Peygamberim,Biricik Öğretmenim
..        

İkinci dersin bittiğini bildiren “Gülpembe” melodili zilimiz çaldı. Öğretmenler odasına vardığım da çay setin önünde çay alma sırası çoktan oluşmuştu.Sıraya girdim.Ders esnasında kuruyan boğazlarımızı bir nebze ıslatmak ve yirmi dakikalık dinlenmede arkadaşlarla hasbihal için kuyruktaydım.Kaynak yapmayı seven,sıraya geçmeyen bir arkadaşımız her zamanki gibi en öne geçip kaynak yapıyorum haberiniz olsun dedi.
Hepimiz gülüştük.Masada bir yer bulup oturdum.Masada Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi öğretmeni Ergün bey vardı. Masada Ergün Bey olursa sohbet dini oluyordu. Kimimiz meraktan kimimiz ise başka maksatlardan Ergün Beyi sohbetin başmisafiri yapıyorduk.
Ergün bey ismi ile müsemmaydı; uysal ve yumuşak huylu bir kimseydi.Gültekin bey yeni öğretmenlerimizdendi. Beş yıl olmamıştı meslekteki kıdemi. Gültekin bey de ismi gibi; gençti ve nazik,kibar birisiydi. Gültekin bey Ergün beye:
-Hiç kızmayan öğretmen olur mu? diye ansızın soruverdi.
Masada tüm öğretmenler şaşırmıştık. Bu nereden çıktı? der gibi birbirimize baktık.
· Hiç kızmayan öğretmen
· Hiç azarlamayan öğretmen
· Hiç dövmeyen öğretmen
· Hiç kötülük etmeyen öğretmen
· Hiç intikam almayı düşünmeyen öğretmen
· Hiç dostlarını üzmeyen öğretmen olur mu? diye soruya soru ile cevap verdi Ergün bey.
-Bilmem! Varsa da biz görmedik herhalde.
Neyse soruma cevap alayım..
-Dikensiz gül var mı?” dedi Ergün bey
-Evet! dedi.
-İşte “O Gül” var ya solmayan, kıyamete kadar yeryüzünü nuruyla şereflendiren “O Gül” var.”
-Damardan giriyorsun!
-Kan için damar gerek. Kalbe giden yolun adı, damardır.
-Örneklendir o zaman!.
-Örnek mi?” Örnekleri Kendinden Olan Bir Muallim-i Ekber'i (SAV) vazifesi başında görmeye hazır ol” Siz de hazırsanız; Bediüzzaman Hazretleri'nin buyurduğu gibi “Hazırlanın! Ceziret'ül Arab'a” gidiyoruz diye bize de söyledi Ergün bey:
“Mekke Fethi'nde Ebu Sufyan'ı, Medine'ye hicret ettiğinde kuzeninin evini yıkan Akil'i, Ebu Cehil'in oğlu İkrime'yi,Kızı Zeynep (r.anha) annemizin katili Esved oğlu Habir'i, Uhud'da şehit düşen Şehitlerin Efendisi,Esedullah/Allah'ın aslanı unvanlı amcası Hz. Hamza (r.a) efendimizin katili Hz. Vahşi (r.a)'yi bağışlayan, akrabalarım var diye umutla gittiği Taif'te taşlanan/tükürük yağmuruna tutulan, elinde fırsatlar varken intikam almayı düşünmeyen, 'Beddua et!' dediklerin de yarenleri; beddua yerine hidayetlerine dualar eden, eşkıyalık yapan,yol kesen Devs Kabilesine lanet okuması istendiğinde dua eden Mekkeliler O'nu ve tüm Müslümanları 3 yıl açlık zulmüne tabi tuttukların- da ,onlar aç kaldılar ben de onlara yardım etmeyeyim düşüncesi olmayan, bilakis yardım edilmesini isteyen cezalandırma yerine affederek öğrencisini kazanan, Yahudi bir insanın cenazesi giderken ayağa kalkarak insana saygı göstermede model olan , nezaketi, zarafeti şartlara bağlı olmayan ;“Ben ancak muallim olarak gönderil- dim” diyenden başkası olabilir mi?”
Ortamda çıt çıkmıyordu. Çaylar ellerden masaya bırakılmış,pür dikkat gözlerimiz Ergün bey deydi.Devam etti:
“Peygamberim Biricik Öğretmenim (SAV)'den para, mal istemek için gelen bir bedevi Arap, elbisesinden çekince çektiği yerde morarma olmuştu. O Muallim-Ekber hiçbir şey demediği gibi bedevinin bu davranışından ötürü 'Kısas uygulanacak mı?' diye sorulması üzerine, “Hayır. Çünkü sen kötülüğe kötülükle karşılık vermez- sin…” demesi de bedevinin bundandı belki.
“Suskunluğumuz kat be kat artmıştı. Çaylar soğumuş, diller lal olmuş, gözler dolmuştu.
Sessizliği buğulu ve ağlamaklı sesiyle Gültekin bey bozdu:
-N'olur devam et kıymetli hocam…
-Evet.Öyle bir Muallim-i Ekber ki; sağ elime Güneş'i,sol elime Ay'ı verseler yine davamdan vazgeçmem derken öğretmenliğin “Para İçin Yapılamayacak Meslek” olduğunu, kişi eşyasını taşıyabiliyorsa, sadece kendi taşımalıdır.” deyip eşyasını taşıması, yolculukta odun toplaması hiçbir gösterişi olmayan Öğretmen, minnet beklememeyi de minnet beklenmeyeceğini gösteren muallimdi O.”
Sınıf öğretmenimiz Sedat bey:
-El-Emin ve En Emin Muallimdi O. Öğrencileri ne latifeden de olsa yalan söylemez, biz gibi örnek verirken dahi atıyorum diye faraza konuşmazdı, değil mi Ergün hocam?”
Gültekin bey ağlıyordu. Bizim ise; gözlerimiz kızarmış, yanaklarımızdan yaşlar süzülüyordu.
Ergün bey devam etti:
-“Sühan-Güzar/Güzel konuşan, güzel söz söyleyen Öğretmendi, O (SAV)! İnsanların yanlış davranışlarını düzeltirken bazen dolaylı anlatım yöntemini kullanırdı. Böyle bir anlatımın öğrenciler üzerindeki eğitim açısından keyfiyeti önemlidir. Çünkü öğrencilere “Şöyle yap! Böyle yapma!” şeklinde söylenen, doğrudan/baskıcı/ yaptırımcı emirler fayda yerine zarar verir değil mi arkadaşlar? Lakin iletilmek istenen mesaj dolaylı olarak aktarılırsa, “sen” azar dili yerine “ben” dili kullanıldığında herkes seviyesine göre dersini alır. “Azarlaması çok olanın arkadaşları az olur”.
Ergün bey saatine baktı.Uzun olan 20 dakikalık teneffüsün bitmesine 5 dakika kalmıştı:
-Sonra devam edelim dedi. Kabul etmedik Hepimiz ağız birliği etmişçesine:
-.Lütfen Ergün bey,lütfen…
-Mübarek ağzından çıkan kelimelerden memnun olmayan yoktu.Muhataba önem verir,dikkate alır,ciddi dinlerdi.Kendisine üç kere ismi ile seslenilince her defasında “Efendim” diyen,muhatabına vücudunun tamamını dönerek konuşan,konuşurken göz teması kuran Muallim-i Mücella'ydı O.! Canlar Canıydı O! Yanlış bir davranışı düzeltmek için o davranışı işleyeni hemen suçlamaz, isim vermez; ortaya konuşur, imalı bir anlatımla davranışın yanlışlığını dile getirirdi.
-Nasıl yani? Hiç yapana kızmaz mıydı? Onu üzmez miydi? dedi Sedat bey.
“Bir gün mescidde yeni Müslüman göçebe Arabın burnunu silip attığı bezi alan, nazikçe uyaran balgamı kimseye bir şey demeden mescid duvarından temizleyenServer-i Ser Bülendimizdi O! Uzatsa da bizlere o mübarek ellerini öpüp başımıza koysak.
-Tebeşir kullanmaktan elleri kirlenecek diyenle re mi ki bu mesaj? dedi Sedat bey.
“Mescidde deve eti yenmiş ve birazdan ezan okunacak. Bir gaz kaçırma sonucu ortamdaki müthiş kötü koku. Evet bir müslümanın abdesti bozulmuştu. Gaz kaçıran da bilirdi elbet öğretmen yanında edeble oturulacağını.Lakin olan olmuştu.Herkes şaşkın birbirine bakıyordu.Ezana az bir zaman vardı.Abdestsiz namaz olmayacağına göre o kişi belli olacaktı. Sıkıntılı bir ortam. İmdat dilenmekteler içlerinden. Bir rüzgâr esse,bir yağmur gelse ortam huzur bulsa.Rab'le vuslat için ezan iyice yaklaşmıştı.Ve Müjdeci,Kurtarıcı,Efendi olan Sevgili..Sıkıntılı zamanlarda davet edenlerin davetine icabet eden,tek derdi “Ümmeti,ümmeti” diyerek diline vird olan Halaskârımız;sevinç ve üzüntümüzün ortağı. Adını anan yüreklere rahmet olan Ğaysımız! İlim mekanında Kılavuz/Hadi olan çölleri cennetlere çeviren Medine'nin Gülü imdada yetişti: “Kim burada bizimle beraber deve eti yemişse abdest tazelesin.” Kendisi de kalkıp abdest tazeledi.
O ana kadar sessizce dinleyen Sercan bey:
-Geçen gün benim sınıfta bir kötü koku.Tüm öğrenciler burunlarını tutuyor.Pencereleri açtık.Yetmedi sınıfın kapısını da açtık.. Ne fayda! Kim yaptı? diye hiddetle sordum.Bir öğrenciyi tüm sınıf parmakla gösteriyordu.Çünkü konuşamıyor-lardı.Konuşsalar parmaklarını burunlarından çekecekler, kötü kokuyla tekrar karşılaşacaklardı. Bir bağırdım o çocuğa.İçli içli ağladı.Sınıftan kovdum.O gitti sanki koku da onunla gitti. Meğer ben ne yanlış şeyler yapmışım.Öğrenci nerede o koca adam nerede? Sınıf nerede, cami nerede? Of Allah'ım!Affet beni!Hemen gidip o öğrenciden sınıfın huzurunda özür dileyeceğim ve bu olayı anlatacağım.Sağ ol hocam,çok güzel şeyler anlatıyorsunuz.
Zil çalıyordu.Sınıflara doğru yola çıkmalıydık. Ama Gültekin bey:
-Lütfen devam ediniz.
-Sen dili olanlara karşı: “Falan sana ne oluyor ki!” diyerek suçlama yerine, ben dili olan “Bir kısım insanlara ne oluyor ki, alınlarına toprak yapışsın, şunları yapıyorlar!” (demesi, genel bir ifadeyle, imalı bir ifadeyle hem o davranışı işleyeni, hem de aynı yanlışlığı işleme ihtimali olan diğer insanları uyarması takdire şayandı Ya Sühansencân /Hesaplı ve ölçülü konuşan, lüzumsuz konuşmayan Efendimizin.
-Siz kızmazdı.” derken, dayakla anılan öğretmenler…
-Ayşe annemizle aile içi yaşadığı minik anlaşmazlıkta hakem olarak Sıddık-i Ekber Hz. Ebu Bekir efendimizi ortak olarak hakem tayin etmiştiler. Hakem karşısında olayı anlatırken mübarek Ayşe annem “Anlatımında adaletli ol!” deyivermişti. O an babası olan Hz. Ebu Bekir, bu saygısızlığa, kızının burnunu kanatan tokadıyla cevap vermişti. “Seni hakem kılmaktan kastımız bu değildi! demişti Kainatın Efendisi öğretmeni- miz yüreği buruk olarak.
-Hiç Kızmayan Öğretmen (SAV)” idi. Dokuz yıl Enes b.Malik'e bir kez olsun kızmayarak, ölen kuşun sahibi çocuğa taziye için evine kadar giderek; siz de öğrencilerinizn sevinçlerini üzüntülerini paylaşın mesajı veren,hoşgörü eğitim ilişkisini kuran,ilk atama usulüyle Hz. Musab bin Ümeyr el Abderi (RA) Medine'ye öğretmen gönderen Mülki âmir,ilk yatılı okul olan Ashab-ı Suffa'nın müdürü Rehber-i Muazzam (a.s.m.)
“Kim istemez ki sizin rahle-i tedrisinde eğitilmeyi, karnesinde öğretmeninin isminin “Nur Muhammed,” okul müdürünün “Gül Ahmed,” devlet reisinin “Can Muhammed” olmasını?...”

Sükut ikrardan gelir kaidesince herkes sessizliğe gömüldü. Usulca yerlerimizden kalkarak öğretmenimizi düşünerek sınıflarımıza doğru yola koyulduk…


Bu Yazı 2871 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar