Peygamberimizin (asm) Bazı Mucizelerinden Alınabilecek Hayati Ve Çarpıcı Dersler
..        
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin temel nedeni, kainatın yaratıcısına iman etmesi, onu tanıması ve tanıdığı ölçüde de sevmesidir. Evet elbette insana verilen bu aklın, kainatın umumunda bulunan bu kadar tevhid delillerini kabul etmemesi mümkün değildir. Madem bütün kainatta Allah'ı (c.c) gösteren deliller var ve madem insanda da bu gibi delilleri kabul edecek akıl vardır. Elbette bu özelliklerle donatılan insanın, Allah'a (c.c) iman etmesi gerekir.
Evet Cenab-ı Hakka (c.c) iman eden, elbette ona itaat edecek. Çünkü, bu kainatı bu kadar nimetlerle ve güzelliklerle donatan Cenab-ı Hakkın (c.c), şuur sahibi olanlardan şükür ve itaat istemesi elbette lazımdır. Fakat bu itaatin nasıl olacağı ile ilgili, insanlara bilgi vermeye ehil olacak bir rehbere ihtiyaç vardır. Bu rehber şuur sahibi, en mükemmel özelliklerle donatılmış ve O'na (c.c) muhatab olabilecek kabiliyette olması gerekir. Çünkü herhangi bir insanın bütün insanlara ve asırlara önder olması mümkün değildir. Ayrıca herhangi birinin yaptığı şeylerin ve verdiği emirlerin büyük bir insan kitlesi tarafından kabul edilmesi de zordur. Demek insanlara rehber olacak kişinin çok ayrıcalıklı ve özellikli olması gerekir ki, O'na verilen güzellikler başkalarında da yankı bulsun. İşte bu kutlu ve makbul kişi, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidatta ve ahlakta ve insanların beşte biri ile dünyamızın yarısı kendisine tabi olan ve kendisinden sonra gelen on beş asırlık dönemi nuruyla aydınlatan insanların iftihar vesilesi Hz. Muhammed (a.s.m)'dır.( Bediüzzaman, Lem'alar, 53)
Burada Peygamberimizin (a.s.m) gösterdiği bazı mucizelerinden insanlığın alması gereken dersler, üzerinde durulacaktır. İşte bazı mucizeler ve alınacak orijinal dersler:
1. Allah (c.c) Onu teyid için adetini değiştiriyor.
Mucizeler, Cenab-ı Hak (c.c) tarafından resullerini teyit ve tasdik etmek için, kendilerine verilmiş harikulade hallerdir. İnsanların benzerlerini yapmaktan aciz oldukları özel vakalardır. Mucizeler, bir bakıma peygamberlerin vazifelerini yaparken karşılaşacakları sıkıntılara karşı Cenab-ı Hakk'ın (c.c) fiilen “ Ey insanlar! O kişi benim elçimdir, O doğru söylüyor! ” dediği bir durumdur. Mesela birisi, padişahın emirlerini onun huzurunda insanlara tebliğ etse, bu kişiden vazifeli olduğuna dair bir delil istenebilir. Padişah, ya dili ile “evet” dese, ya başını evet anlamında sallasa, ya da elçisinin bir hareketiyle kanunlarını değiştirse, elbette bu elçinin ne kadar doğru bir memur olduğu anlaşılır.
Peygamber efendimiz de (a.s.m) “ Ey insanlar! ben Allah'ın (c.c) resulüyüm, delilim de şudur; Allah benim isteğimle kainattaki kanunlarını değiştiriyor.” Evet Allah (c.c)Peygamberimizin (a.s.m) isteği ile O'nun (a.s.m) parmaklarından beş musluklu bir çeşme gibi su akıttırıyor, O'nu (a.s.m) tasdik için ağaç bir işaretiyle yanına kadar geliyor, ay bir parmağının hareketiyle ikiye ayrılıyor.
İşte O kutlu zat (a.s.m) için Allah (c.c) kainattaki milyarlarca yıllık kanun ve adetlerini değiştiriyorsa, elbette O'nun (a.s.m) emir ve tavsiyeleri için hayatımızın bütün kanunlarını değiştirmemiz gerekiyor. Yani, Peygamberimizin (a.s.m) hayat felsefesi anlamındaki sünnet-i seniyyesini hayatımızın modeli olarak seçip, eskiden sahip olduğumuz tüm yanlış adetlerimizi gözden geçirmemiz şarttır.
2. Her varlık O'nu (a.s.m) “ coşkulu bir hoş geldin ” ile karşılıyor. Peygamber efendimizin daveti ve peygamberliği umumi olduğu için, kainattaki her şey ve herkes kendisine bir vazife verilmesi için, O'nun (a.s.m) bir işaretini ve emrini beklemiş. O'nun (a.s.m) göstereceği mucizeleri tasdik etmek için adeta yarışmış ve sıraya girmişler. Çünkü varlıkların hakiki mahiyeti O'nun (a.s.m) getirdiği iman ve hidayet nurlarıyla ortaya çıkmıştır. Hava, su, ay, yıldızlar, güneş, melekler, hayvanlar, ağaçlar, kuru odunlar ondan bir işaret beklemiş ve emrini yerine getirmek için sanki yarışmışlardır.
Varlıkların mahiyetini açıklayan ve hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını ve tüm varlıkların ebedi bir varlığa mazhar olduklarını açıkladığında, bu kutlu elçiyi her varlık nasıl coşkulu bir şekilde karşılamış ve emrini yerine getirmiş ise, kainatın en nazik, en nazenin, en akıllı ve Allah'ı (c.c) bulmak için yaratılan insan, elbette O zata (a.s.m) karşı kalbinin tüm hissiyatıyla ve vücudunun bütün atomlarıyla “hoş geldin” demeli ve kendisine verilmiş olan emri yerine getirmek için çırpınmalıdır.
3. Gaybi haberlerden bahsedip hem teşvik hem de ikaz ediyor. Peygamber efendimizin (a.s.m) Cenab-ı Hakkın (c.c) izniyle gaybtan mucizevi bir şekilde haber vermesinin sırrı, ümmetini güzel faaliyetlere sevk ve teşvik etmesi, zararlı faaliyet ve kişilerden de uzaklaştırmasıdır. Mesela;
· "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi kurtulacaktır. 'Onlar kimdir?' dediler. Buyurdu ki: Bana ve Ashabıma tâbi olanlardır." (Tirmizî, Îmân: 18)
Peygamberimizin (a.s.m) bu gibi gaybi konulardan haber vermesinin sebebi, ümmetinin selameti bulabilmesi için, hangi yolu takip etmesi gerektiğini vurgulamaktır. Demek onun sünnetini ve sahabelerinin yolunu takip edenler kurtulacak, başka şekilde hareket edenler ise kaybedeceklerdir.
· “İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur.” (Buharî, Târihü's-Sağîr, no. 139)
Bu ve buna benzer mucizevi ifadeler ise, ümmetin yeni yerleri fethetmesi için bir teşvik olmuştur. O zamanın şartlarına göre, belki de İstanbul'un fethedilmesi bir hayal gibi görünebilirdi. Ama böyle bir teşvik, İstanbul gibi çok yerlerin Müslümanlar eline geçmesine vesile oldu. Buna benzer istikbale bakan rivayetleri iyice tahlil edip, ders almaya çalışmak lazım.
· "Ahirzamanda Deccal gibi bir kısım şahıslar ulûhiyet dâva edecekler ve kendilerine secde ettirecekler." (Müsned, 4:20, 5:372 )
Bu gibi hadisler, bize gururlu, enaniyetli, kendinde farklı güçlerin bulunduğunu iddia eden ve insanları kendisine secde ve itaat ettirmeye çalışan insanlardan uzak durmamızı, ayrıca bunlarla mücadele etmemizi ders vermektedir.
· "İsa Aleyhisselâm, Büyük Deccalı öldürür." (Tirmizi, Fiten: 62)
Bu gibi ifadelerle de Allah'ı (c.c) seven, taraftar olan ve İslam dinini ciddi anlamda yaymaya çalışanlara tabi olmamızı ders vermekte ve Deccal gibi fitne sahiplerinin sonsuza dek muzaffer olamayacağını, onların da sonunun geleceğini müjdelemektedir.
4. Peygamberimiz az yemekle çok kişiyi tok ediyor.
“Bir savaşta ordu aç kaldı. Efendimize (a.s.m) müracaat ettiler. Peygamberimiz “ heybelerinizde kalan erzakı getiriniz ” diye emir verdi. Herkes azar birer parça hurma getirdi. En çok getiren dört avuç getirebildi. Bir kilime koydular, oturmuş bir keçi kadar bir miktar çıktı. Sonra Peygamberimiz (a.s.m) bereketle dua edip emretti “herkes kabını getirsin”. Herkes kabıyla beraber koşuşup geldi. Orduda bulunan herkesin kabı ağzına kadar doldu. Sahabelerden birisi demiş ki, “o bereketin gidişinden anladım ki, eğer bütün insanlar gelseydi hepsine yetecekti.” (Müslim, İman: 44, 45)
Bu gibi berekete dair mucizelerden almamız gereken ders; Allah (c.c) madem Hz. Peygamber gibi bir zatın duasını ve isteğini geri çevirmiyor. Öyleyse açlık, susuzluk ve yokluk vakitlerinde Allah'a (c.c) sevgili resulünün ismi ile yakınlaşmalı ve onun namıyla istenmelidir.
5. Ağaçlar Onun emrini dinliyor ve cinler bir mucizeyle imana geliyor:
“Batn-ı nahl denilen mevkide, Nusaybin cinleri Peygamberimize biat etmek üzere geldikleri vakit, bir ağaç o cinlerin geldiğini haber verdi. O cinler, peygamberimizden bir delil istediler. Peygamberimiz bir ağaca yanına gelmesi için emretti. Ağaç, yerinden çıkıp geldi. Gitmesini emretti, yine yerine gitti.” (Buharî, Menâkıbu'l-Ensâr: 32)
Bu gibi mucizelerden, aklı ve şuuru olmayan ağaçların bile peygamberimizin (a.s.m) emrini nasıl dinledikleri ve cinlerin bir tek mucize karşısında nasıl iman ettikleri görünmektedir. Şayet akıl sahibi insanlar Peygamberimizin (a.s.m) emrini dinlemezlerse, o ağaçtan daha şuursuz ve akılsız olacakları anlaşılmaz mı? Ayrıca binlerce mucizesini sahih ve doğru kaynaklardan okuduğu veya sağlam alimlerden işittiği halde Ona (a.s.m) iman etmeyenlerin sefih cinlerden bile daha aşağı bir hale düşeceklerini akıl sahibi olan herkes anlar.
6. Kuru direk Ondan ayrılmaya dayanamıyor.
Mescid-i şerifte Peygamberimizin (a.s.m) hutbe okuduğunda dayandığı bir kuru direk vardı. Minber-i şerif yapıldıktan sonra, Peygamberimiz minbere çıkıp hutbeye başladı. Hutbeye başladıktan sonra bu kuru direk, bütün cemaatin işiteceği bir şekilde hamile deve gibi ses çıkararak ağlamaya başladı. Peygamberimiz yanına geldi, elini üstüne koydu, onunla konuştu ve teselli verdikten sonra, ağlamayı bıraktı. (Müslim, 2374)
Hasan-ı Basri hazretleri bu mucizeyi talebelerine ders verirken “kuru ağaç, peygamberimize iştiyak ve meyl gösteriyor. Sizlerin daha fazla ona iştiyak göstermeniz gerekir.” deyip ağlardı. Evet peygamberimize yakınlık hissi taşımayan veya ondan uzaklaştığına üzülmeyen insanların, ne kadar sağır ve dilsiz bir odun hükmünde olduğunu, akılsız bir adam bile anlar.
7. Onun bir tek eli böyle olursa….
· Avuçları sanki zikirhane gibi: Peygamberimizin hizmetçisi olan Hz. Enes (r.a) ve Hz. Ebu Zerr'i Gıfari (r.a) haber veriyorlar ki; peygamberimiz (a.s.m) ellerine küçük taşlar aldı, o taşlar mübarek ellerinde tesbih etmeye başladılar. Sonra Hz. Ebubekir'in (r.a) ellerine koydu, tesbihlerine devam ettiler. Sonra Hz. Ömer'in (r.a) ellerine koydu yine tesbih ettiler. Sonra yere koydu, sustular. Sonra Hz. Osman'ın (r.a) ellerine koydu yine tesbih etmeye başladılar. En sonunda ellerimize koydu, sustular. (Kadı İyâz, Şifâ, 1:306)
· Elleri küçük bir hastane gibi: Peygamberimizin mübarek ellerinin bir tıb harikası şeklinde gösterdiği yüzlerce mucizelerinden bir tanesi… Sa'd bin Ebi Vakkas (r.a) anlatıyor; “Uhud savaşında ben Peygamberimizin yanında savaşıyordum. Savaş esnasında Katade İbn-i Numan'ın gözüne bir ok isabet etti. Bu ok gözünü yerinden çıkarıp, gözünün sıvısı yüzünün üstüne aktı. Peygamberimiz (a.s.m) şifalı eliyle gözünü alıp, yuvasına yerleştirip iki gözünden en güzeli olarak sanki hiçbir şey olmamış gibi şifa buldu.” (Kadı Iyâz, Şifâ, 1:322)
· Avuçları, düşmana karşı bir cephane gibi… “Huneyn savaşında küffar şiddetle hücum ederken, peygamberimiz yerden bir avuç taş ve toprak alıp, düşmana doğru fırlatıp “Bu yüzler kahrolsun!” dedi. Bu kelime herkesin kulağına girdiği gibi, bu bir avuç toprak ta hiç bölünmeden herkesin gözüne Allah'ın izniyle- olduğu gibi girdi. Gözleriyle meşgul olup, dağılmaya ve kaçışmaya başladılar.” (Müsned, 5 : 286)
· O bir elinin işaretiyle Ay'ı ikiye bölendir… Ay'ın dolunay olduğu bir vakitte Peygamber efendimizden bir mucize isteyen müşriklere karşı, peygamber efendimiz celallenip parmağını Ay'a doğru uzatıp, Ay'ı ikiye böldü. Ay kısa bir zaman sonra tekrar eski haline döndü. Kur'an-ı Kerim bu hadiseyi “Kıyamet yaklaştı, Ay yarıldı.” ( Kamer suresi: 1) ayetiyle haber vermektedir.
· Elleri musluk gibi su akıtıyor…. Hz. Enes (r.a) anlatıyor: “Zevra denilen bir yerde, peygamber efendimizle 300 kadar sahabe beraberdik. İkindi namazı için abdest almamızı emretti. Bu kadar kişiye yetecek miktarda su yoktu. Peygamberimiz bir parça su istedi, getirdik. Peygamberimiz bu suyun içine ellerini batırdı, baktım ki ellerinden çeşme gibi su akıyor. Sonra orada bulunan bütün sahabeler geldiler bu sudan içtiler, abdest aldılar ve kaplarını da doldurup.” (Buhârî, Vudû': 32, 46)
İşte peygamber efendimizin bir tek eli böyle mucizelere sahip olsa, elbette O'nun Allah'ın yanında ne kadar kıymetli bir zat olduğu anlaşılır. Ayrıca o el ile biat edenlerin ve o mübarek eli tutanların hem dünyada yalnız kalmayacakları hem de ahirette sahipsiz olmayacakları anlaşılmaz mı? Cenab-ı Hak o eli tutan ve o el tarafından tutulan ve ebediyen o eli bırakmayanlardan eylesin, amin.

Bu Yazı 2766 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar