Ölümü Takdir Eden Kim,Öyleyse Sorumluluk Kime Ait?
..        

Soru : "Madem insanların ne zaman ve nerede öleceği kaderde takdir edilmiştir. Cüz'i iradesiyle kurşun sıkan adamın ne suçu var, atmasaydı yine ölecekti" sözüne karşı ne dersiniz?

Cevap: Bu soruya cevap vermeden evvel bazı temel konuların bilinmesinde yarar vardır.

a- Allah Hakimdir abes iş yapmaz, Adildir kimseye zulmetmez, sonsuz merhametlidir kimseye merhametsizlik etmez. Kainattan sonsuz delillerle ispatlanabilen bu ilahi sıfat ve tecellilere göre, Allah bir insana zorla mesuliyetli bir iş işletip neticede mesul etmeyecektir. Çünkü böyle bir muamele hikmetsiz, adaletsiz ve merhametsiz bir iştir.

b- Kurşun sıkan adamın vicdanı varsa, bu fiili kendi hür iradesiyle istediğini ve sorumlunun kendisi olduğunu kabul eder. Çünkü beşeri kanunları koyan insan olduğu halde, birini öldüreni mesul tutup cezalandırmaktadır. Buradan da anlıyoruz ki, insanın kendisi bile, bu işi işleyenin ve isteyenin insan olduğunu bilir.
 
c- İnsan iradesiyle hangi şeyi yapmak isterse, yapılacak şeyin kaderinde yazılı olup olmadığını bilmez. Bu nedenle "ben sadece kaderimde olanı yaptım, neden suçlu olayım..." gibi bir ifade de esastan yanlıştır.

d- "İlim maluma tabidir...." kaidesine göre, Allah yaptığımız ve yapacağımız şeyleri bilir ve yazar. Yoksa Allah'ın yazdığı şeyleri biz mecburen yapıyor değiliz.

e- Ezel, zamanın mazide bir ucu ve dilimi değildir. Aksine geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanı içine alan bir zaman boyutudur. Yani kainatın ilk yaratılışını ve ebedi hayatı içine alan geniş bir zaman kavramıdır. Buna göre Allah'ın ezelde bir şeyi takdir etmesi ve yazması, Allah için haldir, yani şimdiki zamandır. Dolayısıyla bazılarının özellikle Cebriyye savunucularının “Allah her şeyi ve yapılacak her fiili, mazide yazmış ve insanları buna mecbur kılmıştır..” sözü doğru değildir.

f- Kader sebep ile müsebbebi beraber takdir eder. Yani Allah hangi varlığın, hangi sebeplerden meydana geleceğini ezelden takdir ve tayin eder. Allah'ın tayin ve takdirinin dışında herhangi bir varlık düşünülemediği gibi, sebebi tayin edilip ona göre yaratılan bir varlığın farklı bir sebepten meydana gelmesi gibi bir şeyden bahsedilemez. Bu vadide "Cebriyecilerin sebebin ayrı, müsebbebin ayrı kaderi vardır....." demeleri büyük bir hatadır.

g- Allah'ı tenzih etmek gayesiyle " kul kendi fiillerinin halıkıdır " fikrini savunan Mutezile “şayet vuran adam silahı ateşlemezse, maktul ölmeyecek” demekle yanlış etmektedir. Çünkü, Allah kimin hayatına ne zaman ve ne sebeple son vereceğini kendisi bilir. Bu nedenle müsebbebin meydana gelebilmesi için sebep önemli değildir. Demek, maktulün ölümü katilin silahıyla takdir edildiğinden ölümün sebebi odur. Şayet başka bir şeyle takdir edilseydi o zaman ölüm sebebi de farklı olacaktı.  Buna göre "katil kurşunu sıkmasaydı, adam ölmeyecekti" fikri esassız ve yanlış bir kanaattir. 

Yukarıda verdiğimiz ölçüler ışığında soruyu cevaplamaya ve bu iddiayı değerlendirmeye çalışalım. Cenab-ı Hak Hakim olduğundan her müsebbebi bir sebebe bağlamıştır. Allah yaratacağı varlıkları sebepleriyle beraber takdir eder. Şayet ihtiyar sahibi bir şahıstan ihtiyari bir fiil yaratılacaksa ve neticede sorumluluk olacaksa, o zaman sözkonusu fiili işleyenin de iradesi ehemmiyet kazanır. Allah bütün bunları Külli ve iktidarlı iradesiyle beraber planlamaktadır. Bediüzzaman bu hakikatı " kader, sebeple müsebbebe beraber taalluk eder. " şeklinde formüle etmiştir.

Mesela yaratılacak bir çocuk müsebbeb, anne ve babası ise yaratılmasına sebeptir. Cenab-ı Hak o çocuğun dünyaya gelmesini, sözkonusu o anne ve babadan takdir etmiştir. Yani ikisinin kaderi beraber çizilmiştir. Biz ehl-i sünnete göre, o hadisede bu ikisinin ayrı kaderleri yoktur. Yani ebeveyn ve çocuk olma hususunda kaderleri ayrı ayrı düşünülemez. Fakat Cebriye'ye göre,  anne, baba ve çocuğun ayrı kaderleri olduğundan, anne ve babadan ayrı bir çocuğun gelebileceğini ve hiç çocukları olamayacağını veya çocuğun farklı bir anne ve babadan gelebileceğini rahatlıkla savunmaktadırlar. Oysa böyle bir değerlendirme kaderin ve ilahi ilmin hadiseler üzerinde hiçbir tesiri olmadığını kabul etmekle olabilir ki, kaderin bütün prensiplerini alt üst eder.

Mutezile ise, anne ve babanın çocuğun yaratılmasında müessir olduğunu savunduğun- dan, anne ve babanın olmaması durumunda bu çocuğun kesinlikle dünyaya gelemeyeciğini savunmaktadırlar. Bunlara göre hadiselerde son sözü Allah değil sebep verir. Oysa böyle bir düşünce tarzı, kaderi yok saymak anlamına gelir ki, büyük bir hatadır.

Biz ehl-i sünnete göre, Allah'ın ilmi ezelidir. Hadiseler ancak O'nun kararıyla meydana gelebilir. İnsanların dünyaya nasıl geleceğini tayin eden O'dur. Dolayısıyla Allah'ın takdir ettiği bir sebebin olmamasını farz etmek yanlıştır. Çünkü Allah zaten o olacak işin hangi sebep vasıtasıyla olacağını da beraber tayin etmiş ve kaderlerini de beraber belirlemiştir. Buna göre sebeplerin yok farz edilmesi yanlıştır. Ama sebebin olmadığını farzederek  müsebbebin meydana gelmesi hakkında yapılacak mülahazalarda biz ehl-i sünnet olarak, susmayı tercih ederiz. Yani bize göre böyle bir durumda müsebbebin meydana gelmesi veya gelmemesi Allah'a ait olduğundan fikir yürütemeyiz. Allah dilerse bu çocuğu, başka anne - babadan yaratır veya hiç yaratmaz. Kesin bir şey söylemek imkansızdır.
Netice: İrade sahibi bir adamın nefsine uyup silahını birine doğrultacağını ve ateşlendireceğini Allah ezeli ilmiyle bilir ve ikisinin kaderini tayin eder. Allah burada birisinin öleceğini diğerinin ise katil olacağını takdir etmiştir. Dolayısıyla bu adamın silahı ateşlememesi gibi bir durum söz konusu değildir. Zaten silahı ateşlendireceğini Allah bildiği için kaderini öylece belirlemiştir. Bu hadisede sorumluluk ölümü tayin eden Allah'ta değil, silahı ateşlendiren katildedir.  Çünkü bir fiili bilen ve yazan değil, bizzat iradesiyle işleyen mesuldür. Ayrıca Allah'ın yapmayın dediği kötü bir fiile teşebbüs etmek sorumluluk gerektirir. Demek maydana gelen veya başımıza gelmiş olan hadiseler için, “bu böyle olmasaydı böyle olmazdı” veya “filan adam şöyle yapmasaydı şöyle olmazdı” gibi ifadeler ehl-i sünnetin kabul ettiği hükümler değildir. Bu gibi mülahazalar Mutezile  fikirli olanlara yakışmaktadır...


Bu Yazı 3923 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar