Rusya Türklerinin İlk Siyasi Temsilcisi: Abdürreşit İbrahim
05.12.2013        

Rusya Türkleri’nin ilk siyasî temsilcisi

ABDÜRREŞİD İBRAHİM (1857-1944)

Yrd. Doç. Dr. Muammet Ulutürk

 

 

Gazeteci-yazar, seyyah ve Rusya Türklerinin ilk siyasi temsilcilerinden olması yanında, İslam’ın ve Müslümanların yorulmaz müdafii, bayraktarı, aynı zamanda Anadolu Türklüğünün önemli bir aksiyon adamıdır. Batı Sibirya’da doğmuş, ölüm geldiğinde ise yine başka uzak diyarda Japonya’da bulunmuştu. Abdürreşid İbrahim’in hayatının özelikle ilk 28 senelik bölümü bizzat kendisi tarafından kaleme alınmış bulunan “Terceme-i Hâlim ya ki Başıma Gelenler” (Petersburg, trs) adlı kitabında bulunmaktadır. Rusya Türkleri arasında daha çok Reşid Kadı olarak tanınmaktadır.

Mehmed Akif “Süleymaniye Kürsüsünde” adlı şöhretli şiirinde, çağdaşı ve dostu bir İslam seyyahı’nın ağzından dönemin Osmanlı toplumu ve diğer İslam memleketlerinin dini, sosyal ve siyasal durumlarından bahseder. Mehmed Akif’in bu şiirinde uzun uzun konuşturduğu bu kişi Abdürreşid İbrahim’dir. Şöyle der Akif:

“Kimdi kürsüdeki? Bir bilmediğim pir amma,

Hiç de bigâne değil kalbe o câzip sîmâ.

Bembeyaz lihye-i pâkiyle, beyaz destârı,

O mehib alnı, o pek mûnis olan didârı,

Her taraftan kuşatıp bedri saran hâle gibi,

Ne şehâmet, ne melâhat veriyor, yâ Rabbi!

Hele gözler iki mihrâk-ı semâvidir ki:

Bir şuâıyla alevlendiriyor idrâki.

Âh o gözlerden inen huzme-i nûrânûrun,

Bağlı her târ-ı füsunkârına bin rûh-i zebun!”

Ailesi, İlk Tahsil Yılları ve Seyahatleri

Abdürreşid İbrahim, 23 Nisan 1857’de Sibirya’da Tobolsk ilinin Tara kasabasında doğdu. Aslen Buharalı bir Özbek aileden gelmektedir. Babası Ömer Efendi devrin siyasî hadiselerine karışmış bir vatanperver, annesi Başkurt Türkleri’nden Afife Hanım’dır. Abdürreşid İbrahim genç yaşta ailesinden ayrılarak başladığı tahsil hayatını, çevre kazalardaki medreselerde sürdürdü. Teman Medresesi’nde bir süre okuduktan sonra devrin tanınmış medreselerinin bulunduğu Kışkar’a gitti. Burada okurken pasaportunun süresi bittiği için tahsiline ara vermek zorunda kaldı. Kırgız kabileleri arasında dolaşarak hocalık ve imamlık yaptıktan sonra Orenburg’a geldi (1879). Gizlice bir gemiye binip hacca gitmek üzere İstanbul’a kaçtı (1880). Burada iki ay kadar kaldıktan sonra hacca gitti. İstanbul’da bulunduğu günlerde Namık Kemal, Ahmet Vefik Paşa, Muallim Naci ve İzmirli İsmail Hakkı ile görüştü. Konya’nın Cihanbeyli İlçesinin Böğrüdelik Köyünde de bir süre ikamet etti. Hacdan sonra Medine’de tahsil hayatının ikinci devresine başladı.

Çeşitli âlimlerden ders okuyarak kıraat fıkıh ve hadis ilimlerinden icazet aldı. 1884 yılı sonunda İskenderiye üzerinden İstanbul’a, oradan da Tara’ya döndü ve medresede ders vermeye başladı (1885). Aynı yıl evlendi. Medine’ye talebe götürmek üzere İstanbul üzerinden ikinci defa hacca gitti. Öğrencileri Medine’ye yerleştirerek yine İstanbul üzerinden Tara’ya döndü. Burada bir “Usûl-i cedîd” okulu açtı ve eğitim çalışmalarına başladı. Bu sırada Livâü’1-hamd adlı risalesini İstanbul’da bastırarak Rusya’da dağıttı.

1892’de Ufa şehrinde Orenburg Şer’î Mahkemesi’ne âza seçilerek kadılık yaptı. Sekiz ay kadar da bu mahkemenin reisliğinde bulunduktan sonra müftü ile arasında ihtilâf çıkınca görevinden istifa etti (1895). İstanbul’a giderek siyasî mücadelesine orada devam etti. Bu sırada Rus Çarlığı’nın Türkler’e yaptığı baskı ve haksızlıkları ortaya koyan Çolpan Yıldızı adlı kitabını yayımlayıp gizlice Rusya’ya gönderdi. 1896’da Avrupa’ya gitti. İsviçre’de tanıştığı Rus sosyalistlerine Rusya’daki Müslümanların durumunu anlattı ve yardımlarını istedi. 1897 Nisanında İstanbul’dan başlayarak üç yıl süren bir seyahate çıktı. Mısır, Hicaz. Filistin, İtalya, Avustur­ya, Fransa, Bulgaristan, Sırbistan, Batı Rusya üzerinden Çin Türkistanına, oradan da Sibirya üzerinden Tara’ya döndü (1900). 1902’de Petersburg’da yayımlamaya başladığı Mir’ât adlı dergi ile Rusya’daki Müslümanların meselelerini yeniden ele aldı. İstanbul’a döndüğünde Rus elçisinin isteği üzerine tevkif edildi ve Odesa’ya gönderildi; fakat Rusya Türkleri’nin baskıları sonucunda serbest bırakıldı.

1904 yılı sonunda Petersburg’a yerleşerek orada bir matbaa kurdu; dinî ve siyasî mahiyette eserler yayımlamaya başladı. Müslümanlar arasında birlik sağlamak maksadıyla Ülfet ve Tilmiz gazetelerini neşretti (1905). 1905 Rus ihtilâlinden sonra ortaya çıkan hürriyet havası içinde Rusya Türkleri de çeşitli millî-siyasî faaliyetlere giriştiler. Bu sırada Kazanlı aydınlar ve zenginlerin bütün Rusya Türkleri’ni bir araya getirme­ye yönelik faaliyetleri başlayınca, Abdürreşid İbrahim bu faaliyetlerin başına geçerek Rusya Müslümanlarına siyasî haklar tanınması ve Türkler’in bir ittifak kurması için yoğun bir çalışma içine girdi. Önce belli başlı merkezlerde­ki Müslüman ileri gelenlerini bir araya topladı ve ortak kararlar alınmasını sağlamaya çalıştı. Bunun için Mekerce’de (Nijni Novgorod) bütün Müslüman liderler, âlim ve yazarlarla edipler, zen­ginler ve talebelerin katıldığı bir toplan­tı düzenledi. Ancak hükümet buna izin vermeyince toplantı Oka nehri üzerinde bir gemide yapıldı. Bu toplantıda kabul edilen, Rusya Müslümanlarının bir ittifak kurmaları fikri üzerine, Abdürreşid İbrahim Petersburg’a dönünce Müslümanlar arasında ittifak kurmanın gereğini anlatan Bin Üçyüz Senelik Nazra adlı eserini neşretti. 13 Ocak 1906’da yapılan ikinci toplantıda Abdürreşid İbrahim ve arkadaşlarının hazırladığı “İttifak nizamnamesi” oy birliğiyle kabul edildi.

Abdürreşid İbrahim’in bu dönemdeki siyasî faaliyetlerine, Duma meclisi üyesi olmamakla birlikte, bilhassa Müslüman üyeler üzerindeki tesiri ve ilk iki Duma döneminde (1906-I907) Petersburg’da bu meclisin Müslüman üyelerinden ikisi ile yürüttüğü muhtariyet hareketini ilâve etmek gerekir. Rusya’daki Müslümanların muhtariyet meselelerine ait görüşlerini, bu sırada neşrettiği Aîtonomiya risalesinde ele aldı. Ancak III. Duma döneminde Rus baskısı artınca birçok aydın hapsedildi veya sürgüne gönderilerek sıkı tedbirler alındı. Bu arada Abdürreşid İbrahim’in gazeteleri ve matbaası kapatıldı. İttifak merkez icra heyetinin önemli iki üyesi olan Abdürreşid İbrahim ve Akçuraoğlu Yusuf, programlarını dış ülkelerde gerçekleştirmeye yöneldiler. Rusya’dan ayrılan Abdürreşid İbrahim ikinci büyük seyahatine çıktı. 1907 sonlarında Batı Türkistan, Buhara, Semerkant, Yedisu ve civarını içine alan bir yıllık geziden sonra tekrar Tara’ya gelerek ailesini aldı ve Kazan’a yerleştirdi. 1908 Eylülünde buradan hareketle Sibirya, Moğolistan, Mançurya, Japonya, Kore, Çin, Hindistan, Hicaz ve Ortadoğu üzerinden İstanbul’da son bulan seyahatini tamamladı (1910). Bu seyahatle ilgili hâtıralarını Âlem-i İslâm adıyla neşretti. Abdürreşid İbrahim’in Japonya’daki faaliyetlerinin başında, Şark milletlerinin Rusya, İngiltere ve Amerika başta olmak üzere Batılı sömürgeci devletlere karşı beraberce hareket etmelerini ve İslâmiyet’in Japonya’da yayılmasını temin için kurduğu Asya Kuvve-i Müdâfaası cemiyetini zikretmek gerekir. Seyahati sırasında ziyaret ettiği yerlerde gördüklerini, Kazan’da oğlunun yayımladığı Beydnülhak, İstanbul’da Sırât-ı Müstakim gibi gazete ve mecmualara gönderdiği yazılarda anlattı. Sırât-ı Müstakim’de, misyonerlerin Japonya’da Hz. Peygamber aleyhinde dağıttıkları bir kitaba cevap olarak yazılıp dağıtılacak bir eserin kaleme alınmasını isteyen ilk yazısı da “Japonya Mektupları” başlığıyla yayımlandı. Yanında Japon Müslüman Hacı Ömer olduğu halde İstanbul’da tamamladığı bu seyahatten sonra çeşitli konferanslar verdi, seyahat intibalarını anlattı ve bu sebeple de “Seyyâh-ı Şehîr”, “Hatîb-i Şehîr” unvanlarıyla anıldı.

1911’de İtalyanlar’ın Trablusgarp’ı işgal etmeleri üzerine Büyük Sahra’yı aşarak oraya gidip cephelerde çalıştı: halkı işgalcilere karşı harekete geçirmek için cihad fetvası dağıtarak faaliyet gösterdi. Döndükten sonra, Kuzey Afrika’daki müşahedelerini, Sırât-ı Müstakîm’in de iktibas ettiği vaaz ve konferanslarla anlattı. Ruslar’ın Sarıkamış’ı işgali üzerine oraya gitti (1915). Yine bu yıllarda İstanbul’da kurulan Rusya Müslüman Türk Kavimlerini Himaye Cemiyeti üyesi olarak çalıştı. Cemiyet üyeleriyle birlikte Budapeşte, Viyana, Zürih, Berlin ve Sofya’yı ziyaret ederek Rusya’da yaşayan Türk topluluklarının dertlerini ve uğradıkları baskıları dile getirdi. Bu sırada Teşkîlât-ı Mahsûsa’da görevli olarak Almanya’ya gitti. Bilhassa Müslüman Rus esirleriyle konuşup onlardan halifelik saflarında çarpışacak bir birlik kurmak için çalıştı. Bu arada Milliyetler Birliği’nin (l’Union des Nationaites) Lozan’da düzenlediği Rusya Mahkûmu Milletler Konferansı’na katılarak Rusya Müslümanları adına dinî, medenî ve kültürel muhtariyetle birlikte Müslümanlar üzerindeki kanunî kısıtlamaların kaldırılmasını ve seçim sisteminin değiştirilmesini istedi. I. Dünya Savaşı başlarında Stockholm’de kurulmuş olan Rusya’daki Yabancı Milletler Cemiyetinde de (Ligve des Allozenes de Russie) Rusya Müslümanlarının temsilciliğini yaptı. Yine bu yıllarda bir grup Tatar ile Berlin’de Müslüman Rus savaş esirlerine hitaben Tatarca Cihad-ı İslâm adlı bir gazete çıkardı.

Abdurreşid İbrahim, hayatını İttihad-ı İslam’a adamış ve bu yönde büyük çabalar sarf etmiştir. İttihad-ı İslam’ı dini bir vazife ve Müslümanlar için hayati bir mesele olarak gören Abdürreşid İbrahim, İttihad’ı İslam’ın, ne Rusların Panslavizmine, ne Almanların Pangermanizmine benzemediğini ifade etmiş; bu birliğin asla fesat komiteleri gibi de olmadığını haykırmıştır. “Esasen bin üç yüz sene önce Şârî tarafından kurulmuş dini bir kardeşlikten ibaret olup, sırf Allah için olan şu meşru kardeşliğimizi ebede kadar muhafaza etmekte tek gönül ve tek vücut olarak daima birbirimize yardımcı olmaktan ibarettir. Bugün Hindistan’da bulunan Müslüman kardeşlerimizin başına gelecek veyahut gelmiş bir felaket, aynen Sibirya’da, Türkistan’da, Çin’de, Afganistan’da bulunan kardeşlerimizin de başını ağrıtacaktır. Her şeyden önce bütün Müslümanlar bu vazife ile mükelleftir.” sözleri İttidad-ı İslam hakkındaki düşüncelerini ortaya koyması açısından önem arz eder.

Japonya Günleri

Almanya’daki bu faaliyetlerinden sonra tekrar İstanbul’a dönen Abdürreşid İbrahim 1922-1923 yıllarında Rusya’da, 1930’da Kahire’de, 1930-1931 yıllarında da Mekke’de bulundu. 1934’te ailesiyle birlikte Japonya’ya giderek oraya yerleşti ve ölümüne kadar İslâmiyet’in burada yayılması için çalıştı. Tokyo’da bir cami inşa ettirilmesine ön ayak oldu ve bu caminin imamlığını yaptı (1937). Japonya’da İslâm dininin resmen tanınmasını sağladı (1939) 17 Ağustos 1944 günü Tokyo’da vefat etti. Ölümü Japon radyosu ile ilân edilerek cenazeye katılmak isteyenlerin gelmesi için dört gün beklendikten sonra büyük bir törenle aynı yerde defnedildi.

Abdürreşid İbrahim, Japonya’da ilk defa İslam’ı yayan kişi olmuştur. Abdülhamid Han’a mektup yazıp, Japonlar’ın İslam’a yatkın olduklarını haber veren ve bu konuda sultandan yardım isteyen kişi yine o’dur. II. Abdülhamid, bu âlimi takdir ederek, onun başka din adamlarından daha farklı olduğunu söylemiştir.

Tokyo’da bir süre kalan Abdürreşid İbrahim Japonca’yı bu kısa sürede öğrenmiştir. Japon eğitim sistemini incelemiş ve kraliyet ailesinden bir prensle ahbaplık kurmuştur. Japonya’da İslam ile ilgili pek çok konuşma yapan ve gazetelerde yazılar yazan Abdürreşid İbrahim, üst düzey Japon devlet adamlarının bir kısmının imana gelmesine vesile olmuştur. O sıralarda Japonlar’ı Hıristiyan etmeye çalışan misyonerlerin İslam ile ilgili yazdıkları bir kitaptaki yalan iddialarını çürütmüş ve Tokyo’da bir cami yaptırmak için Müslümanlara bir dernek kurdurmuştur.

Abdürreşid İbrahim Türkçe, Arapça,  Farsça, Rusça, Japonca bilmesine rağmen, kırk yaşından sonra bir de Fransızca ve Latince’yi öğrenmiş bir âlimdir.

Eserleri

Abdürreşid İbrahim pek çok eser kaleme almıştır. Bunların bir kısmı kitap ve risale halinde yayımlanmış, bir kısmı da gazete ve dergilerde neşredilmiştir; diğer bir kısmı ise müsvedde halinde kalmıştır. Çok değişik yerlerde neşredildiklerinden yayımlanmış olan eserlerinin nüshaları nâdirdir. Eserleri, çıkardığı gazete ve mecmualarla telif ve tercüme ettiği kitap ve risaleler olmak üzere iki grupta toplanabilir.

Çıkardığı Gazete ve Dergiler

Mir’ât yahut Gözgü, Ülfet, Tilmiz, Necat, Şirke (Serke), Telimi-i Müslimîn, Cihâd-ı İslâm. Abdürreşid İbrahim İstanbul’da çıkan Basiret ve Sirât-ı Müstakim, Hindistan’da Arapça olarak neşredilen el-Beyân, Kazan’da oğlunun çıkardığı Beyânülhak, Bakü’de çıkan Hayat dergilerinde de yazılar yazmıştır.

Telif ve Tercümeleri

 1- Livâü’1-hamd (İstanbul 1885), Çolpan (Çoban) Yıldızı, Bin Üç Yüz Senelik Nazra, Vicdan Muhakemesi ve İnsaf Terazisi, Aftonomiya yâ ki İdâre-i Muhtâriyye, ed-Dînü’1-fıtri, Tercüme-i Hâlim yâ ki Başıma Gelenler (Petersburg, ts.), Alem-i İslâm ve Japonya’da İntişâr-ı İslâmiyyet, Asya Tehlikede, Binbir Hadîs-i Şerif Tercümesi (Petersburg, ts), Tarihin Unutulmuş Sahifeleri (Berlin, 1933).

Yararlanılan Kaynaklar

Mustafa Uzun, “Abdürreşid İbrahim”, D.İ.A, İstanbul, 1988, c.I, s. 295-297

Nesimi Yazıcı, “Abdürreşid İbrahim Üzerine Birkaç Söz”, Türk Dünyası Aydınları Sempozyumu Bildirileri, Kayseri, 1996, s. 581

“Abdürreşid İbrahim”, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, Ankara, 2002, c. I, s. 84

 


Bu Yazı 3072 Defa Okunmuştur.

Yazıya Ait Fotoğraflar

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar