Ölümü Ben mi Yarattım ki Katil Ben Olayım!
..        

Soru: Madem ölümü yaratan Allah'tır ve insanın eline yaratma gücü verilmemiştir. Ben ise sadece silahı patlatma isteğinde bulunabiliyorum. O zaman neden bana katil denilsin?
Cevap: Ölüm de hayat gibi Allah'ın yarattığı muazzam ve mükemmel bir hadisedir. Tesadüfe verilemeyecek kadar düzenli ve planlı bir olaydır. Kur'an-ı Kerim'de geçen “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de, hayatı da yaratan Odur.” (Mülk Sûresi, 2) ayetinden de açıkça anlaşılacağı gibi hayat ve ölüm Allah'ın hikmeti, takdiri, ilmi ve kudretinin neticesidir. Yani Allah'ın bir çeşit yaratmasına hayat derken, başka çeşit yaratmasına da ölüm demekteyiz. Hatta ölüm, ikinci bir hayata başlangıç olması ve ölümsüz bir hayatı netice vermesi açısından değerlendirildiğinde hayattan daha muntazam bir varlık olarak karşımıza çıkar.

Evet, hayatın meydana gelmesi nasıl ki mucizevî bir olaydır. Aynı şekilde hayatın bitmesi ve yeni bir hayata dönüşmesi de harika ve mucizevî bir varoluştur. Bu konuyu aydınlatacak bir iki örnek vermek istiyorum.

Mesela, içerisinde hayatın özünü barındıran bir çekirdek harika bir ilahi sanat hükmündedir. Bu çekirdek toprağın altına girdikten sonra ilk halini ve güzelliğini çürüyerek kaybeder. Görünüşte yok olan o çekirdek, hakikaten yok olmayıp aksine büyük bir ağaca inkılap etmek için ilk adımını atmıştır.

Mesela; yediğimiz bir meyve veya bir et parçası, adeta midemizde defnedilir. Bu durum söz konusu meyve veya et parçasının görünüşte mahvolması anlamına gelse bile, gerçekte bu ölüşün arkasında insanın vücuduna inkılâp etme gibi bir dirilişin serüveni yatmaktadır.

İşte en basit bir çekirdeği veya bir meyveyi ya da bir et parçasını ölümünden sonra böyle yüksek bir mertebeye çıkartan Allah, insanı ölümünden sonra elbette daha yüksek bir hayat mertebesine yükseltecektir.

İşte bu örneklerden de anlaşıldığı gibi, hayatı veren kim ise, o hayattan daha muntazam ve yüksek olan ölümü de o vermiştir. Ölüm hadisesi insana veya herhangi bir sebebe verilmeyecek kadar muazzam bir hadisedir. Dolayısıyla soruda denildiği gibi ölümü ancak Allah yaratmakta ve o mükemmel olayı hiçbir sebebe bırakmamaktadır.

Hatta bütün sebepler içerisinde en şerefli, en kuvvetli ve en kapsamlı özelliklere sahip insan iken, iradesiyle yaptığı en açık fillerden yemek, içmek ve konuşmak gibi fiillerden yüzde birine bile sahip olduğunu iddia edemez. Mesela, yemeklerin ve içeceklerin ağzımıza girmeden evvelki hali ile boğazımızdan geçtikten sonraki vücudu beslemesi ile ilgili hiçbir müdahalemiz yoktur. Konuşma hususundaki durumumuz bundan daha karmaşık ve gücümüzün çok üstünde mucizevi özellikler göstermektedir. En çok işlediğimiz ve en rahat icra ettiğimiz bu fiillere müdahalemiz bu kadar ise, ölüm ve ölümün yol açtığı ikinci diriliş serüvenindeki tesirimizin hiçliği buna kıyas edilebilir.

Şimdi sorulan soruya birkaç açıdan cevap vermeye çalışalım.
Kâinatta her şeyin yaratıcısı Allah olduğu gibi, ölümü de yaratan O'dur. Fakat Allah meydana gelen her olayı, hikmet gereği bir sebebe bağlamış. Sebeplerle iş yapmaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde her şey gibi, ölümü de Allah yarattı, ama bu olayın gerçekleşmesinde insanlar sebep olabiliyor. Dolayısıyla iradesiz varlıklar doğrudan Allah'ın izni ve emriyle olaylara ve varlıklara vesile olurken, insanlar iradeleriyle olayların müsebbibi olmaktadırlar.

Allah insana bir irade vermiştir. Bu irade ile insan, yolunu çizebilmekte ve yapmak istediği işlere teşebbüs edebilmektedir. Dolayısıyla yaptığı işlerden mükâfat ve ceza alması haktır. İşte insan, birisini ölüme götürebilecek bir olaya teşebbüs edip, neticede ölümün yaratılmasına sebep olsa, elbette cezayı ve kendisine “katil” denilmesini hak etmiş olmaktadır.
Konuyu bir de gramer kaidesine göre değerlendirelim. Malum olduğu gibi cümlede geçen ve özne diye nitelendirdiğimiz kişi, fiili işleyen faildir. Özne'nin bu konumu yüklemden yani işlenen fiilin mastarından gelmekte ve türetilmektedir. Konuyu aydınlatacak birkaç misal verelim:

Mesela, Ahmet isminde birisine “kâtip” dediğimizde şunu ifade etmeye çalışmaktayız: bu adam “ke - te - be” fiiline teşebbüs etmiş ve neticede bu fiili yani yazılanı veya mektubu Allah yaratmıştır. “Yazmak fiili”ne teşebbüs eden her ne kadar Ahmet ise de, yazıyı yaratan Allah'tır. Ama bu yazma fiilinin neticesinde “Katip” unvanını alan Ahmet olmakta ve yazıyı yaratan Allah'a “Katip” denilmemektedir.

Mesela, Mehmed isminde birisi de İstanbul gibi dünyanın başkenti olabilecek ve dünya cenneti gibi bir yeri “ fe te he” fiiline teşebbüs ederek fethetti. Fetih olayını yaratan Allah olduğu halde, “Fatih” unvanını Allah değil, “Mehmed” almakta ve tarihe de namını “Fatih Sultan Mehmed” olarak yazdırmaktadır.

Mesela, Hasan isminde birisi de “ Ka te le ” fiiline teşebbüs etmekte ve birisinin ölümüne vesile olmaktadır. Ölüm dediğimiz olay, Allah'ın mahlûku olmasına rağmen O'na katil denilmez. Çünkü öldürme fiiline teşebbüs eden Hasan'dır. Dolayısıyla “Katil” unvanını da O alacaktır. Çünkü malum kaideye göre, “ Katil ” unvanı, öldürme fiiline teşebbüs edene verilir.

İşte bu örneklerden de anlaşıldığı gibi, ölümü yaratan Allah olmasına rağmen, öldürme fiiline teşebbüs eden kimse, ona katil denilecek, yoksa ölümü yaratan Allah'a bu unvan verilmez.


Bu Yazı 2388 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar