Rahman ve Rahim İsimlerinin Tecellileri
..        

Rahmet, sözlükte kalp inceliği, meyil ve acıma manalarına gelir. Bu manada rahmet, Allah için söz konusu olamaz. Allah, kalp inceliğinden ve acımadan münezzehtir. Ancak, bu sıfat Allah hakkında mecaz olarak kullanılmıştır. Şöyle ki, bu kalp inceliğinin, meyil ve acımanın kendileri değil, sonuçları kast edilmiştir. Yani Allah, birine acıyan, ona meyleden ve durumu karşısında kalbi incelen bir kimse ne yapıyorsa mahlukatına karşı aynısını, fakat uluhiyetinin şanına yakışır biçimde ve mazharların kabiliyetine göre yapar.
Rahman, bütün yaratıklara rızıkları, yaşama şartları ve her türlü faydaları hususunda rahmeti bol ve geniş olan, kısaca rahmet sahibi demektir. Rahman isminin gereği olarak, bu dünyada Allah'ın rahmeti, mü'min olsun, kafir olsun, iyi olsun kötü olsun herkese şamildir.(1) Rahman ism-i şerifi Allah'tan başkası için ne Kur'an'da, ne de Hadis-i Şeriflerde asla kullanılma- mıştır. Genellikle Allah'ın özel ismi durumunda kullanılmıştır. Rahman, Allah'ın büyük nimetlerine; Rahim, ise ince nimetlerine(2) ve ancak düşünülerek farkına varılabilen ihsanlarına işaret eder.
Rahim ise, merhamet eyleyen, muhafaza eden demektir. Allah Rahim'dir. Yani, rahmet etmesi çoktur. Bütün ince ve latif nimetlerin sahibidir. Ahirette sadece mü'minlere merhamet edendir. Özellikle onla-rın günahlarına af ile muamelede bulunacak olandır.
Bütün yaratıklar, hayatlarını, azıklarını, bekalarını, beslenip büyümelerini İlâhî rahmete borçludurlar. Allahu Tealâ'nın cemal sıfatları, celâl sıfatlarını geçmiş- tir.
Selman-ı Farisî, Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Şüphesiz ki Allah, gökleri ve yeri yarattığı gün yüz rahmet yaratmıştır. Her bir rahmet yer ile gök arasındaki mesafeyi kaplayacak büyüklük- tedir. Allah, bu yüz rahmetten bir tanesini yere indirdi. İşte bu tek rahmet sebebiyle anne çocuğuna meyil ve şefkat gösterir. Vahşî hayvanlar, kuşlar da yine bu rahmet ile birbirlerine karşı meyil ve şefkat ederler. Kıyamet günü olduğu zaman bu rahmeti, o rahmetle kemâle erdirecektir." Müslim'in bir önceki rivayetinde: "...Allah, doksan dokuz rahmeti de geri bırakmıştır. Kıyamet gününde onunla da kullarına rahmet edecektir" şeklindedir.(3)
RAHMAN VE RAHİM İSİMLERİNİN
KAİNATTAKİ TECELLİLERİ
Kâinatı bütünüyle içine alan pek geniş bir merhamet müşahede edilmektedir. Bu merhamet, hikmet, inayet, nimet vermek gibi çok sıfatlarla kendini gösterir. Bu sıfatlar da Rahman ve Rahîm'in varlığını gerekli kılar. Çünkü sıfat mevsufsuz olamaz.(4) Şu halde bütün kâinat Cenab-ı Hakk'ın rahmet ifade eden bu isimlerinin bir tecelli sergisidir, denilebilir.
Rahman ve Rahîm isimlerinin kâinat sergisindeki tecellilerine bir göz atacak olursak şunları söyleye- biliriz:
Allah bu iki ismiyle, bütün yeryüzünü çok geniş bir nimet sofrası yapmış. Bu sofrayı her türlü rahmet hediyeleriyle doldurmuş. Tam bir ziyafetgah hazırla- mış. Bu rahmetle dünya bir tren hükmüne geçip her sene gayp âleminden bütün canlıların her türlü ihtiyaçlarını yüklenip getiriyor. Her mevsim bir vagon gibi en uygun yiyecek ve rızıkları getirip önümüze seriyor. O rahmet sayesinde bizler gayet merhametle besleniyoruz. Ayrıca bununla da kalınmıyor, bu sonsuz nimetlerden istifade etmek için yüz binlerce iştahlar, ihtiyaçlar, duygular, duyular ve latifeler canlılara verilmiş.
Meselâ öyle bir mide verilmiş ki, hadsiz yiyecekler- den lezzet alır. Ve öyle bir hayat ihsan edilmiş ki, duygularıyla bir nimet sofrası gibi olan koca maddî âlemde hadsiz nimetlerden istifade eder. Ve öyle bir insaniyet verilmiş ki, akıl ve kalp gibi çok âletleri ile hem maddî, hem manevî âlemin nihayetsiz hediyele- rinden zevk alır. Ve öyle bir İslâmiyet ihsan edilmiş ki, gayp ve şehadet âlemlerinin nihayetsiz hazinelerinden nur alır. Ve öyle bir imana hidayet edilmişiz ki, dünya ve âhiret âlemlerinin sayı ve sınıra sığmaz nurlarından ve hediyelerinden nurlanıp istifade ettirir. Sanki rahmet tarafından bu kâinat hadsiz antika, hayret uyandırıcı ve kıymetli şeylerle süslenmiş bir saray haline getiril- miştir. İnsan ise, bütün o saraydaki hadsiz sandıkları ve odaları açacak olan anahtarlar ellerine ve bütün onlardan istifade ettirecek olan ihtiyaçlar ve hissiyatlar fıtratına verilmiştir.
Annelerin, hatta bir bakıma bitkilerin evlâtlarına olan şefkatleri ve küçük, zayıf yavrularının kolaylıkla beslenmeleri, o rahmet deryasından bir damladır.
Daha ilk bakışta varlıklar üzerinde böylesine rahmet tecellileri göze çarparken acz ve ihtiyaçlarının artması ölçüsünde de üzerlerindeki rahmet tecellileri- nin parlamaya başladığını görürüz. İnsani, hayvanı ve hatta nebati validelerin yavruları üzerinde şefkatle titreyişleri, canlılar için bir gemi ve beşiği andıran yerkürenin uzviyet damarları içinde çay, çeşme ve ırmakların gece gündüz kıvrılarak akışı, yağmur yüklü bulutların susuzluktan dudakları çatlamış kara parçalarına âdeta acıyarak üzerlerinde göz yaşlarını akıtması ve onları çiçeklerle güldürmesi, sayısız sebze ve meyvelerin bizleri yemeğe davet edercesine süslenişleri hep o rahmetten mesajlar taşımıyor mu?
Bir İlâhî gemi ve uçağı andıran yerkürenin güneşe olan şu andaki uzaklığının ayarlanması, mevsimlere uğraması için değişik hareketlere tâbi tutulması, atmosferimizdeki gaz oranlarının belirlenmesi, hacmi- nin hayata elverişli olarak ayarlanması gibi sayısız rahmet tecellilerinden tutun, ana rahmindeki hücre- nin mükemmel bir bebek olmaya doğru yol almasına, o dar ve karanlık âlemde, ilerisi için gerekli olan bütün maddî ve manevî cihazlarla donatılması ve bu dünyaya ayak bastığı anda hazır bulduğu sıcacık hayat şartlarına kadar her şey bu sonsuz kerem ve rahmeti haykır- maktadır. Aynı şekilde denizin dibindeki balıkların beslenmesi, en zayıf ve cılız canlılar olan meyve kurtla- rının, rızık mahzenlerine yerleştirilmeleri, kımıldama imkânından bile yoksun olan bitki ve ağaç köklerine rızıklarının gönderilmesi gibi sayısız örnekler, hep o sonsuz kerem ve rahmete işaret ediyor. Bir tek canlıya bu kadar şefkat gösteriliyorsa, bir anda sayısız canlılara gösterilen merhamet ve ihsanın ne kadar muhteşem olduğu düşünülmelidir. Bunlar, gerçekten sınırsız bir kerem ve rahmetin eseridir ve tükenmez bir hazineden gelmektedir.(5)
Muhtaç olduğumuz maddî rızıklar da, çok değişik yerlerden kopup imdadımıza geliyor. Gerek bu rızıklar ve gerekse onlara kaynaklık eden büyük sebepler insanı tanımadığına, ona acımadığına göre, demek ki bu rızıklar kendiliğinden gelmiyor, insanı tanıyan, ona merhamet eden, fakr ve ihtiyaçlarına şefkat eden bir Zat tarafından gönderiliyor. Meselâ, bir iki dakika nefes alamadığımız takdirde öleceğimiz havanın yaratılışı, temizlenişi, estirilmesi, ciğerlerimize dolup hayatiye- timizi sağlaması, ağzımızdan dışarı atılırken bile konuş- mamıza yardımcı olması, daha sonra da karbondioksit hâlinde bitki, sebze ve meyvelerimize hayat kaynağı olması gibi, aynı havanın sayısız ses ve görüntüleri fotokopi makinesi gibi çoğaltıp hiç karıştırmadan radyo ve televizyonlara, oradan da göz ve kulaklara naklet- mesi gibi sayısız görevlerle imdada koşturan biz değiliz. Buna gücümüz yetmez, onu bu şekilde çalıştırmaya elimiz yetişmez. Havanın kendi başına bizi tanıyıp acıyarak bize bu şekilde hizmet etmesi de düşünüle- mez. Demek bir Rahîm-i Kerim'in memurudur ve Onun izniyle kullarına hizmet etmektedir.
Elimize aldığımız bir elmanın, bir portakalın insana rızık olabilecek şekilde, göz, burun, dil, damak, mide gibi birçok duyu organlarımızı okşayarak, haz vererek vücudumuza yarayışlı bir gıda oluncaya kadar geçirdiği safhalar düşünüldüğünde de Allah'ın ne kadar merhamet edici olduğu daha iyi anlaşılır.
İşte, denizden birer damla olan bu örnekler üzerinde düşünüldüğünde mahlukatın ne kadar aciz, fakir ve miskin oldukları, bu özellikleriyle nasıl bir Rahman, Rahîm ve Kerîm'e aynalık ettikleri anlaşılır.

DİPNOTLAR:
(1) Ebu Bekr El-Beyhaki, Kitabü'l-Esma Ve's Sıfat,İstanbul, Bilmen Yayınları, Tarihsiz s.52
(2) Risale-i Nur Külliyatından İşaret-ül İcaz s.16
(3) Müslim. Tevbe: 21; Müsned, II:434; İbni Mace, Zühd:35.
(4) Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, s.48.
(5) Said Nursi, Şualar, s.610-611


Bu Yazı 3699 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar