Peygamberimizin Kulluğu Nasıldı?
..        
Mahlûkatın en şereflisi insan, insanların en şereflisi ise peygamberlerdir. Peygamberlerin en efdali kulluk da en mükemmeli ise Hz. Muhammed (S.A.V) dir. Zira O, bütün mevcudat namına yapılan zikirleri ve duaları Allah'a takdim eden yeryüzü- nün tek imamı ve zikir halkasının baş zakiridir. Allahımızın kendisinden ve kulluğundan razı olduğu peygamberler zincirinin ilk ve son halkası- dır. Mevcudatın, ins ve cinin yaratılış gayesinin Yüce Mevla'ya ibadet olduğunu en mükemmel ve güzel şekilde Allah'a takdim eden zattır.
İbadet; kulluk yapmak, itaat etmek, boyun eğmek gibi manalara gelmekle beraber kulun bütün hareketlerini, davranışlarını, duygu ve düşüncele- rini Yüce Allah'ın istediği ölçülere göre tanzim etmesi demektir. Buna göre her türlü hayır, iş kişi için bir ibadet demektir. Ancak biz burada Yüce Rasülün (S.A.V) sadece namaz ve oruç gibi ibadetlerindeki hassasiyetini ve dikkatini anlatma- ya çalışacağız. Bununla birlikte dua ve niyazla- rındaki ihlas ve kuşatıcılığının ümmetine olan örnekliğini kısaca arz etmeye çalışacağız.

A-PEYGAMBERİMİZİN NAMAZI:
Fahri Kainat Efendimiz zatında özel ve tek olduğu gibi ibadetlerinde de özel ve tekdir. Onun gibi Rabbimize içten samimi kulluk yapan olmadığı gibi bundan sonrada olmayacaktır. Kendisi Rabb-i Rahmine itaatte eşsiz ve kusursuz olduğu gibi aile fertlerini ve ümmetini de dinin direği mesabesinde olan namaza emir ve teşvik edici olarak müstesna- dır. Zira Allah (c.c) da böyle istemektedir. Bir ayeti kerimede “Ailene namazı emret! Kendinde ona sabırla devam et.” buyurmuştur.
Günde beş vakit namazı huşu ve hudu ile tam bir ihlas ve teslimiyet içinde eda etmesinin yanında, teheccüt namazını ve diğer sünnet namazlarını da büyük bir hassasiyet ve ihlasla kıldığını kaynaklar bize bildirmektedir.
Yüce Allah bir ayet-i kerimede şöyle buyuruyor. “Güneşin zevalinden (öğle vaktinden batıya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namaz kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir”. Bu ayette “güneşin zevali” öğle ve ikindi namazlarının “gecenin karanlığı” da akşam ve yatsı namazının vaktine işaret etmektedir. “Fecr” kelimesi ise sabah namazının vaktini belirtmektedir. Tefsi bilginler rinin ifadesine göre sabah namazının şahitli oluşu, gece ve gündüz meleklerinin bu namazın kılınma- sında hazır bulunmaları demektir. “Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus olmak üzere teheccüd namazını kıl ki Rabbin seni makam-ı Mahmuda ulaştırsın”
Hz.Aişe (RA) anlatıyor: Bir defasında “Ya Aişe! Bu akşam Rabbime ibadet yapmak istiyorum. Ne dersiniz.” buyurdular. Ben de “Evet anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah!” dedim. Gece geç saatlerde baktım Rasül-i Ekrem yanımda yok; belki diğer zevcelerinin yanına gitti diye onu aramaya kalktım. Baktım ki bir köşede kalbi sanki göğüs kafeslerinden çıkacakmış gibi Rabbisine dua ve niyaz da bulunuyordu. Namaz ve duasını bitirince baktım ayakları şişmiş. Ben “Ya Rasulallah! Anam babam sana feda olsun. Niçin kendinize zahmet ediyorsunuz. Halbuki Allah (cc) senin bütün geçmiş ve gelecek günahlarını affetmiştir.” dediğimde birden ciddileşti ve şöyle buyurdu “Ya Aişe! Allah'a şükreden bir kul olmayayım mı? Çünkü Allah makam-ı Mahmudu bana ihsan etti Kıyamette şefaat-i uzmaya nail olan, ümmetinin bağışlanmasını Rabbinden dileyen ve alandır. Fahr-i Kainat Efendimizin kulluğu da özel, namaz ve niyazı da bizim için ve bütün mevcudat için bir rahmettir.
Miraç Mucizesiyle Rabb-i Rahimine kavuştu- ğunda bizim için getirdiği en büyük ve kutsi hediyesi olan namazın içindeki ezkar ve dualar da da bizim ebedi saadet ve ihsanat-ı İlahiyeye ait olan arzu ve isteklerimizi Allah'tan almıştır. Böylece kul; Rabbisine yaklaşmak, affına mazhar olmak için namazını dosdoğru kılarak kulluğunu takdim etmelidir.
Rasül-i Ekrem (SAV) kulluğun en zirve noktasında öylesine büyük ve yüksek seviyede bir namaza durmuş ki O Yüceler Yücesine eda ettiği ibadette, Arap yarımadasındaki hatta bütün dünyadaki tüm varlıklar ona tabi olmuşlardır. Hatta daha geniş dairede geçmiş ve geleceği de kuşatan bir makamda Hz Adem (AS) dan kıyamete kadar gelecek bütün iman edenler onun imamlığın- da arkasında saf tutmuşlar, ona tabi olmuşlardır. Onun yaptığı dualara, niyaz ve yakarışmalara hep birlikte “Amin!” demişlerdir. O Yüce Zat (SAV) öylesine içten, öylesine kalpten, hazinane müştakane, tazarru ve niyazla Rabbisine dua etmektedir ki bütün kainat göz yaşları ile kendilerinden geçip duasına ve isteklerine katılmaktadırlar. Çünkü O Yüce Rasül (SAV) öyle yüce bir maksat, öylesine yüce bir gaye için dua edip saadet istemektedir ki bu dua ve namaz hürmetine bütün varlıklar hiçlik ve yokluk karanlıklarına düşmekten kurtulmuşlardır.
O (SAV), kâinatın ve mevcudatın iftihar tablosu bütün bu istediklerini kendisi için değil, ümmeti için istiyor. Hatta geçmiş ve gelecek tüm insanlık adına istiyor. Allah'tan beka, istiyor, cenneti istiyor, ahiret saadetini istiyor.
Bütün varlık âlemlerinin yaratılma sebeplerinin başında kulluk, ibadet ve dua geliyor. Başta bütün insanlık, sonra insanlık içindeki bütün Müslüman- lar ve bütün Müslümanların başında ise Hz Muhammed Mustafa(SAV) in muazzam duası ve ibadeti geliyor. Zira Allah “Ben insanları ve cinleri bana ibadet etmeleri için yarattım” diyor. Bir başka ayette ise “Hiçbir şey yoktur ki Allah ı tesbih etme- in; fakat siz onların tesbihlerini anlayamassınız.” buyurmaktadır.
İşte bu ulvi ve külli hakikati en yüksek mertebede anlayan ve o yüce hakikate göre hayatını tanzim eden ümmetine de böylece emir ve tavsiyede bulunan Kainatın Efendisi (SAV) şu arz üzerinde durup Arş-ı Azama yönelerek el kaldırıp, nev-i beşerin kulluklarının özünü ihtiva eden kendi zatına ait kulluk hakikati içinde dua ve niyazda bulunuyor. Zira bu kulluk emri ona Zat-ı Vacibu'l-Vücud olan Rabbü'l-âleminden gelmiştir. Şu ayeti celile bu hakikati dillendiriyor: “Sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et.” Onun şahsında bütün Müminlere gelen bu ilahi nida karşısında bizler de namazlarımızla, secdelere kapanarak bütün günahlarımızdan temizlenmek suretiyle ebedi saadete, cennete ve rıza-i İlahiyeye kavuşmalıyız
Yaratılışımızın gayesi olan kulluk ve kulluğu- muzun en yüce mertebesi olan namaz gibi bir ibadeti Kâinatın Efendisi(SAV)'in ifadesiyle, “Gözümün nuru namaz.” ve “Namaz dinin direği dir.” “Günde beş vakit namaz kılan kimseyi evinin önünden akan bir nehirde günde beş defa yıkanan bir kimseye benzetmek suretiyle” bizim günahlar- dan temizlenmemizi tavsiye ve telkin ederek teşvik etmiştir.

B-PEYGAMBERİMİZİN ORUCU:
Kâinatın Efendisinin Namazı böyle tek olduğu gibi orucu da aynı ihlas ve aynı keyfiyette şümullü ve erişilmezdir. Ramazan orucunu bütün keyfi- yetiyle eda ettiği gibi her gün Cibril (AS) ile Kuran'ı mukabele şeklinde okur, gece teravih namazı ile de kaim okurdu. Biz ümmetine de öylece tavsiye ve talim etmiştir. Bir hadisinde “Allah ramazan ayında oruç tutmayı size farz kıldı, ben de gecesinin kıyamını sünnet kıldım.” buyurmuştur. Teravih namazını kılınmasına, sevabı sonsuz ve hesapsız olan orucun tutulmasına, Ramazan ayının ihyasına, iftarına ve sahurun fazilet ve sevincine zikirlerle bize örnek olmuştur. Orucun koruyucu bir kalkan, melekleştiren bir ibadet, dualarımızın kabulü için bir vesile olduğunu hep tavsiye ve teşvik etmiştir.
“Ramazan ayından sonra en efdal oruç muharrem ayında tutulan oruç, farz namazlardan sonra en efdal namaz da gece (teheccüd) namazıdır.” diyerek Ramazan ayından başka aylardaki tutulan oruçları da tavsiye etmiştir. Recep ve Şaban aylarında da kendisi çok zaman oruçlu olurdu hem de ashabına bu aylarda oruç tutmalarını tavsiye ederdi. “Kim Ramazandan sonra Şevval ayından altı gün oruç tutarsa bütün bir yıl oruç tutmuş gibi sevap alır.” diyerek bizim dikkatimizi çekmiştir. İbni Abbas (RA) “Peygambe- rimiz, bazen öyle çok oruç tutardı ki hiç iftar yapmayacak zannederdik. Bazen de oruç tutmazdı, biz derdik ki hiç oruç tutmayacaktır.” Hz.Aişe (RA) annemiz “Peygamberimizin Ramazan ayından başka hiçbir ayda tam oruç tuttuğunu görmedim. Yine Şaban ayından başka hiçbir ayda da çok fazla oruç tuttuğunu görmedim. Şaban ayının çoğunu oruçlu geçirir, bazen tamamında oruçlu olurdu.” diyerek bize Fahr-i Kâinatın oruç ibadetinde de eşsiz olduğunu haber vermiştir. Ümmü Seleme (RA) annemiz de “Peygamberimizin Şaban ve Ramazan ayından başka peş peşe iki ay oruç tuttuğunu hiç görmedim.” Diyerek Peygamberimi- zin farz oruçlardan başka nafile dediğimiz sünnet oruçlarını da yılın belli aylarında ve bazı günlerinde tuttuğunu bildirmiştir. Çok zaman iftar yapmadan, sahur yemeden oruç tuttuğunu gören sahabi de; “Biz de böyle yapabilir miyiz, Ya Rasülallah!” dediklerinde “Hayır siz benim gibi yapamazsınız çünkü Rabbim beni yediriyor, içiriyor.” diyerek ümmetinin zorluklara katlanmasını istememiştir. Bütün hayatında ümmetinin üstüne titreyen Allah Rasülü (SAV) bize bir sıkıntının dokunmasını ve acıtmasını asla istememiştir. “Size gelen bir sıkıntı ona çok ağır gelir.” ayetini Kuran haber veriyor.
Yaratılışı da harika, ibadetleri de bir harika, hayatı da bir rahmet idi. O Yüce Rasül (SAV), ne mutlu bize ki Ona Ümmet olmuş, Ona İnanmış, Ona boyun bükmüş Lebbeyk diyerek ona ümmet olmuşuz.
Ya Rab bize Habib-i Edibini şefaatçi kıl.
Ona Ehline ve Ashabına binlerce salât ve selam olsun.
(*)Aksaray İl Müftüsü

Kaynaklar:
1-Taha, 20/132.
2-İsra, 17/78.
3-İsra, 17/79.
4-Fetih, 48/32.
5-Zariyat, 51/56.
6-İsra, 17/44.
7-Hicr, 15/99.


Bu Yazı 3697 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar