Püsküle Fiske İndiren Koca
..        
Osmanlı'nın son dönemleridir. İstanbul'un tenha bir semtine, henüz yeni evlenmiş bir çift gelir, yerleşir. Mütevazı bir memur olan İsmet bey, davranışları ile mahallelinin dikkatini kısa sürede üzerine çeker. Eşi Kısmet Hanım da mahalledeki kadınlarla diyalog kurmakta gecikmez.

Artık mahalleli ile iyice kaynaşan bu yeni çiftin bazı davranışları ve halleri merakın ötesinde dikkat çeker. Bir seneyi geçtiği halde iki eş arasında ciddi bir tartışma olmadığı gibi, kimsenin dikkatini çekecek bir huzursuzluk da söz konusu olmuyor. İkinci seneleri tamamlanmıştır ama aynı hal deva etmektedir.

Merakına mağlup olan ve İsmet bey ile iyi tanışan mahalleli bir beyefendi, akşam vakti işten eve dönen İsmet Beyin yolunu keser. Kısa bir hal hatırdan sonra, hemen mevzua girer.
“Merakımı bağışlayın İsmet Bey, sormadan edemeyeceğim. İşin doğrusu sadece benim değil, bütün mahallelinin merakıdır bu.” İsmet Beyin şaşkın bakışları arasında, mahalleli Bey konuşmasına ara vermeden devam eder. “Şey yani… İki senedir evlisiniz ve her şeyiniz gözümüzün önünde cereyan ediyor. Ancak şimdiye kadar eşinizle en ufak bir tartışma, sürtüşme, çatışma yaşamadınız. Biz mi göremiyoruz, yoksa hakikaten de siz bir sorun yaşamaz mısınız?”

Ansızın böyle bir soruya muhatap olan İsmet Bey, önce tebessüm eder ve ardından: “Allah iyiliğini versin, beni korkuttun. Kötü bir haber vereceksin diye tedirgin oldum” der ve derin bir soluk aldıktan sonra devam eder:
“Madem merak etmişsiniz, anlatayım. Biz evlenmeden önce eşimle bu konuda uzun uzun konuştuk ve önemli bir karar aldık. Bu kararımız sayesinde şimdiye kadar bir sıkıntı yaşamadık ve inşallah yaşamamaya da kararlıyız” der.

Başındaki fesin püskülleri sağ tarafına sarkmış olan İsmet Beyin gözlerine dikkatle bakan mahalleli bey, önemli bir şey keşfetmiş gibi hayret içinde sorar: “Nasıl bir karar bu?”
“Basit ama azimle uygulanan bir karar,” diyen İsmet Bey, anlatmaya devam eder:

“Ben akşamları eve gelirken, sinirli, gergin, huysuz, saldırgan olursam, püskülümü fesin sol tarafına atarım. Kapıyı açan eşim, püskülü sol tarafta görünce durumu hemen anlar ve “hoş geldin bey” dedikten sonra, mutfağa geçip soframı hazırlar ve ortadan kaybolur. Mümkün mertebe benden uzak durur, bana bir iş teklif etmez ve üstüme gelmemeye dikkat eder. Şayet püskül sağ tarafta ise, tıpkı şimdi olduğu gibi, sorun yok demektir. Şüphesiz ki, sinirli, gergin ve huysuz olmak ne kadar benim hakkım ise, o kadar da Eşimin hakkıdır,” diyen İsmet bey, konuşmasına devam eder:

“Akşam eve geldiğimde, eşim benim püskülüme dikkat ettiği kadar ben de onun eteğine dikkat ederim. Eğer eteğinin sol tarafını katlayıp kemer altına sokmuşsa, işler yolunda değil demektir. Selam verdikten sonra, mutfağa gider bir şeyler hazırlar, atıştırır ve ortadan kaybolurum. Etek sol tarafta ise zaten sorun yok demektir.”

Anlatılanları merak ve hayretle dinleyen mahalle- li bey gülerek: “Valla iyi bir çözüm bulmuşsunuz, ama bir şeyi daha merak ettim, müsaade ederseniz sormak istiyorum, buraya kadar bir anormallik yok. Ancak siz akşam eve geldiğinizde, hem püskülünüz hem de eşinizin eteği sol tarafta olursa ne yapıyorsunuz? Diye sorar.

Bu soruya önce tebessümle karşılık veren İsmet bey, ardından: “bundan daha kolay bir şey olmaz, zira ben püskülün altına bir fiske indiririm ve püskül sağ tarafa geçer. Der.
Evet dostlar, evet hanımefendiler ve beyefendiler. Ya gerçekten yaşanmış veya uzmanların zihninde yaşatılmış olan bu hikaye, eşlere, özellikle de biz beylere çok şey anlatmaktadır diye düşünüyorum.

Bu kıssadan çıkarabileceğim hisseyi maddeler halinde sıralamaya çalışacağım. Bulamadıklarımı da sizler tamamlarsınız.
1)Sorunlara çözüm bulmak istiyorsak, eşimizle oturup, samimi olarak konuşmalı ve ortak kararlar almalıyız.

2)Alınan kararları her iki taraf ta, hiçbir ayrıcalık ve imtiyaz beklemeden azim ve ısrarla uygulamalıdır.

3)İki tarafın da insan olduğu ve her zaman duygularının aynı istikamette olamayacağı bilinmeli ve karşı tarafın bu durumu anlayışla karşılanmalıdır. Bu konuda tek taraflı davranılmamalı ve her zaman bir taraftan fedakarlık beklenmemelidir. Erkek kadar, kadının da sinirlenebileceği, gergin olabileceği, sakinleşmesi için zamana ihtiyacı olabileceği unutulmamalıdır.

4)Eve yorgun ve gergin gelen erkeğe, onun duyguları kale alınmadan hemen iş teklif edilmemeli veya isteklerde bulunulmamalıdır. Mutlaka ortamın yumuşaması için sağduyulu davranılmalıdır. Barutun üzerine ateş ile gidilemeyeceği, illa gidilecekse, su ile gidilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz.

5)Ve bence en önemlisi; birinci derecede fedakar- lığı erkek üstlenmelidir. İsmet beyin sol taraftaki püskülü bir fiske ile sağ tarafa alması bunu gösteriyor. Erkekler de gururlarına bir fiske vurmalı ve ailenin saadeti ve onuru için idareciliğini ortaya koymalıdır. Her seferinde kadından fedakarlık beklemek onu psikolojik olarak yıpratır ve zamanla saldırgan hale getirebilir.

Hem kaldı ki, erkek idareci değil mi? Öyle ise durumu idare eden erkek olmalıdır. Bu görevi ilahi kader böyle taktir etmiştir. Evet idarecilik sorumluluk makamıdır. Bundandır ki, bir futbol takımı başarısız olsa, teknik direktör görevden alınır. Bir okulda sorunlar yaşanırsa, müdür, ilçede sıkıntı varsa kaymakam görevden alınır. Bir evde işler yolunda gitmiyorsa, sorumlu erkektir, demekte bir beis görmüyorum. Zira erkek idarecidir. Allah bu donanımı erkeğe vermiştir. El verir ki, gururuna bir fiske vurabilsin. Unutmayalım ki, gururuna fiske vurmayan eşler, ailenin onuruna, çocukların duygularına nasıl ağır darbeler vurduklarını er geç öğreniyorlar ama ba'del harabül Basra.
Bu Yazı 3858 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar