ŞEHİT CENAZELERİ MANEVİ BAĞLARIMIZDAN BİRİDİR
..        
Cumhurbaşkanı seçiminin engellenmesinden ve Meclisin devre dışı kalmasından sonra erken seçim kararı alındı. Erken seçim kararı alınıp, seçim sürecinin başlaması ile birlikte; terör olaylarında büyük bir artış meydana geldi. Vatan evlatları, hain pusu veya tuzaklarla şehit olmaya başladı. Köylerde, kasabalarda, şehirlerde yüreği yanan Anadolu insanı, “Kahrolsun PKK”, “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” nidalarıyla uğurluyor şehidini huzur-u ilahiye.
Ülke içindeki veya dışarıdaki bazı güç odakları Türkiye üzerinde çok tehlikeli oyunlar oynuyorlar. Bir taraftan laik-dindar gerilimi artırılarak halk kutuplaşmaya sürükleniyor, dinde yöneliş durdurulmaya ve dindarlar üzerindeki baskı ve psikolojik şiddet artırılarak dindar insanlar pasifize edilmeye çalışılıyor. Öte yandan Türk-Kürt gerilimi artırılarak Müslüman Anadolu insanı derinden derine ırka dayalı kutuplaşmaya sürüklenerek birbirinden uzaklaştırılıyor, koparılıyor. Bu gidişat ülke genelinde ırkçılığın hızla yayılmasına, halkın kutuplaşmasına ve Türk-Kürt gerginliği yaşanmasına yol açabilir. Allah korusun iç savaşa ve bölünmeye kadar gidebilecek bir süreci tetikleyebilir.
Başımızdaki terör musibeti, aramızdaki ihtilafları bir tarafa bırakıp kenetlenmemize vesile olmalıdır. Terör ihaneti ile şehit edilen Mehmetçiğin kanı Bayrağımıza daha sıkı sarılmamıza ve birlik ve bütünlüğümüzü pekiştirmemize yol açmalıdır. Çünkü Bayrak rengini hem Manisalının hem de Hakkarili'nin şehit dedesinin kanından aldı. Bayrak bizim ortak mukaddes değerimizdir. Onun için şehit cenazeleri ırkçılığı tetikleyerek milli birliğimizi tehdit eden değil; aramızdaki kardeşlik bağlarını güçlendirerek Doğulusuyla Batılısıyla bizi kaynaştıran, birbirimize yaklaştıran manevi bir bağ olarak algılanmalıdır.
Bu milletin ayrılamaz bir bütün olduğunu çok güzel ifade eden bir hadiseyi sizlerle paylaşmak istiyorum:
“Gerek Molla Hamid'in, gerekse Ali Çavuş'un anlattıklarına göre, Şark isyanından bir müddet önce, Erek Dağında Kürt aşiret ağalarından ve Hamidiye Paşalarından Kör Hüseyin Paşa geldi. Bediüzzamanla hususi görüşmek istedi ve ona hitaben:
“Üstadım, bu talebeleri çıkart. Sizinle mahrem görüşeceklerim var” dedi.
Bediüzzaman da, “Hüseyin Paşa! Bunlar benim vücudumun azaları gibidir, ayrı değiller” dedi.
Bunun üzerine Hüseyin Paşa heybesini açarak bir mendil çıkardı. Mendil altınla dolu idi. Bediüzzamana, “Bu minnetsiz olarak benim malımın zekatıdır. Bunu kabul et, fakirlere, misafirlere ve talebelere sarfet.”
Bediüzzaman çok hiddetlendi ve Paşaya “Paşa! Sen hiç alim ve hocalara sormadın mı? Zekat, yerinden nakil olur mu? Senin köyünde fakir akraban ve yakınların yok mu? Niçin getirdin?” diyerek reddetti.
Bunun üzerine Hüseyin Paşa: “Sizinle bir müşaverem var. Askerim hazır, atlar hazır, silahlar ve cephaneler de hazır. Sizden emir bekliyoruz.”
Bediüzzaman: “Sen ne diyorsun? Ne yapacaksın? Kiminle harbedeceksin?
Hüseyin Paşa: “Mustafa Kemal'le.”
Bediüzzaman: “Mustafa Kemal'in askeri kim?”
Hüseyin Paşa: “Ne diyeyim… İşte askerdir.”
Bediüzzaman: “Askerler bu vatanın evladıdır. Senin ve benim akrabalarımdır. Kime vuracaksın? Onlar kime vuracak? Düşün, idrak et. Ahmed'i Mehmed'e Hasan'ı Hüseyin'e mi kırdıracaksın?
Hüseyin Paşa: “Böyle bir hayattansa ölmek daha iyidir.”
Bediüzzaman: “Ne olmuş hayata. Sen hayatından bezmişsen, bütün Müslümanların, bütün zavallıların günahı ne, onlardan ne istiyorsun?”
Hüseyin Paşa şaşırdı ve mütehayyir kaldı. Sonra “Sen benim elimi ayağımı soğuttun. Ben şimdi aşiretimin korkusundan evime gidemem. Bütün aşiretler toplanmışlar. Benden söz alacaklar. Ben şimdi gidip, bu şekilde anlatsam, diyecekler: 'Hüseyin korktu.' Beş para ettin beni.”
Bediüzzaman: “Kullar arasında beş para ol. Allah katında makbul ol.”
Sonra Hüseyin Paşa döndü çaresiz köyüne gitti.”—
(Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman Said Nursi/Necmeddin ŞAHİNER)

Bu Yazı 2554 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar