Osmanlı Devleti’nde Millet Sistemi
..        
Osmanlı Devleti altı yüz yıllık tarihi boyunca, farklı etnik gruplar ve din mensuplarından oluşan kitleleri, XIX. Yüzyıla kadar başarıyla yönetti. Osmanlı yönetim anlayışı içinde bu unsurların her birine “millet”, oluşturulan sisteme de “millet sistemi” adı verildi. Bu sistem, farklı inançlara sahip topluluklara kendi inanç ve hukuklarının gerektirdiği şekilde yaşama imkânı tanıdı. Devletin idaresi altındaki her millet kendi dinî ve sosyal işlerini hür bir şekilde yaşama fırsatı buldular. Osmanlı, tebasını zorla İslamlaştırmak gibi bir amaca sahip değildi ve gayrimüslimlere de güvenlik ve huzur sağlamayı, onları adaletle ve devlet yönetiminden razı olacakları şekilde yönetmeyi hedefliyordu.
İslami literatürde din ile eş anlamlı olması yanında belli bir dinin mensuplarını ifade eden millet kelimesi, Osmanlı Devletinde klasik dönemden itibaren dini zümreleri ifade etmek için kullanılmıştır. XVI-XVIII. yüzyıllarda karşımıza çıkan belgelerde “Papanın Milleti”, “Millet-i Ermeniyân”, “Milel-i Selase” tabirleri geçmektedir.(1) Osmanlı Devleti'nde “millet sistemi” esas itibarıyla İslam Hukuku'na dayanmıştır. İslam Dininde millet kavramı din, mezhep; bir din ve mezhebe bağlı topluluk anlamlarına gelmektedir. Bu kavram Kur'an'da da “din ve şerait” anlamlarında kulla- nılmakta ve on beş yerde geçmektedir.(2)
Gayrimüslimlere tanınan haklar gereği fethedilen bir yerdeki en büyük kilisenin camiye çevrilmesi kuralı vardı. Onun dışındaki kiliselere dokunulmaz, şehir sulh yoluyla alınmış ve gayrimüslimler kendi iradeleriyle teslim olmuşlarsa zaten kiliselere dokunulmazdı. Cemaat liderlerinin yargılanması özel bir usule tabi idi. Metropolitlerin, vekillerinin ve piskoposların, şeriatla ilgili davalarının duruşmaları Divan'a havale edilir ve dava sadrazam ve kazaskerlerin huzurunda görülürdü. (3) Anlaşmalara riayet ettikleri, fitne ve fesadın merkezi olarak kullanmadıkları müddetçe bütün gayrimüslim- lerin mabetlerine saygı gösterilmesi ve korunması Müslüman idareciler için bir vecibe sayılmıştır. Osmanlı Devleti, gayrimüslim tebaaya kendi liderlerini seçme ve bu liderlerin başkanlığında dini, idari, adli ve eğitsel alanda kendi kurum ve kurallarını belirleme ve düzenleme hakkı vermiştir. Gayrimüslimler bu şekilde özerk olarak yaşamlarını sürdürmüşlerdir.(4)
Cemaatler kendi mensuplarının doğum ve ölüm kayıtlarını da tutarlardı. Bu uygulama, Tanzimat'a yakın bir dönemde devletin bütün tebaanın nüfus kayıtlarını tutmaya başlayana kadar devam etmiştir.(5) Devlet, papazların kiliselerdeki vaazlarını denetlemediği gibi ne yazık ki cemaat okullarının idaresini ve ders prog- ramlarını da denetlememiştir. Buralar daha sonra fitne ve fesat tohumlarının atıldıkları merkezler olacaklar ve bağımsızlık fikirlerinin aşılandığı ocaklara dönüşecek- lerdir. Halbuki Cevdet Paşa'nın belirttiği gibi onların çoğu bu fesadın içindeydi.(6)
Fatih İstanbul'un fethini takiben Rumları, ardından da Ermenileri özerk cemaatler hâlinde bir araya getirmiş, başlarına da bizzat kendisi patrik tayin etmiş ve onlara geniş hak ve hürriyetler tanımıştır. Fâtih Sultan Mehmet'in İstanbul'daki kiliselerin bir kısmını ve bütün din mensuplarını ibadet ve geleneklerinde serbest bırakması millet sisteminin en önemli esasını teşkil eder. Şeyhülislâm Ebussuud Efendi de, din hürriyetini fetvasında özellikle ifade etmiştir. Macar Kralının “Sırbistan'ın her tarafında Katolik kiliseleri tesis edeceğim, Protestan kiliselerini yıkacağım.” demesine karşılık Fatih'in Sırp Kralı Brankoviç'e, “Eğer devletime itaat ederseniz, her caminin yanında bir kilise inşa edilecek; buralarda herkes kendi Hâlıkına ibadet edecek” demesi onu inanç hürriyetine nasıl baktığını gösteren dikkate değer bir misaldir. Bu sözler üzerine Sırp Kralı, Hıristiyan Macaristan yerine Müslüman Osmanlı Devleti'ne itaat ederek, bu idare felsefesinin üstünlüğünü takdir etmiştir.(7)Sultan Fatih'in Galata Zimmîlerine verdiği ahidnâme, asırlar önce farklı din ve millet mensuplarına tanınan Osmanlı hak ve hürriyet- lerini gözler önüne sermektedir:
“Galata zimmîlerin ahidnâmesidir (Ebü'l-Feth Sultân Muhammed Hân İstanbul'u fetheyledikde ver- miştir. Rumca yazılub üzerine tuğra çekilmiştir.) “Ben Ulu Pâdişâh ve Ulu Şehinşâh Sultân Muhammed Han bin Sultân Murâd'ım. Yemin ederim ki, yeri göğü yaradan Perverdigâr hakkı içün ve Hazret-i Resulün -Aleyhis-Salâtüve's-Selâm- pâk, münevver mutahhar ruhu içün ve ye'd-i Mushaf hakkı içün ve yüz yirmi dört bin peygamberler hakkı içün, dedem ruhîçün ve babam ruhîçün, benim başım içün ve oğlanlarım başîçün, kılıç hakkiçün, şimdiki hâlde Galata'nın halkı ve merdüm-zâdeleri atebe-i ulyâma dostluk içün Babalan Pravizin ve Markizoh Frenku ve tercümanları Nikoroz Baluğu ile kal'a-i mezkûreninmiftâhın gönderüb bana kul olmağa itaat ve inkıyâd göstermişler.
Ben dahi;
1.Kabul eyledim ki, kendülerin âyinleri ve erkanları ne veçhile cari ola-gelirse, yine ol üslûb üzere âdetlerin ve erkânların yerine getüreler. Ben dahi üzerlerine varub kal'alarını yıkub harâb etmeyem.
2.Buyurdum ki, kendülerinin malları ve rızıkları ve mülkleri ve mahzenleri ve bağları ve değirmenleri ve gemileri ve sandalları ve bil-cumlemeta'ları ve avretleri ve oğlancıkları ve kulları ve cariyeleri kendülerinin ellerinde mukarrer ola, müte'arız olmayam ve üşendir- meyem.
3.Anlar dahi rençberlik edeler. Gayrı memleketle- rim gibi deryadan ve kurudan sefer edeler, kimesne mâni ve muzahım olmaya, mu'af ve musellem olalar.
4.Ben dahi üzerlerine haraç vaz' edem, sal be-sal eda edeler gayrılar gibi. Ve ben dahi bunların üzerlerin- de nazar-ı şerifim diriğ buyurmayub koruyam gayrı memleketlerim gibi.
5.Ve kiliseleri ellerinde ola, okuyalar ayinlerince. Amma çan ve nakus salmayalar. Ve kiliselerin alub mescid etmeyem. Bunlar dahi yeni kilise yapmayalar.
6.Ve Ceneviz bâzirgânları deryadan ve kurudan rençberlik edib geleler ve gideler. Gümrüklerin âdet üzere vereler. Anlara kimesne te'addi etmeye.
7.Ve buyurdum ki, yeniçeriliğe oğlan almayam ve bir kafiri rızası olmadan Müslüman etmeyeler ve kendüleri aralarında kimi ihtiyar ederlerse maslahatları içün kethuda nasbedeler.
8.Ve buyurdum ki, evlerine doğancı ve kul konmaya ve kal'a-i mezkûre halkı ve bâzirgânları angaryadan mu'af ve musellem olalar. Böyle bileler… Alâmet-i şerife i'timad kılalar… Tahrîren:Fî Evâhir-i Cemâziyel-ûla Sene seb'in ve hamsin ve semâne-mi'ete (857 H./1453 M.)
Millet sistemi II. Mahmud'un; “ben tebanın Müslümanını camide, Hıristiyanını kilisede, Musevisini de havrada fark ederim. Aralarında başka gün bir fark yoktur. Hepsi hakkındaki muhabbet ve adâletim kavidir ve hepsi hakiki evladımdır” ifadesiyle kavileşmiş durumdaydı. Bu sistem ile gayrimüslimler, büyük bir müsamahanın ürünü olduğu görülen özel hukuk uygulamaları ile Müslümanlardan ayrı tutulup korun- muş oldular. Bu sayede kendi kimliklerini muhafaza, müdafaa ve kendilerinden sonra gelen nesillere intikal yolunu sağlama kabiliyetini geliştirdiler.
Devlet idaresince Osmanlı coğrafyasına ulaşama- yacağı düşünülen ulusçuluk akımlarının olumsuz etkileri ortaya çıkmaya başlamasıyla millet sistemi, ulus bilincinin farkına varmaya başlayan azınlıklar tarafından aşındırılmaya başlandı. Tebaanın eşitlik talepleri Avrupa'dan destek gördü ve bu durum birtakım düzenlemeler yapılmasını zorunlu kıldı. Bu düzenlemeler, XIX. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı bünyesinde “Türkçülük” ve “İslâmcılık” akımlarının gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Müslüman olmayanları kendi kültürlerini yaşamak- ta ve ilişkilerini kendi hukuk kurallarına göre düzenle- mekte serbest bırakmak İslam şeriatının zorunlu kuralıdır. Bu bakımdan Osmanlılarda “millet”, lâik (seküler) bir kavram kabul edilemez. Ama nedeni ne olursa olsun, bu günümüzde bile ulaşılması zor bir aşamadır. Onca iddiasına rağmen batı ülkeleri, Birleşmiş Milletlerden Avrupa Birliği İnsan Hakları bildirim ve sözleşmelerine kadar ve bunlara rağmen özerk toplumlardan oluşan çok toplumlu bir devlet sistemine henüz geçebilmiş değillerdir. (Birleşmiş Milletler Kıbrıs'ta Türkler ve Rumlardan oluşan iki toplumlu devleti bir türlü gerçekleştirememektedir). Tartışmalar azınlık haklarından öteye gidememiş, özerk toplumlar aşamasına gelinememiştir.(8)
Farklı kimlik ve din müntesiplerine uygulanan baskıların sonuç getirmediği ortadadır. Adaletin herkes için tesisi, inançlarına saygı, bir başka ifadeyle Osmanlı millet sisteminin yeniden neşvünema bulması bütün coğrafyalar için muhtelif sorunların yegane çözümü olarak görünmektedir.
Dipnotlar
1-İlber Ortaylı, “Osmanlılarda Millet Sistemi”, D.İ.A, İstanbul, 2005, XXX, 66
2-Bilal Eryılmaz, Osmanlı Devletinde gayrimüslim Tebaanın Yönetimi, II. Baskı, Risale Yayınları, İstanbul, 1996, s. 17
3-Süreyya Şahin, Fener Patrikhanesi ve Türkiye, Ötüken Yayınları, İstanbul, 1980, s.70
4-Cevdet Küçük, “Osmanlılarda Millet Sistemi ve Tanzimat”, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yayınları, İstanbul, 1985, c.IV, s. 1007
5-A. Cevdet Paşa, Tarih-i Cevdet, Üçdal Neşriyat, Ankara, 1984, c.VI, s. 2690
6-A. Cevdet Paşa, a.g.e. s.2695
7-Ahmet Akgündüz, Bilinmeyen Osmanlı, OSAM Yayınları, İstanbul 2000, s.359
8http://www.tilahan.net/default.asp?lang=0&pId=6&fId=7&prnId=7&hnd=1&ord=6&dbId=743

Bu Yazı 3806 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar