirne) hayatta iken onu ölümsüzleştiren taş eserler arasında yerini almıştır.
Tabi ki büyük dehanın bu başarıyı elde etmesin de onu başarıya götüren sihirli nefes Osmanlı'nın nefesi idi. Cihan hakimiyetinde hiçbir kaygısı olmayan büyük bir devletin olabildiğince bu cömert imkanları, dahinin yapma becerisi ile birleşince ortaya dünya döndükçe unutulmayacak ve varlığını sürdürecek muhteşem şaheserler çıkartmıştır. Büyük deha işte o birkaç asırlık dilimleri iç içe giydirerek yarım asra indirir ve bundan da kendi şaheserlerini çıkarır. O, günün dar ve karışık hayatı içerisinde milletimizin mimaride kendi kimliğini bulmasında öncü olur. Kendi insanının peyzajını zenginleştirir, zevklerini dillendirir, ufkunu nurlandırır. Bir kişinin bir millete tercüman olması gibi soylu bir işi başarır.
Ama bu kolay mı olmuştur? Elbette değil. Zaman zaman halk tarafından anlaşılmaması çevresindeki aydınlar tarafından itham edilmek istenmesi, resmi otoritenin tabandan gelen bu yanlış tepkilere ilgi duyması, bu büyük insanı yaralamış ama yıkamamıştır. Sebebi ise yapılan ölümsüz eserlerin ne kadar büyük ve önemli olduğunun anlaşılmasındandır. Öyle ki günümüzde bile bir takım bölücü çevrelere ait medyanın yüce dinimize ve atalarımıza karşı saldırılarını yoğunlaş- tırdığı bu günlerde bile değerinin anlaşıldığı ve saldırı- ların dışında tutulduğu ender büyük bir abidedir. Neden mi bunlar bile bu Büyük Deha'nın, bu taşlarda ölümsüzlü ğü bulan mimarın, yapılarına dil uzatamıyorlar bunu birkaç örnekle açıklamadan geçemeyeceğim.

Birgün Selimiye Camii'ne girenler kubbenin altında bir Japon'un ayaklarını kıbleye doğru uzatmış sırtüstü yattığını görmüşler. Tabi hemen Japon'u, burası kutsal bir yer bu şekilde yatmak bizim inançlarımıza göre saygısızlıktır, lütfen oturun veya ayakta durun diyerek uyarmışlar. Ancak Japon kendinden geçmiş bir vaziyetteymiş, gözlerini kubbeden ayırmadan şöyle sayıklıyormuş: “Bu imkansız ben yılların mühendisiyim bu kubbe var olamaz, hayal görüyorum, bu kubbenin orada o şekilde durması fizik ve matematik kurallarına aykırı bu imkansız, orada hiçbir şey yok orada, yok orada hiç birşey yok.” Evet elin aklının temayüllerine bile sığmayan yapı o büyük deha tarafından oraya oturtulmuştu bile…

Selimiye Camii'nin temeli yumuşak bir zemin üzerine oturtulmuş bu nedenle minarelerin yakın bir zamanda yıkılacağı fark edilmiş. Bu sebeple de uluslar arası bilim adamları İstanbul'a getirilmiş. Nasıl kurtarırız bu büyük yapıyı diye kafa kafaya vermişler. Sonuçta en son teknoloji olan metal kelepçelerle binanın temelleri- nin sabitlenmesi gerektiği kararına varmışlar. Temelleri açınca bir de ne görsünler o kelepçeler yüzyıllar önce oraya zaten konulmuş…Peki siz Japonların en şiddetli depremlere bile dayanıklı binaların yapımında bu Büyük Deha'dan esinlendiklerini biliyor muydunuz?Evet Mimar Sinan'ın yaptığı camiler gevşek bir zemine oturtulmuş ve minareleri herhangi bir sarsıntı esnasında her yöne 5 derece yatabilmektedir. Şimdi anlıyor musu- nuz bu Büyük Deha'nın taşlarda nasıl ölümsüz- leştiğini?

KAYNAKÇA:
-Tezkiretü'l Bünyan, Sadeleştiren: T.Yılmaz TUNA.
-Muhsin İlyas SUBAŞI (Taşla Konuşan Deha)
-Torpil e-posta. Dev Kaynak / Ayrıntı.asp


Bu Yazı 3543 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar