PEYGAMBER EFENDİMİZİN EVLİLİKLERİNİN BAZI HİKMETLERİ
..        

Son zamanlarda Avrupa basınında Peygamber Efendimizle ilgili gerçek dışı ve Müslümanları üzen, inciten haberler çıkmaktadır. Bu haber ve yayınlardan sonra tüm İslam alemi hatta Müslüman olmayanlar bile bu yanlış ve çirkin yakıştırmalara sert bir tepki vermiştir. Milyarlarca insanı üzen ve yaralayan bu hadiseler karşısında bizler de onlara müspet hareket etmenin bir gereği olarak en güzel cevabı Peygamber Efendimizin yüce şahsiyeti ile vereceğiz.
O Yüce şahsiyet ki kâinat onun nuru ile ayakta. O'nun nurundan evvel kâinat umumi bir matem içindeydi. Mevcudat birbirine düşman, bütün varlıklar cansız bir cenaze, insanlar ebedi yokluğa mahkûm yetim hükmündeydiler…
Onun getirdiği nurla, kâinat birden şenlenerek cuş u huruş içinde muhteşem bir zikir ve şükür mescidi haline gelmiştir. Mevcudat, artık birbirine düşman değil kardeş olmuş; cansız varlıklar, Cenabı Hakk'ın sonsuz hikmetlerine mazhar ve insanların emrine musahhar birer memur vaziyetini almıştır. İnsanlar ise ebedi yok oluştan kurtulmuş, Cenabı Hakkın sonsuz saadetler ülkesi olan cennetine davetli aziz birer misafir durumuna gelmişlerdir. Kısacası, alemlere rahmet olarak gönderilen O zat, insanlığın gecesini gündüze, kışını bahara çevirmiştir.
Günümüzde insanlığın asıl ızdırabı, Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed(a.s.m.)'ı tam manası ile tanımamış, hakiki şahsiyetini bilememiş olmasından ve getirdiği esaslara karşı lakayt kalmasından, onlara aşk ve şevk içinde kucak açmayışından gelmektedir. Dünyanın manevi sarsıntısı da, sıkıntısı da, anarşı ve huzursuzluk içinde bunalması da bundan dolayıdır.
Onu anlamadıkça, sevmedikçe ve hayat bahşeden prensiplerini kendisine rehber edinmedikçe de insanlığın bu sıkıntı, sarsıntı ve buhranlardan kurtulması mümkün görünmüyor. Peki O'nu anlamak zor mudur? Getirdiği hayat prensipleri ışığında öncelikle şunu ifade edelim ki peygamber efendimiz normal hayatta vasat bir insan tarafından yaşanabilecek örnek davranışlar ortaya koyma gayesindedir. Onun her bir fiili ve kavli bütün herkes için bir hukuk kaidesi olması hasebiyle, manevi hayata yönelik özellikle ibadet hususunda ileri bir ideali yaşamaya gerçekte pek arzulu ise de, yapıp yaşandığında zorluğa sevk edecek durumlardan kaçınmıştır.'Allah'ın resulünde sizler için gerçektende (takip edilmeye değer)ne güzel bir örnek vardır.'sırrı gereğince inzivaya çekilerek dünya hayatı zevklerini tamamen reddedip tabiri caizse bir melek hayatı sürmek istememiştir. Uygulanması insan tabiatı ve mizacı açısından mümkün olmayacak dolayısıyla ölü doğacak ilkeler vaz' etmek yerine normal bir insana hem maddi hem de manevi alanda kendisine doyum sağlayıcı asgari davranış örnekleri belirlemek olmuştur.Şunu da belirtelim ki bu asgari davranışları iyiye daha iyiye ve güzele yükseltmeyi istemek ise tamamen kişinin seçimine bırakmıştır.Onun davranışlarıyla ilgili Kuran'da yer alan 'ey rabbimiz bize şu dünyada güzellik ve iyilik öteki dünyada da iyilik ve güzellik ver ! ve sonunda sen bizi cehennem azabından koru.' dua metni en güzel özeti ve ifadesidir.
Yazımızda Peygamber Efendimizin bu davranış ilkeleri ışığında yaptığı evliliklerle ilgili hikmet ve maslahatlardan bahsedeceğiz.
Peygamber efendimizin (s.a.v.)bütün evliliklerinde ayrı ayrı hikmetler ve maslahatlar vardır. Her evliliğinde bir maksat ve gaye gözetilmiştir.
Bu yazımızda insanlara model olan Peygamberimizin hayatının değişik yönlerini. yeri geldikçe evdeki yaşantısı hakkında eşlerine, çocuklarına karşı nasıl davrandığından, nasıl bir aile reisi olduğundan ve Bir koca olarak eşi ile paylaşımından, Ve hayatında eşiyle nasıl bir dayanışma içine girdiğinden bahis edeceğiz.
Şüphesiz Cenabı Allah Resulünü bütün insanlara numune-i imtisal yapmıştır. O'nun hayatının en küçük ayrıntısına da bütün insanlığın ihtiyacı vardır. Toplumun yarısını oluşturan hanımlara ait özel haller ve bu latif cins ile münasebeti kimden ve nasıl öğrenilecekti?
Elbette ki evdeki yaşantısını en iyi anlatacak olan onunla birlikte yaşayan her türlü kirden arınmış pak ve temiz eşleridir. Bütün müminlerin annesi olan eşlerinin her birisi ülkedeki Müslüman kadınların hukuk danışmanları olarak vazife görüyordu. Şayet Resulallah geride çok sayıda dul hanım bırakacak olursa bu müfessirler ve danışmanlar zümresi uzun süre mü'min topluluğunun en büyük yetkilileri olarak bu görevlerini yerine getirebileceklerdir. Kuran'ın tabiriyle onlar diğer kadınlardan herhangi biri gibi değiller. Onlar aile ocaklarında, Allah'ın ayetlerinden (Kur'an) okunanları ve hikmetten (Resulullah'ın emir ve talimatlarından) (bildiklerini) hatırlayıp zikreden Allah'ın da onlardan manevi kiri (günahı) gidermek istediği yeryüzünün bütün kadınları içinde en kıymetli olanlarıdır.(33/28-34) görevlerini en iyi bir şekilde en ince ayrıntısına kadar yapan bu her biri müstesna hanımlardan o günden bu güne bütün Müslümanlar o mutlu ve mesut aile yuvasını örnek alarak hayatlarını tanzim etmektedirler.
Peygamber Efendimizi yaptığı evliliklerle yeni bir şey ihdas etmemiş. Tarihe bakacak olursak hemen hemen bütün devirlerde çok kadınla evli bir aile hayatı olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Kendisinden önceki bütün peygamberler İbrahim, Musa, Davut, Süleyman ve diğerleri poligami bir evlilik hayatı benimsemişlerdir.
Hıristiyan din adamları da Hz İsa'nın çok evliliği yasaklamadığını kabul ederler. Oysa ki Hz Muhammed (s.a.s.)'in yaşamının uzun bir bölümünü tek eşle geçirerek gerekeni idealize etmiş,sonradan yaptığı evlilikleri de yazının ilerleyen bölümünde etraflıca izah edileceği gibi çeşitli durumlar karşısında sadece bir ruhsat olarak tanımıştır. Ki bu da Kuran tarafından durum ne olursa olsun dört eşle sınırlandırılarak kayıt altına alınmıştır. Tarihsel ve o güne ait toplumsal ve kültürel şartları da göz önünde bulundurulduğunda Resulullah'ın bu uygulaması adeta bir devrim niteliğindedir. Kadının bir meta olarak kabul görüldüğü, tek özelliği erkeği eğlendirmek olarak düşünülen bu varlığa Resulallah adeta yeni bir kimlik kazandırmıştır. Kadınlara ne derece önem verdiğini yaptığı evliliklerde en iyi bir şekilde sayısız örnekle göstermiş olan bu yüce zat kadının güzelliğini takdir edip ona layık olduğu değeri her zaman vermiştir. Himayeye muhtaç latif cinsin hor ve hakir görülmesine onda asla rastlayamazsınız.''Sizin en hayırlılarınız hanımlarına karşı en iyi tutum ve davranış içinde olanlarınızdır.'başka bir hadisinde bırakın cahilliye dönemi Mekke devrini günümüz uygar dünyada da sıkça rastlanan kadına şiddeti yasaklamıştır.'kadınlara reyhan bitkisinin sapıyla dahi vuramazsınız !' buyurmuştur'
Peygamber dönemi Mekke toplumunda çok eşliliğin mevcut olduğunu söyledik ve daha kötüsü pek çoğu nikâh dışı olduğu bir vaka idi. Bazı savaşlarda ölen erkeklerin eşlerinin ve çocuklarının ortada kaldığı durumlarla sıkça karşılaşıla biliniyordu. İşte bu gibi durumlarda başta Peygamber Efendimiz olmak üzere birçok sahabe de dul kalan kadınları ve yetim kalan çocukları himayeleri altına almak gayesiyle evlenmişlerdir.
Bazı kötü kimselerin Peygamber Efendimizin nefsânî arzuları için evlendiğini ifade etmeleri de son derece insafsızlıktır. Çünkü Hz. Peygamber kendisinden yaşça epey büyük olmasına rağmen Hz. Hatice'nin ölümüne kadar onun ile iktifa ve kanaat etmiştir. Yani Peygamber Efendimiz diğer evliliklerini nefsin arzularının neredeyse tevakkufu hengâmında yapması çok açık bir şekilde bu evliliklerin nefsanî olmadığının delilidir.
Peygamber Efendimizin bazı evliliklerinde içtimai bir hikmet ve maslahatı da göz önünde bulundurduğu olmuştur. Daha çok Savaşlarda esir alınan ve bazı aşiret ve kabilelerin reislerinin dul kalan kızlarıyla yaptığı evlilikler bu duruma örnek gösterilebilir. Peygamberin yaptığı bu evlilikler sayesinde; Arabistan'ın dört bir yanını kaplayan kabilelerle akrabalık bağı kurmak vasıtasıyla etrafına toplamış, böylelikle kabileler kendisine ve İslama yardımcı olmuşlardır ve birçok kimse de bu evlilik ve âlicenaplığa hayran kalıp Müslüman olmuştur.
Evlatlığı olan Zeyd bin Harise'nin manevi imtizaçsızlıktan dolayı boşandığı Hz. Zeynep b.Cahş ile evlilik yapmasını teşri hikmetine binaen bizzat Cenabı Hak emretmiştir. İleride etraflıca işleyeceğimiz bu evlilik evlatlıkların hanımlarıyla evlenebilme hükmü getirmesi açısında son derece önemlidir. Hz. Aişe validemizin Peygamber Efendimizden binlerce hadis rivayet etmiş olması; Efendimizin vefatından sonra birçok müşkül meseleyi büyük bir hanım sahabe olarak halletmiş olması açısından önem taşımaktadır. Yine eşlerinden Ümmü Seleme yüzlerce hadis rivayet ederek İslam fıkhına büyük bir katkı yapmış olması kısa zaman önceye kadar toplumdan tamamen yalıtılmış olan kadının ilim kültür hayatında ulaştığı yeri göstermek bakımında son derece önemlidir.
Yazımıza Bediuzzaman Hazretlerinin 7.mektupta bu izdivaçların hikmetiyle alakalı şu enfes tespiti ile giriş mahiyetindeki bölümü bitirelim.
''O hikmetlerden birisi şudur ki: Zat-ı risaletin akvalı gibi, ef'al ve ahvali ve edvar ve harakatı dahi menabi-i din ve şeriattır ve ahkâmın me'hazleridir. Şıkk-ı zahirisinde sahabeler hamele oldukları gibi, hususi dairesindeki mahfi ahvalatından tezahür eden esrar-ı din ve ahkâm-ı şeriatın hameleleri ve ravileri de, Ezvac-ı Tahirattır ve bilfiil o vazifeyi ifa etmişlerdir. Esrar ve ahkâm-ı dinin hemen yarısı, belki onlardan geliyor. Demek bu azim vazifeye, birçok ve meşrebce muhtelif Ezvac-ı Tahirat lazımdır”

MÜMİNLERİN ANNELERİ (UMMEHÂT'UL-MU'MİNİN)

Hz. HATİCE:

Esed kabilesinden Huveylid'in kızıdır. Tarihçilerin ekserinin verdiği bilgiye göre henüz 25 yaşında olan Hz. Muhammed (s.a.v.) ile nikâhı kıyıldığında kendisi 40 yaşında dul olup 2 çocuk anası idi.
Hatice kocasına iyi bir eş olduğu kadar onun en yakını idealleri ve “isteklerini paylaşan” en iyi de bir dosttur, evlilikleri çok mutlu geçiyordu.
Mekkeliler tarafından Tacire(ticaret yapan) ve Tahire(saf, temiz)olarak sıfatlandırılmış zengin ve ticaret ile uğraşan Mekke'nin de önde gelen mümtaz bir şahsiyettir. Hatice dul bir hanım idi. Kendisi iki defa evlenmiş ve her iki evliliğinden de birer çocuğu dünyaya gelmiştir. Sahip olduğu güzellik, zenginliğinden daha az meşhur değildi. Yapmış olduğu evliliklerin neticesi olacak ki kendisine yapılan pek çok evlilik teklifini hep geri çevirmiştir. Buna rağmen şehrin önde gelen ailelerinin zenginlerinden talipleri pek çoktu.
Peygamberimizin Hz. Hatice'nin kervanıyla yaptığı ticaretin kazançlı, Hz. Muhammed'in (s.a.v) üstün ahlakı, güvenirliliği, namuskârlığı, dış görünüşünün de ahlakının bir yansıması olarak mükemmel olması zengin tüccar Hanım'ı etkilemiş. Pek çok talipli arasından belki hiç aklından geçmeyecek birini tercih etmesine sebep olmuştur. Bütün bunlar neticesi olarak Hz. Hatice Peygamber Efendimizi sık sık gerek iş gerekse aile yemeklerine davet etmiş bu ziyaretlerle ile başlayan sadık dostluk git gide ilerleyerek evlilikle noktalanmıştır.
Onların evlilikleri eşine az rastlanır saadet dolu bir evlilik olmuştur. Öyle ki Müslümanlar arasında nikah kıyılırken imam şu duayı niyaz eder.”Allah şu evlenenlere Adem (a.s) ile Havva ve Muhammed(s.a.v.) ile Hatice arasında gerçekleşen sevgi ve muhabbetin aynısını nasip etsin”.
Şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.v.) zevcesini tam bir muhabbet ile el üstünde tutuyordu. Öyle ki vefatından sonra Hz. Peygamber'in genç zevcesi Hz. Aişe'nin zaman zaman Hz. Hatice'ye karşı hüzün ve kıskançlık hisleri oluşmuştur. Zira Hz. Muhammed (s.a.v.)vefat eden eşinin muhabbet ve şefkatinden sık sık bahsediyor. Her defasında onu unutmadığını göstererek hatırasını canlı tutuyordu.
Hz. Hatice ilk defa kendisine vahy geldiğinde Hz.Muhammed'in şeytani bir aldatmaca olma korkusundan içine düştüğü şaşkınlık, koku ve tereddüt'ten onu şu sözleri ile teselli ederek arka çıkmıştır.”hiç korkma… Allah seni asla kötülük içine atmaz Allah sana mutlaka iyilik ile muamele edecektir. Zira sen yakınlarına yardım ediyor ailene bakıyor, hayatını namus kârlıkla kazanıyor diğer insanların doğruluktan ayrılmamalarını sağlıyor, yetimlere sığınacak bir yer temin ediyor, sözünde doğru, emanete ihanet etmez. Hiç bir dayanağı olmayanların yardımcısı muhtaçlara iyilik için koşan ve herkes ile iyi geçinip nezaketle muamele eden kimsesin”.
Hz. Aişe bir vesile ile Peygamber Efendimize o ihtiyar hanım'ı hatırlamanın manası ne Cenab-ı hak sana daha iyi kadınlar verdi şeklindeki suale Hz. Peygamber şu cevabı vermişti:” Hayır, gerçek senin dediğin gibi değil herkes bana inanmadığı zaman bana inanan o idi. Herkes müşrik iken o Müslümanlığı kabul etmişti benim hiçbir yardımcım yokken o bana yardım ediyordu…”
Hz. Muhammed'in Hz. Hatice'den altı çocuğu dünyaya gelmiş. Saadet ve mutluluk dolu bir aile yaşantısı olmuştur. Toplumda birden fazla eş ile birlikte yaşama geleneği olmasına rağmen Hz. Hatice vefat edinceye kadar Peygamber efendimizin tek eşle iktifa ederek başka bir kadın ile evlenmemesi sevgi ve ilişkiler açısından bizlere ipuçları veriyor.
Hz. Hatice tam 25 yıl Peygamberimizle birlikte yaşamış. Vefatı peygamberimizi derinden üzmüş ki bu seneye hüzün yılı denmiştir Hz. Hatice'nin vefatından sonra 2,5 yıl kadar bir süre hiç evlenmemiş ki eşler hayatta olsalar bile O zamanlar toplumda çok eşlilik sıkça görülen bir vaka idi.
Bu hadise bize gösteriyor ki: Peygamberin evlilikleri sırf aşk duyguları ve şehvet düşkünlüğü ile izah edilemez. Çünkü ilk kez ikinci bir hanımla evlenmesi 54 yaşında iken gerçekleşmiştir. Bu yaş istek ve arzuların etkilerinin azaldığı bir döneme tekabül eder.Eğer bu konuda bir eleştiri olacak ise Peygamber'in 25 yaşına kadar ki yaşamı dönemi ile olması (ki biyolojik olarak arzu ve isteklerin en yoğun olduğu gençlik dönemi bu yaşlardır.) daha makul ve inandırıcı olabilir eleştirilerin aksine bütün kaynaklar 25 yaşına kadar hiç evlenmemesine rağmen bu konuda kendisine eleştiri gelmemiş aksine namus ve iffetiyle toplumda öne çıkmış.Taraflı tarafsız herkes'in takdirini kazandığını belirtmekteler.

HZ.SEVDE:
Zem'a 'nın kızıdır. Amir b.Lu'eyy kabilesine mensub olup Mekkeli bir hanımdır. Kendisi evvelce Şükran b. Amr ile evlenmişti. Müslüman olarak Habeşistan'a göç eden eşlerden Şükran Hıristiyan dinine geçip irtidat etmiş ve orada ölmüştür. Hanımı Sevde ise Müslümanlığını korumuş,
Mekke'ye dönme mecburiyetinde kalmıştır. O sırada Hz. Hatice yeni vefat etmiş ve Hz. Peygamber (s.a.v.) 'in bakıma muhtaç çok sayıda küçük çocuğu bulunuyordu Hz.Sevde'nin iman konusunda gösterdiği sıkı ve vefakâr tutum Resulullah'ı son derece etkilemiş olmalıdır ki ona karşı duyduğu bu takdiri ve verdiği yüksek değeri, mücessem bir şekilde göstermek istemiştir. O sırada Hz. Sevde 50 yaşında bulunuyordu; buna rağmen Hz. Peygamber ona evlenme teklifinde bulundu ve hicretten evvel üçüncü yıla doğru nikâh akdi gerçekleştirildi. Hz. Peygamber'de bu sırada 50 yaşındaydı. Bu hanımı 19. hicri yılda Hz. Ömer (r.a.) 'in hilafeti sırasında vefat etmiştir. Peygamberimizle 14 yıl beraber yaşamıştır.

HZ.AİŞE:
Hz.Ebu Bekir'in kızıdır. Teym kabilesine mensup ve Mekkelidir. Daha önce Cubeyr bin Mut'imle nişanlanmış. Fakat Mut'imin ailesi çocuklarının Hz. Aişe'nin ailesinin Müslümanlığı seçmiş olmalarından dolayı bu evlilikten vazgeçmişlerdir. Hicretten evvel 2.yılda nikâhlanmış ancak anne ve babasıyla kalmaya devam etmiş olgunluk çağına vardıktan sonra Medine'ye geçmiş olan Peygamber'imizin yanına varabilmiştir. Bu nikâh gerçekleştiğinde islamın içinde bulunduğu durum belirsizdir. Peygamberimiz kendisine iman edip bağlananlar için her zamankinden daha fazla endişe duymaktadır.
İslamın esaslarını ve hükümlerini anlatıp açıklayacak akıllı ve heyecan dolu bir kadına ihtiyacı vardı. Hz. Aişe bütün bu vasıfları kendi şahsında toplamış. Her çeşit meziyet ve vasıfları benimsemeye elverişli bir manevi yapıya sahip güzel ve akıcı konuşan her yönüyle bu amaç için en uygun kişidir. Rivayetlere göre Hz. Aişe validemiz ilme susamış bir şahsiyete sahipti. Resulallah ile olan görüşmelerinde derinliğine sualler soruyor. Yer yer anlaşılması için tartışmalar yapıyordu. Öte yandan Hz Ebu Bekir İslamı ilk kabul eden birkaç kişiden biriydi. Peygamberin arkadaşı, dostu her bakımdan kendisine yardımcı olmaya hazır olan Hz.Ebu Bekir'in kızıyla evlenerek onu hem şereflendirme hem de dostluğunu ve arkadaşlığını pekiştirme maksadı olmuştur. Çünkü Arap toplumunda evlilik yeni akrabalık bağları oluşturma biçimiydi aynı zamanda.Hz. Aişe'nin ilmi hayatı özellikle İslam hukukunda önemli bir yer işgal etmektedir. 2210 hadis rivayet etmiş, bazı alimlere göre hukuki hükümlerin dörtte biri Hz. Aişe'nin rivayetlerinden çıkarılmıştır. Hitabet ve edebiyatta soy biliminde kaynak olabilecek biridir. Şairlerin uzun kasidelerini ezberden bilir. Medine'de 9 yıl boyunca Resulullah'ın en yakın ve samimi dostu olmuş. Askeri seferlere katılmış. Görev esnasında cesur bir hasta bakıcı hemşire olarak çalışmıştır. Hukuk'un yanı sıra tıp, matematik, tarih alanında da büyük kabiliyeti herkesçe biliniyordu. Resulallahın kendisini neşelendirip hoşnut etmek için zaman zaman onunla açık arazide yarıştığı da olmuştur. Hicri 627 senesinde vefat etmiştir.


Bu Yazı 8675 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar