Ormanlarımızı Yeniden Göğerteceğiz (Ahmet Kabaklı)
27.01.2015        

ORMANLARIMIZI YENİDEN GÖĞERTECEĞİZ

 

 

 

 

Aslan kurdu, kurt domuzu, domuz tilkiyi, tilki tavuğu, tavuk örümceği, örümcek sineği… Yutmaya hazırlanırken, gücü yeten, yetmeyen birçok mahlûklarda ağızları sulanarak bekliyorlar. Belki fazlasına bir et parçası, biraz kemik veya sakatat düşecek.

Derken mahut ihtilal veya murat saati çalıyor; yukarıda söylediklerimin hepsi birbirlerini yutuyorlar, sinekten aslana bir silsile halinde.

Lakin orman gümbürdüyor. Üst üste gök gürültüsü, şimşek, yıldırım. Dehşetli yangın, alevler. Önce bir kebap sonra yanık kokusu. Ertesi gün yutuşanlar ve bekleşenler hep birer kömürden ucubedir. Bir gün önce arslan posta koyduğu, kartalların uçuştuğu, kumruların seviştiği, tilkinin diplomatlık, maymunun şaklabanlık, horozun orkestra şefliği ettiği ormanda artık yıllarca ot dahi bitmeyecektir.

Yalnız bir yamaçta suyu parmak kalınlığında bir kaynak, etrafına ufak ufak yeşillikler saçmaktadır.

Böyle bir hikâye yoksa işte ben uydurdum. Böyle hikâyeler uydurup üzerinde düşünmenin tam sırasıdır. Tilki, arslan, fil, kartal, karaca rolündeki bütün yaratıklara ihtar ediyorum: Her yutanın bir yutucusu bulunur; o olmazsa İlahi veya beşeri afetler gelir, hepimizi birden sömürüp kül eder. Sömürmenin, kandırmanın, kurnazlığın ve boş boğazlığın da bir sınırı vardır.

Yumrukçunun, politikacının, hınk deyicinin derdi, iktidarı, maliyeti, adaleti yutmak veya yutulandan bir kemik düşmesini beklemek olabilir. Ama bizim derdimiz ormandır. Av kuşlarından, kuzulardan, ceylanlardan yanayız biz; kurttan, çakaldan, takma yeleli arslandan yana değiliz. Biz çeşme olmaya çalışıyoruz, bir parmak su da olsa kaynaklık ediyoruz: Vatan yeşersin, meyveler olgunlaşsın, ekinler çoğalsın diye.

Yutuşma, bölüşme vuruşma hevesinde olanlar kurt da, tilki de, domuz da olsalar bizim ormanın yerlisi saymıyoruz. Bir yabancılık, bir barbarlık, bir köksüzlükleri var, kötü bir görenek olmuş. Ormanımızın töresine kıyılmış, o yüzden ki:

Mağaramızda, kovuğumuzda, deremizde tepemizde yetişenler bile bize yabancı kesilmişler. Başka hava çalıyor, başka kılıç vuruyor, ekini başka tarzda biçiyorlar. Bir yaratıklar topluluğu, törelerinden koptu mu böyle olur. Önce kendi ormanını sevmez, onun ağacına, otuna, ceylanına, kuzusuna kıyar. Sırf işkembe-i kübraları ve can-ı azizleri için çırpınırlar.

İşte biz o soysuzlaşmanın yerine sevgili töreyi koymaya yüce varlık mucizeleri içre ilmi kılavuz yapmaya çalışıyoruz. Hakem değiliz taraftarız. Ormanımızı yeniden göğerteceğiz.

Ahmet kabaklı

 


Bu Yazı 2083 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar