SANAT VE SORUMLULUK
..        
Edebiyatın herhangi bir dalında eser vermiş olmak, yazara toplum içinde bir ayrıcalık sağlamaz, üstelik ağır, bir sorumluluk yükler. Çünkü insan, yaptıklarından dolayısıyla; yazar da yazdıklarından sorumludur. Tabi ki yapılması gerektiği halde yapılmayanlardan da sorumluyuz. Bu da meselenin başka bir boyutudur.
Yazma kabiliyetine sahip olmak, öncelikle bu kabiliyetin hakkım vermeyi gerektirir. işini bilme ve gereğince yapma, bu hakkım verme olayının akla gelen ilk iki temel şartıdır. Yazanın önünde bu noktada cevaplanması gereken sorular vardır. Ne yazacaktır, nasıl yazacaktır, hangi amaçla kalemi eline alacaktır? Bunlar ve benzeri sorular, yazarın önünde müspet bir cevaba dönüşmek için bekleyip durmaktadır.
Sağlam bir düşünceye sahip olmak, en temel şarttır. Bu noktada problemi olmayan yazar, işe dilden başlayacaktır. Zira aracı dildir. Güçlü bir dil, yoksa, ortada güçlü bir yazar ve eser de yok demektir. Düşünce ne kadar güçlü olursa olsun, bunun güçlü bir dille anlatılması esastır. Bu yüzden yazar, bir taraftan düşünce ikliminde kendini geliştirirken, bunu anlatacak dil yapısını da kurmak zorundadır. Ortalıkta görülen cılız eserler, bu tür bir eksikliğin neticesidir.
Mesele dille de bitmemektedir doğal olarak. Neyin anlatılacağı meselesine gelmiştir sıra. Bu noktada yazarın ne geçmişte, ne de sadece bu günde kalması yeterli değildir. Bir yandan çağının tanığı, sorgulayıcısı hatta tavır alıcısı ve eylemcisi olurken bir yandan da dikkatini geçmişe vermeli buradan aldığı güçle bugünün eserini verip böylece yarının da geleneğini kurmuş olmalıdır. Geçmişin bütün tecrübesi ölü unsurları atılarak bugüne taşınmadan bu neticeye ulaşmak da mümkün değildir elbet. Mesnevi ve destan okumayan bir romancı ya da hikayeci, kaside, gazel bilmeyen bir çağdaş yazar ve şair düşünmek, eşyanın tabiatına aykırıdır.
Üslup da ayrı bir meseledir ve önemlidir. Nice önemli düşünceler ve konular sarf üslup konusundaki yetersizliklerinden dolayı mahvedilmişlerdir. Çünkü yazar, insana hitap etmektedir. İnsan ise, zıtlıkların, her an değişmelerin varlığıdır. Onun fikir ve anlama düzeyi, ona anlatılacak düşüncenin üslubunun doğru seçilmesini gerekli kılmaktadır. Her yaşın, her seviyenin anlayabileceği, kaldırabileceği bir üslup vardır. yazar, bunu bilmek ve bulmak zorundadır. Bu da insanı yaratılmış özelliklerine göre tanımaktan geçer büyük ölçüde.
Anlatım tekniği de yazarın çözmesi gereken bir başka problemdir. Son dönem edebiyat eserlerimizde, teknik olarak batı edebiyat eserlerinden yararlanma, var olan çağdaş çizgiyi yakalama açısından faydalı olmuşsa da bu teknikler, başka bir kültürün, edebiyatın ikliminde şekillendikleri için bizim insan gerçeklerimize tam uymamıştır. Şiirimiz de hikâyemiz de kendi ikliminden çok uzağa düşmüştür. Okur ilgisizliği bu açıdan da değerlendirilmelidir. Esere, kendi iklimimizin, nefesi mutlaka katılmalıdır. Çünkü ilahi ve dünyevi eğitimde insana yaklaşım teknikleri, amaçları ve neticeleri bakımından çok farklıdır.
Bu yazıda üzerinde ciltlerce kitap yazılacak bir konuyu ele aldığımın farkındayım. Amacım, genel çizgileriyle meseleye dikkat çekmek... Zira kitaplarımızın okunmaması konusunda kolaya kaçarak hep okuru suçluyoruz. Evet, okurun da okuyucu olarak sorumluluğu elbette vardır ama yazarın sorumluluğu daha büyüktür; yazar yolu açan, okur onu izleyendir. Öncülerin sorumluluğu, bu yüzden okurun sorumluluğundan öndedir.

Bu Yazı 3128 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar