SÖNMÜŞ OCAK
..        
O gece gökyüzü kapkaranlıktı. Hanife kadının içi daralmış, ruhu sıkılmıştı. Tek katlı gül, lale ve fesleğenlerle süslü bahçesine çıkıp nefes almak istedi.
Bahçeye çıktığında yüreğine bir serinlik, ciğerlerine dünyanın en güzel kokuların dolduğunu ve biraz olsun içinin rahatladığını hissetti. Tahta iskemleye oturup yıldızları seyre daldı. Çocukları Osman ve Fadime uykudaydı. Ama eşi Kaya gecenin üçü olmasına rağmen hala eve dönmemişti. O, her zamanki gibi yine kahvedeydi. Eşinin, çoluk çocuğunun rızkını kumar masalarında yiyip bitiriyordu.
Hanife kadın ve çocukları güneşin kavurucu sıcağı altında, çatlak dudaklar ve nasırlı bağlayan ellerle karınlarını doyurmak için çalışıyorlardı. Eşi olacak, hazır yiyici, dev cüsseli, koca burunlu, pörtlek gözlü Kaya ise, bir yıllık alın terini birkaç hafta içinde eritiyordu. Tütün parasını yeni almışlardı. Birkaç gün içinde oda yenip tükenecekti. Zavallıların alın teri yine uçup gidecekti. Kadıncağız kocasının geleceğinden ümidini kesmişti. Yatmak için içeriye girmiş ancak, kafası hala yolu bilmeyen eşindeydi.
Kaya, o gece sabaha kadar kahvede tünemiş, olanca parasını üttürmüştü. Rakibi Kel Ahmet, Kaya'ya son bir teklifte daha bulundu. Bu elimdeki paralar karşılık tarlaların… Tamam dedi akılsız Kaya. Beş dakika sonra tarlalarını da kaybetti… Bu kez Kaya Kel Ahmet'e, yenilen güreşçinin güreşe doymadığı misal teklifini sundu. Kaybeden evi verecekti. Kel Ahmet “varım dedi”. Yine kaybeden, gözünü hırs bürüyen Kaya olmuştu. Kaya, bu sefer hayatının en büyük kumarını oynadı.
Varım dedi.
Tekrar kâğıtlar dağıtıldı. Kaya kâğıtlarına şöyle bir göz attı. Eyvah şimdi yandık dedi içinden. Elindeki kâğıtları yavaşça masaya bırakıp,
-Hayırlı olsun Ahmet. Artık ev ve tarlalar senindir.
İki kafadar kahveden çıkıp, gecenin dördünde yola koyuldular. Fesleğen kokulu bahçeye geldiklerinde, Kel Ahmet dışarıda kaldı. Kaya, hızlı hızlı kapıyı dövmeye başladı.
Hanife'nin gözleri dalıp, bağrı yeni geçmişti. Gürültü ve patırdı sesiyle yatağından fırladı. Koşarak kapıya yaklaştığında kalbi pır pır ediyordu.
Aç kapıyı kadın, kapıyı aç diyorum sana! Duymadın mı? Sağır mısın?
Tamam, geldim Kaya. Ne bağırıp duruyorsun? Çocukları uyandıracaksın.
Bak kadın! Evi barkı ve tarlaları kumarda kaybettim. Bundan sonra bütün mal mülk Kel Ahmet'in!
Ne? Çıldırdın mı sen? Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin? Bu ne biçim laf? Bu ne biçim iş? Ne biçim insansın sen? Hiç utanma, sıkılma yok mu sende? Baba yadigârı bu ev ve tarlalar hiç kumarda verilir mi? Ne yer ne içer, nerede barınırız?
-Eeee, çok uzattın be kadın! Ben bu evin reisiyim! Nasıl istersem öyle yaparım! Senin aklın ermez bu işlere! Ben ne dersem o olur. Fazla uzatma, ben ceketimi alıp çıkıyorum. Kel Ahmet kapıda bekliyor. Artık evin yeni sahibi O! Ben verdiğim sözden asla dönemem. Yoksa ne derler bana? Kumar borcu namus borcudur derler(!) Milletin yüzüne nasıl bakarım sonra?
Allah seni ıslah etsin! Vicdansız herif… Milletin ne diyeceğini düşündüğün kadar da bizleri düşünseydin!
Gürültüye evdeki çocuklar kalkmış, olup bitenlere bir anlam veremedikleri için uykulu gözlerle olup biteni sadece izliyorlardı.
Kadın fazla dırdır edip durma! Benim cinlerimi tepeme çıkarma! Ben artık yokum. Ev de, tarlalar da Kel Ahmet''in artık!
Yıllarını eşine ve çocuklarına adayan, saçını süpürge eden kadıncağız.
_ Ölürümde razı olmam! Diye feryat edip, çocuklarına sarıldı. Çocukların yeni yeni olaydan haberleri oldu. Annelerine;
_ Üzülme ana, biz seni bırakır mıyız? Babam ne dediğini bilmiyor. Aklını yitirmiş galiba!
_Ne aklı be yavrularım! Tek kelime ile çıldırmış…
Bu söz üzerine Kaya, hışımla eline geçirdiği bir odun parçasıyla aslan gibi kükreyerek, çocuklarına ve eşine saldırdı. Çocuklarını korumak isteyen zavallı kadın kafasından ağır bir darbe alıp kanlar içinde yere yığıldı.
Kaya bekleyen Kel Ahmet'le gecenin karanlığında zavallı kadını yüzüstü bırakıp kaybolup gittiler. Kel Ahmet yolda:
_Bak Kaya ben bu işten vazgeçtim. Ne senin evin, ne de ne tarlan lazım…
Kaya, birkaç hafta eve barka uğramadı. Zavallı Hanife kafasından aldığı darbe yüzünden aklını oynattı. Aklı ara sıra gelip gitmeye başladı. Zaman zaman sara geçirir gibi bayılıp kalıyor, dakikalarca kendine gelemiyordu. Artık tarlada da çalışamaz olmuştu. Oğlu Osman ve kızı Fadime annelerini tarlaya götürmez oldular. Tarlada akşama kadar çalışırlar ama gözleri arkada kalır, akılları analarında olurdu.
Gün batımına yakındı. Güneş gündüzle vedalaşıp istirahata hazırlanıyordu. Hanife kadın çocuklarım birazdan gelir düşüncesiyle telaşlı telaşlı yemek hazırlığındaydı. Çocuklarına güzel bir tarhana çorbası pişirip, yanında da güzden hazırladığı kesme mantı yapacaktı.
Hanife kadın ocak başına oturmuş tarhana çorbasını karıştırıyor, bir taraftan da çocuklarının gelmesini bekliyordu. Bir an gözü daldı. Ateşin başında kadıncağızı sara tutmuştu. Ansızın ocağın üstüne yıkılıverdi. Kor ateşli odunlardan başının yemenisi tutuştu. Kendinden geçmiş bir durumdaydı. Bir anda bütün bedeni ateş topuna döndü. Kızgın ateş içinde cayır cayır yanıyor, yandığının farkına bile varamıyordu. Bir anda evin her tarafını ateş kapladı. Ev alev alev yanmaya başladı. İçinde zavallı Hanife kadın yanıp kavruldu.
Yanık kokusu bütün köyü sarmıştı. Bacadan köye dağılan koku bütün köylüyü endişelendirmişti. Komşuları evin yandığını geç te olsa fark ettiler. Artık iş işten geçmişti. Bir anda köylü toplanıp elbirliğiyle alev alev yanan yangını söndürdüler. Karşılaştıkları manzara korkunç, tüyler ürperticiydi. Zavallı Hanife'nin cansız bedeni ocak başında yatıyordu. Bu elim manzaraya yürek mi dayanırdı?
Osman ve Fadime eve döndüklerinde neye uğradıklarını şaşırdılar. Biricik annelerinin o cansız bedeni onlara büyük bir oyun oynamıştı. Ağıtlarla ortalığı kırıp geçirdiler. Ağlayıp, saç baş yolmalarına, feryat edip başlarını duvardan duvara vurmalarına kimsecikler dayanamadı. Hanife'nin cesedi savcılık soruşturmasından sonra ertesi gün toprağa verildi. Bütün köylü günlerce, aylarca yas tuttular. Gönül gözyaşların oluk oluk akıtıp sele çevirdiler. Sonunda kumar yüzünden sönmüş bir ocak daha kaldı.

Bu Yazı 4126 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar