Rahmet Aynası :SU
..        

Kâinatta bir su döngüsü vardır. Ancak suyun dünyamıza nasıl geldiği hakkında fazla bir bilgi yoktur. Bilim, suyun dünyanın hamurunda olmadığını ve tıpkı demir elementi gibi suyun da dünyamıza dünyamız dışından geldiğini tahmin etmektedir. Hem de küçük çakıl taşları içerisinde hapsedilerek dünyamıza gönderildiği, bu küçük kayaçların zamanla çatlamasıyla suyun açığa çıktığı anlatılmaktadır. Dünyamızı saran atmosfer tabakalarına düşünecek olursak bu görüşün mantığa uyduğunu anlayabiliriz. Eğer su kayaçlar içerisinde gönderilmeseydi atmosferin yüksek sıcaklığında ister sıvı ister gaz, isterse katı (buz) halini muhafaza edemeyecek ve dışarıda kalacaktı. Dünyamız da susuz yani yaşamsız kalacaktı. Yüce kitabımız su ya da yağmur için bir ifade kullanırken tıpkı demir için kullandığı “indirdik” kelimesini kullanmaktadır. Bu ifadeden suyun dışarıdan yani dünyamız dışından geldiği de anlaşılabilmektedir.
SU OLMASAYDI NE OLURDU?
Kısaca hiçbir şey olmazdı. Yaşam için, canlılık için, hayat için suya mutlak anlamda ihtiyaç vardır. En az suya ihtiyaç duyan tohumların bile % 515 oranında su ihtiva etmesi canlılığını devam ettirmesi için gereklidir. Yoksa canlılığını yitirir. Yine hayvansal bir organizmanın yapısında % 6598 oranında suyun bulunduğu, bu oranın üçte birine düşmesi halinde canlının yaşamasının mümkün olmadığı bilinmektedir.
SU OLMALI, BİTMEMELİ, TEMİZLENMELİ VE CANILARA ULAŞTIRILMALI
Dünyamızda suyun olması canlılığın devamı için yeterli mi? Gerekli ama elbette yeterli değil. Diğer hususlara girmeksizin su ile ilgili düşüncelerimizi yoğunlaştırdığımızda, canlıların suya her an ihtiyacı olduğu, yapısına göre bir “susuzluk toleransı” olduğu hemen akla gelmektedir. Bir kaktüs bitkisi çok uzun zaman susuz yaşayabilir, belki bundan çok daha uzun süre susuzluğa toleranslı canlılar vardır ama bir balığın su olmadan ne kadar kısa süre yaşayacağını her kes bilebilir. Yani canlıların suyla yaşaması başka suya olan ihtiyacının her an için giderilmesi, dengede tutulması ve “sulanması” başkadır. Su ihtiyacı giderilen bir canlının suya olan ihtiyacı bitmemiştir, suya olan ihtiyacı devam etmektedir. Canlıların suya olan ihtiyaçları belli aralıklarla giderilmektedir yani SULANMAKTADIR. Saksılar sulanmaktadır, bahçeler sulanmaktadır, tarlalar sulanmaktadır, balıklar sulanmaktadır, inekler sulanmaktadır, sinekler sulanmaktadır, kuşlar sulanmaktadır, SULAR sulanmaktadır. Tıpkı bir Annenin yavrusunu emzirmesi gibi, adeta bulutlar da yerde suya muhtaç canlıların haline acıyarak ağlıyor ve yağmur damlalarıyla EMZİRİYOR.
YAĞMURA NEDEN “RAHMET” DENMİŞ?
Herkes bilir ki; Yağmurun yağması için mevsimin illa kış olmasına gerek yoktur. Havada bulutun olması da yağmur yağacağının garantisi değildir. Yağmurun oluşabilmesi için bulutun bir atom, element ya da toz (toprak zerreciği) ile aşılanması gerekmektedir. Yoksa tonlarca su bulutta bekler durur. Yeryüzünde her an 150 milyon ton su buharlaşırken aynı miktar su yağış halinde yeryüzüne inmektedir. Bu denge hiç şaşmayarak devam etmektedir. Buharlaşan ya da inen suyun miktarında birazcık meydana gelen farklılaşma bazen kuraklık, çoraklık, kıtlık ya da sel, fırtına tsunami gibi felaketleri beraberinde getirebilmektedir.
Bulutların aşılanması ne demektir? Bulut halindeki su buharı yağmur, kar ya da dolu olarak yoğunlaşıp damla meydana getirebilmek için mutlaka bir atom, molekül ya da toz zerreciğine ihtiyaç duyar. Rüzgârlı bir günde havada bulut da varsa, bugün yağmur yağacak denir. Bunun sebebi; rüzgârın toz zerreciklerini buluta ulaştırması ile toz zerreciklerinin buluttaki su buharına çekirdeklik yaparak etrafına su biriktirmesi ve yağmur damlasını oluşturmasıdır. Bu tip yağmurlara halk arasında “çamur (toprak) yağmuru” da denir. Bitkilere annelik yapan toprağı getiren bu yağmurun bitkiler için ne kadar önemli ve yararlı (RAHMET) olduğu açıktır.
Yağmurların çoğu dünyamızın dörtte üçünü kaplayan deniz ve okyanuslara düşmesi nasıl açıklanır? Orada toprak yok!
Gece-Gündüz farkından dolayı oluşan alçak ve yüksek basınçlar rüzgârları oluşturur. Rüzgârlar dalgalanma ve çalkalanma meydana getirir. Bu dalgalanma ve çalkalanma sonucu tuzlu olan suyun sodyum, kalsiyum atomları havaya karışır, rüzgârın da etkisiyle yine bulutlara aşılanır ve yağmur oluşur. Bu olay özellikle kıyı bölgelerde dalgaların kıyıya, özellikle kayalara çarpmasıyla daha hızlı cereyan eder. Besin piramidinin alt tabakasında olan bitkiler sodyumlu, kalsiyumlu yağmur sularıyla beslenir, onlarda piramidin üst basamaklarında olan hayvan ve insanları besler ve RAHMET olur.
Peki, toprak yok, rüzgâr yok, dalgalanma yok. Yine yağmur (RAHMET) yağıyor!
Evet, bu kez bulutların farlı kutupları birbirine çarpınca şimşek çakar. İşte bu şimşek havada % 79 oranında bulunan ve çok güçlü bağlarla birbirine bağlanan Azot atomları arasındaki bağları koparır. Bulut bu sefer de serbest hale geçen her bir azot atomu ile aşılanır, damlalar oluşur ve yeryüzüne iner. Azottan gübre elde edildiğini düşünürsek bitkiler için azotun önemini anlatmaya herhalde lüzum kalmaz.
Tüm bu anlatılanlar bize bu işlerin Birisi tarafından bir gaye için tasarlandığını, bir amaca yönelik işler olduğunu anlatmaktadır. Bu gaye ve amaç ise merhametin gereği olan RAHMET'tir.


Bu Yazı 3555 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar