Orta Çağ İslam Uygarlığında Kitap Tutkusu
04.09.2013        

ORTA ÇAĞ İSLAM UYGARLIĞINDA KİTAP TUTKUSU

Koray  Şerbetçi

 

 Kitap dediğimizde onu övücü herhangi bir söz söylemesek bile bu sözcük tek başına bir tutkuyu ifade eder kimi insanlar için. Bunca insan içinde kişisel ilgisini beyinsel lezzetlere odaklamış bireyler hiç de öyle sıra dışı bir tutum değildir elbette. Fakat koca bir uygarlık, kitap sevgisini kelimenin tam anlamı ile bir tutku ve hatta çılgınlık haline getirmişse ne demeli buna? İşte asıl sıra dışılık budur. Bu doğrultuda ben de, okuyacağınız yazıda ana hatları ile bu sıra dışı kitap tutkusunun tarihsel zeminine zihinsel projektörlerimizi çevirmek istiyorum.

Orta Çağ denildiğinde bir tekerleme gibi “karanlık çağ” tamlaması dökülüverir dilimizden. Bu çağa yapıştırdığımız derin etiket bir yönü ile doğru olsa da bazı uygarlıklar üzerine tastamam oturmaz. Öyle ya, Kavimler göçü yaşanmış, o yıkılmaz görülen Roma İmparatorluğu çökmüş, Antik Yunan/İyon ve Helenistik dönemin ışıltılı bilimsel çalışmaları sönüvermiştir birden. Ama asıl darbe Bizans İmparatoru Justinianus’un ünlü felsefe okulu Akropolis’in kapısına vurduğu kilitte, yine Bizans eliyle İskenderiye kitaplığı’na [1] ve Roma’da Agusto tarafından kurulan saray kütüphanesine  atılan alevlerin dumanında ve sonunda papalık tarafından Antik eserlerin okunması, matematik çalışmalarının yasaklanması ile ilgili buyrukta kendisini göstermiştir. Bu süreçte o Antik Yunan, Helenizm ve Roma mirası üzerinde oturan insanlar artık merak etmez, soru sormaz ve araştırmaz oldular. Batı Kitabı ve onun kokusunu unuttu. Ama işte o sıralarda Yakın Doğu’da tam tersi bir durum yaşanmaktaydı. “Ex Oriente Lux” yani ışık doğudan gelir sözünü doğrularcasına, uygarlığın beşiği olan Asya daha doğru bir saptama ile Yakın Doğu  9. yüzyıl ile 13. yüzyıl arasında İslam uygarlığı çerçevesinde  en parlak dönemlerini yaşamaktaydı. İşte bu süreçte dünyada eşine az rastlanacak bir kitap tutkusu yaşanıyordu.  Araplar, Talas savaşından sonra Çin ve Türk kentlerinde kağıt imalathanelerini görmüş ve ilk kez 794 de Bağdat’ta kağıt imalathanesi açmışlardı. Böylece kağıt imalatı tüm Yakın Doğu’ya çığ gibi yayılmaya başladı.. Tüm Yakın Doğu kentlerinde harıl harıl kağıt üretiliyordu. Avrupa ise bu tekniği çok sonralarda, en erken Sicilya’da 1102’de, İtalya’da 1154’de Almanya’da 1228’de ve İngiltere’de 1309’da kullanmaya başladı.[2] Tabii iş yalnızca kağıt üretmekle bitmiyordu. O dönemde bilim adamlarının Antik Yunan, Helenistik ve Hint kültürlerini incelenmeleri ve yaptıkları tercümelerle ciltlerce kitap yazılmaya başlandı. Abbasi Halifesi Me’mun, kurdurduğu Bey tül Hikme adlı akademide tüm bilimsel çalışmaları destekliyor, buranın idarecisi konumundaki (bir Hristiyan Arap olan) Huneyn bin İshak’a tercüme ettiği bilimsel kitaplar ağırlığınca altın vereceğini vaat ediyordu.[3]

O dönemlerdeYakın Doğunun kitap merakı doğrultusunda batılıların bilge kral olmakla övdükleri 16.yüzyılın Alman imparatoru Şarlken’in  900 ciltlik kişisel kitaplığı kuşkusuz Şarlken’den asırlar önce yaşamış Endülüs (İspanya) Halifesi El- Hakem’in 400 bin ciltlik kitaplığı, Mısır Halifesi El-Aziz’in 1 milyon 600 bin ciltlik kütüphanesi, Vezir Ebul Fida’nın 70 bin ciltlik kütüphanesi ve yine İranlı vezir Şapur bin Erdeşir’in 12 ciltlik kütüphanesi ile kıyaslanamaz.[4] Yine 13. yüzyılda Avrupalı asilzadelerin okuma yazma bilmemekle övündükleri ve manastırlardaki bazı keşişlerin okuyup yazabildikleri Avrupa yanında, yalnızca Bağdat’ta 36 tane genel kütüphane ve sayısı 100’ü aşan kitapçı dükkanı bulunmaktaydı. [5]

Yakın Doğunun bu kütüphaneleri de bir başka ilgi çekici noktadır. Öyle ki yalnızca Rey kenti kütüphanesinin kataloğu 10 cilt tutmaktadır. Şimdi tek tek adlarını sayarsak konuyu istatistiksel bilgiye saplamış olacağımızdan bu kütüphanelerin niteliği ile ilgili birkaç söz yeterli olacaktır. Kütüphane deyince aklımıza sessiz ve belki de sıkıcı bir ortam gelebilir. Yakın Doğu  Orta Çağının kütüphaneleri ise bu anlamda daha renkli görünüyor. Zira kütüphanelerde satranç oynama imkanı, bilimsel tartışma sohbeti ve bir şeyler içmek için mekanlar da bulunmaktaydı. Ayrıca her kütüphane de bir yazman ekip bulunuyordu. O dönemde kitaplar henüz baskı makineleri icat edilmediğinden elle kopyalanarak çoğaltılmaktaydı. Bu yöntem  öğrencilerin harçlıklarını çıkarmalarına  ve dar gelirli bilginlerin  geçimlerini sağlamalarına çok büyük katkıda bulunuyordu. Yine o çağda Endülüs Devleti sınırları içinde bulunan Kurtuba kentinde ise tam 160 kadın kitap yazıcısı olduğu da bilinmektedir. [ 6 ]

İnsanlar çılgın gibi kitap satın alıyorlar ve okuyorlardı Ortaçağ Yakın Doğusunda. Mısır Halifesi El- Aziz’in özel bir ajan ekibi bile vardı. Bu ajanlar siyaset konusunda değil kültür konusunda casusluk yaparlardı. Diyelim Irak’ta, Suriye’de, Türkistan’da, Endülüs’te bilim ya da edebiyat konusunda yeni bir kitap mı yazıldı, El Aziz’in casusları büyük paralar ödeyerek bu kitabı satın alır ve Mısır’a getirirlerdi. Halife de onları 1,600,000 cilt kitabı barındıran  kütüphanesine gururla katardı.[7] Alman tarihçi Hunkee, kitap tutkusunun yalnız bilginlere has olmadığını şu ifadesi ile anlatır : “ Her sınıftan pek çok kitap meraklısı vardı. En üstün devlet adamlarından tutun da ta kömürcülere, şehrin kadısından müezzinine kadar bütün okumuş insanlar kitapçıların daimi müşterisiydi.” [8]  Bu tutkuyu bize daha net olarak Orta Çağ’da yaşamış bir Arap tarihçisi kitap ile ilgili başından geçen ilginç bir olayı aktararak gösterelim  : “ Kurtuba’da bulunduğum sırada sık sık kitap çarşısına gider bana çok lazım olan bir kitabı arardım. Nihayet günün birinde onu buldum ve pazarlığa giriştim. Ama ben artırdıkça başka biri daha üstün fiyat veriyordu. Ona dedim ki: – Allah bu öğrencinin ömrünü uzun etsin ! Eğer bu kitap kendileri için herhangi bir bakımdan önemli ise ben vazgeçerim, çünkü fiyat artık haddinden fazla yükseldi.- Öteki : -Ben öğrenci değilim- dedi. Ve ekledi : – Kitabın içinde ne olduğunu da bilmiyorum. Benim makamımda olanlar arasında hatırımın sayılması için evimde bir kitaplık kuruyordum. Bu kitap da rafta boş kalan yeri tam tamına dolduracak. Üstelik yazısının güzelliği ve ihtişamı da pek sardı beni. Onun için parasına aldırdığım yok.” [9] 

Buradan anlıyoruz ki, o dönemde önemli bir makama gelen kişinin zengin bir kitap koleksiyonu olmazsa hatırı sayılmamaktadır ve aynı zamanda kitaplık kurmak, zenginler arasında bir moda halindedir. Kuşkusuz özentinin böylesine derin bir saygı duymamak elde olmuyor. Yine 9. yüzyılda Bağdat’ta yaşamış büyük bilgin Cahiz’de tam bir kitap tutkunuymuş. Yazdığı kitapların sayısı 360’dır. Bu kitaplardan yalnızca 90 tanesi günümüze ulaşabilmiştir. Bu çalışkan ve kitap tutkunu bilginin sonu nasıl olmuş biliyor musunuz? Gerçi ölümün güzeli olmaz ama onun ölümü tam bir kitap tutkununa göre olmuş. 869 yılında 94 yaşına gelen bu bilgin, kitaplığının raflarının çökmesi sonucu kendi kitaplarının altında kalarak can vermişti. [10]

Alman tarihçi Hunke, Orta Çağ Avrupa’sındaki ve İslam Uygarlığındaki kitap mukayesesini  şu biçimde yapar  : “ Batıda 10.yy.da manastırlar, ellerindeki olsa olsa bir düzine  kitabı, nadir şeyler oldukları için, çalınmasınlar diye zincirle okuma masasına bağlarken Irak’ta küçük bir kasabacık olan Necef kütüphanesindeki kitap sayısının 40 bin olması ile haklı olarak övünebilirler.” [11] Manastırların çalınmasın diye kitapları zincirle masalara bağladığı bir çağda bir Selçuklu kenti olan Merv’deki  Aziziye kütüphanesinde 12 bin cilt kitap bulunuyordu ve bu kitaplar okuyuculara ad ve adreslerini almaktan başka hiçbir garanti olmaksızın ödünç veriliyordu. Sanırım aradaki derin farkı yakalayabilmişsinizidir.

Yazımızı kapatırken kitap tutkusu ile ilgili birkaç ilgi çekici örneğe daha yer vermek istiyorum. Tarihte türlü nedenlerle binlerce savaş olmuştur. Bu savaşlarda galip ve mağlup taraflar da vardır. Genellikle galip taraflar mağluplara zamana ve zemine göre çeşitli yaptırımlar uygularlar, onlardan para, toprak ve bunun benzeri şeyler alırlar. İşte yine böyle bir savaş 9.yüzyılda Abbasiler ve Bizans arasında gerçekleşti. Savaşta Abbasiler galip geldi. Abbasi halifesi Me’mun ve Bizans İmparatoru III. Michael arasında yapılan antlaşmada galip hükümdar Me’mun, mağlup Bizans’tan doğal olarak savaş tazminatı istedi. Ama dünya tarihinde eşi görülmedik bir savaş tazminatıydı bu. Me’mun’un istediği savaş tazminatı, Antik Yunan bilim ve felsefe kitaplarıydı.[12] Bunun bir eşine dünya tarihinde rastlamanız mümkün değildir. Evet, Orta Çağ Yakın Doğusunda kitap tutkunluğu bu derecedeydi. Peki ya ne oldu da Yakın Doğu bu kitap tutkusundan uzak düştü ? Kuşkusuz bunun tek bir nedeni yok. Tarihsel süreç içerisinde yaşanan ekonomik, siyasi, askeri, kültürel gelişmeler ve koşullar, İslam Uygarlığının bu kitap tutkusunu Rönesans Avrupa’sına devretmesine neden oldu. Avrupa’da matbaanın da icadı ile birlikte kitap önlenemez bir tutku oldu batılılar için.  

Yazımızı Orta Çağ tarihinden vereceğimiz son bir örnekle bağlayalım. 1258 yılında Moğollar, Orta Çağda Yakın Doğunun en ileri kültür merkezi Bağdat’a saldırıp kenti ele geçirdiklerinde yaşananlar hem İslam Uygarlığının kitap zenginliğini göstermesi bakımından ilginç, hem de kitapların başına gelenleri anlamamız bakımından trajik bir olaydır. Moğolların Bağdat’ta yaptıklarını 14.yüzyılın ünlü gezgini İbni Batuta şöyle anlatır: “ Moğollar Bağdat’ta kütüphanelerden kitap yığınlarını çıkararak Dicle nehrine attılar. Bunlar o kadar çoktu ki bir kıyıdan karşı kıyıya yığılan kitaplar sanki bir gemiden köprü gibiydiler; bunu gördüklerinde ırmağın taşmasından korkup geri kalan kitapları yaktılar.” [13] Bu olaydan sonra hem Bağdat hemde Yakın Doğu kolay kolay bilimsel anlamda belini doğrultamadı. Gerçi Osmanlı döneminde yeniden bir derleniş olmuş ve Katip Çelebi gibi kendisine kalan mirasın hemen hemen tümüyle kitap almı pırıltılı beyinler çıkmışsa da, kitap tutkunluğunun zirvede olduğu o ışıltılı düzey  bir daha yakalanamamıştır.

Şimdi bize düşen şey, ulusumuzu Atatürk’ün işaret ettiği çağdaş uygarlık düzeyine eriştirmek için, bilgi çağına girdiğimiz ve kitaplara çok daha kolay ulaşabildiğimiz bu dönemde var gücümüzle belki Orta Çağ Yakın Doğusunda yaşayanlar gibi çılgınca kitap okumak ve aydınlanmak olmalıdır. 

DİPNOTLAR:

[1] Yakıldığı zaman 1 milyona yakın kitap olduğu rivayet edilir.

[2] Will DURANT; İslâm Medeniyeti,  s.88

[3] Will DURANT; İslâm Medeniyeti,  s.96

[4] Ali MAZAHERİ; Orta Çağda Müslümanların Yaşayışları, s. 184-186

[5] Will DURANT; İslâm Medeniyeti s.89

[6] Ali MAZAHERİ; Orta Çağda Müslümanların Yaşayışları, s.190

[7] aynı eser, s.186

[8] aynı eser, s.218

[9] aynı eser, s.219

[10]Cahiz; Giysiler, Kitaplar, Öğretmenler ve Şarkıcı Kızlar, (Çeviren M.Hilmi Özev), s.8

[11] Sigrid HUNKE; Allah’ın Gölgesi Avrupa Üzerinde, s.216-217

[12] Roger GARAUDY; İslam’ın Vaadettikleri, s. 85

[13] Ali MAZAHERİ; Orta Çağda Müslümanların Yaşayışları, s.185

 


Bu Yazı 3674 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar