PEYGAMBERLER ŞEHRİ ŞANLIURFA VE ÇİĞKÖFTESİ
..        
Allah (c.c.) Nemrut'a bir kul olduğunu göstermek için en aciz mahluklardan sivrisinekleri göndereceğini kendisine bildiriyor. Nemrut da harp etmek için ordusu ile karşı çıkıyor ise de bulut gibi gelen sivrisinekler asker ve hayvanların göz kulak ve burunlarına girerek hepsini püskürtüyorlar. Nemrut güç bela kendisini odasına atıyor ve kapıyı, bacayı, bütün delikleri kapatarak bu afetten kurtulmaya çalışıyor.
Topal bir sivrisineğin, Allah'a Yarab-bi ben gazaya yetişemedim topallığım mani oldu diyerek yalvarması üzerine, Allah ona seni Nemrut'un helakine memur ettim, git onu bul diye emrediyor. Bu topal sinek Nemrut'un odasına anahtar deliğinden girerek hemen saldırıyor ve burun deliğinden girerek yavaş yavaş beynini kemirmeye başlıyor. Nemrut her çareye başvuruyor kurtulamayacağını anlayınca, keçeden yaptırdığı tokmaklarla kafasına vurmalarını emrediyor ve bu suretle can veriyor. Nemrut'un kafasına tokmakla vuruldukça (Vur ha..Vur ha.. Ur ha.. Ur ha..) diye bağırmasından dolayı memlekete Urha, daha sonrada Urfa denildiği söylenir. Bu Şanlı Urfa adının nerden geldiği ile ilgili rivayetlerden sadece biridir.
Tarihi kaynaklarda Urfa Hz.Adem Hz. İbrahim, Hz. Eyüp, Hz. Şuayp, Hz.Elyasa gibi Allah'ın seçkin ve hayırlı kıldığı peygamberlerin yaşamış oldukları bölge olmasından dolayı peygamberler şehri olarak anılmaktadır. Peygamberler şehri olurda, buram buram maneviyat kokmaz mı?
Hele birde Hazreti İbrahim'in halen izlerinin günümüze kadar maneviyatından hiçbir şey kaybetmeden gelmesi ve onunla Nemrut arasında geçen ve bütün batıl dinleri ve inançları hallaç pamuğu gibi savuran ve bugün bu ilimizde yaşayan 7 den 70'e bütün insanların dilinden düşürmediği ve aşağıda birazda olsa değineceğim, yazarken bile tüylerimin diken diken olduğu Kral Nemrut'un Hz. İbrahim'le olan hadisesi, aynen şöyle;
Rüyasında hükümdarlığının elinden gittiğini gören Kral Nemrut'un bu rüyası kahinler tarafından…”Bu yıl bir çocuk doğacak, senin putperest dinini ortadan kaldıracak ve krallığına son verecek” şeklinde yorumlanır. Bunun üzerine Nemrut o yıl doğan ve doğacak bütün çocukları öldürtmeye karar verir. Hz. İbrahim'e hamile olan Nuna, hamileliğini herkesten gizleyerek Hz.İbrahim'i bir mağarada gizlice doğurur. Hz. İbrahim bu mağarada 7 yaşına kadar herkesten gizlice yaşadı. 7 yaşından sonra mağaradan çıkarılıp baba evine getirilen İbrahim büyüyünce Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye başladı. Gerçek tanrının putlar değil bütün kainatı yaratan tek Allah olduğunu anlatmaya çalıştı. Bunun üzerine Nemrut Hz. İbrahim'i yakalatarak Urfa Kalesinin bulunduğu tepeden mancınıklarla ateşe attırdı. O anda Allah tarafından ateşe tırnak açılacak Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol emri verildi. Ateş su, odunlar balık oldu. Hz.İbrahim sağ salim olarak bir gül bahçesinin içerisine düştü. O nun düştüğü yerde oluşan Halil-ür Rahman ve Aynzeliha Gölleri ile içerisindeki balıklar bugün dünyanın her tarafından gelen insanlar tarafından ibretle seyredilmekte ve ziyaret edilmektedir.
ŞANLIURFA VE TÜM TÜRKİYENİN VAZGEÇİLMEZİ ÇİĞKÖFTE
Bugün Türkiye'nin her tarafında bulunan, hatta dünyanın birçok yerinde yerleşik Türk insanına sorduğunuz zaman çiğköfteyi ve bunun Urfa ve Urfalılarla özdeşleştiğini bilir…
Peki hiç merak ettik mi? Neymiş bunun Hikayesi….
Hz. İbrahim'in Nemrut tarafından ateşe atılışını yukarıda sizlerle paylaşmıştık. Nemrut, Hz. İbrahim'in yakılması için büyük bir ateş yakılması emrini verir. Bu emir üzerine yörede ne kadar odun varsa toplatılır, aynı zamanda evlerde de odun yakılmasını yasaklar. Halk perişan ateş yakmadan nasıl yemek yapacağını düşünür durur. İşte böyle bir günde bir Urfalı avcı, avladığı ceylanı eve getirerek hanımından yemek yapmasını ister. Hanımı evde odun bulunmadığını söyler. Çevrede toplanacak tek bir dal odun dahi kalmamıştır. Avcı çoluk çocuğun aç kalmaması için hanımından bir çare bulmasını ister. Bunun üzerine kadın, ceylanın budundan yağsız et çıkararak bir taş üzerinde başka bir taşla döverek ezmeye başlar. Sonra ezilmiş eti bulgur, biber ve tuzla karıştırarak yoğurur, bahçesinden topladığı yeşil soğan ve maydanozla karıştırarak sofraya getirir. Böylece o leziz ve tadına doyulmaz çiğköfte meydana gelir. (Bu yazıyı kaleme aldığım 08.10 2007 günü yani ramazanın 26 günü çiğköftenin böyle bir kaba tarifi bile ağzımı sulandırmaya yetti.) Hz. İbrahim'in ateşe yakıldığı yaklaşık dört bin sene önce ortaya çıkan bu tadına doyulmayan lezzet bir yemek çeşidi olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu aynı zamanda Urfalı ve diğer kadınlarımızın da kıvrak zekasını ortaya çıkarmaktadır.

Bu Yazı 2719 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar