SÜNNET-İ SENİYYE’YE UYGUN YAŞAMAK
..        

Sünnet ne demektir?
Peygamberimiz, İslâmı nasıl anlatmış, nasıl yaşamış? Peygamberimiz, Kur'ân'ı nasıl okumuş, nasıl hayatına geçirmiş?
Peygamberimiz, Rabbimizi bize nasıl tanıtmış, nasıl bildirmiş? Peygamberimiz nasıl namaz kılmış, nasıl oruç tutmuş, nasıl zekât vermiş?
Peygamberimiz nasıl dua etmiş, Allah'ı nasıl zikretmiş, Allah'a nasıl şükretmiş? Peygamberimiz nasıl konuşmuş, neleri konuşmuş, nerede susmuş?
Peygamberimiz nasıl yemek yemiş, nasıl su içmiş, nasıl oturmuş, nasıl yatmış, nasıl kalkmış?
Peygamberimizin insanlarla ilişkileri nasıldı, herkes onu bu kadar neden çok sevmiş? Peygamberimiz dünyayı nasıl görmüş, nasıl bakmış, nasıl değerlendirmiş?
Bütün bu sorular bizi sünnete götürüyor.
Sünnet, bir pusuladır, bir haritadır, bir kılavuzdur, bir yol göstericidir, bir rehberdir. Bunun için sünnet bilinmeden yola çıkılmaz.
Sünnet bilinmeden insan nereye gideceğini, ne yapacağını bilemez. Sünnet bilinmeden insan ortada ortalıkta şaşırır kalır, boşta boşlukta bocalar durur.
Ortada ve boşlukta kalmamak için bir âyette şöyle buyuruluyor:
“De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü O çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”
Bu âyetten de şu manayı anlıyoruz:
Allah'a imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz. Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız. Allah'ın sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zata benzemenizdir. Ona benzemek ise ona uymaktır, onun peşinden gitmektir. Ne vakit ona uysanız, Allah da sizi sevecektir. Siz Allah'ı sevin ki, Allah da sizi sevsin.
***
Bu mesele aynen şu misale benzer: Eğer güneş çıkarsa gündüz olacaktır. Güneş çıktı, öyleyse netice veriyor ki, şimdi gündüzdür. Gündüz yoktur, öyleyse netice veriyor ki, güneş çıkmamıştır.
Bu mantık kuralında olduğu gibi, eğer Allah'a sevginiz varsa, Allah'ın en çok sevdiği zata uyacaksınız. Allah'ın en çok sevdiği zata uymazsanız, netice veriyor ki, Allah'a sevginiz yoktur. Allah'a sevginiz varsa, netice veriyor ki, Allah'ın en çok sevdiği zatın sünnetine uyuyorsunuz demektir.
Yani, Allah'a iman eden, elbette Ona itaat edecektir. İtaat yolları içinde en makbul olanı,en doğrusu, en kısası, şeksiz şüphesiz Peygamberimizin gösterdiği ve takip ettiği yoldur.
***
Bir sünneti işlediğimiz zaman hemen aklımıza Peygamberimiz gelir, Peygamberimizi düşünürüz, Peygamberimizi hatırlarız, kendimizi Peygamberimizle birlikte hissederiz.
Peygamberimizin yaptıklarının aynısını yaptığımız zaman içimize sevinç ve mutluluk hisleri dolar. Çünkü içimize Peygamberimizin nuru doğar, kalbimizi Peygamberimizin sevgisi aydınlatır.
Bir adım daha ötesi, Peygamberimizi hatırlamakla Allah'ın huzurunda olduğumuzu anlarız. Allah'ı yanımızda, yakınımızda, içimizde, kalbimizde ve onunla birlikte olduğumuzu hissederiz.
Diyelim ki, yemek yerken sağ elimizle yedik. Hergün birkaç defa yaptığımız bu davranış, bizi bakın nerelere götürüyor? Çünkü biliyoruz ki, Peygamberimiz bir şey yiyip içerken hep sağ elini kullanmıştır.
Bu basit ve sıradan davranışı sünnet olarak işlediğimiz için, Peygamberimiz yaptığından dolayı yaptığımız için sıradan olmaktan çıkıyor, bir ibadet oluyor, bize sevap üstüne sevap kazandırıyor.
Böylece yemek içmek başta olmak üzere, bütün davranışlarımızı sünnete göre yaparsak, Peygamberimizin nasıl işlediğini öğrendikten sonra uygularsak günlük hayatımızın tamamı ibadet haline gelir, yirmi dört saat devamlı ibadet yapmış oluruz.
İçimiz dışımız, evimiz barkımız, çevremiz etrafımız nurla, huzurla ve bereketle dolup taşar.
Âdetlerimiz, alışkanlıklarımız ibadete döner, ömrümüz verimli geçer, ibadetlerimiz sevaplı olur.
***
Sünnetin üç kaynağı vardır: Peygamberimizin sözleri, fiili ve hali…
Fiil: Peygamberimizin yaptıkları, işleri, işledikleri, hareketleri ve uygulamalarıdır.
Hali ise, Peygamberimizin durumu, tutumu, davranış biçimleri, yaşantısı ve insânî halleridir.
Sünnetin bu üç kaynağı da üç kısma ayrılır: Farzlar, nafileler ve güzel âdetler.
Peygamberimizin farz ve vacip olarak yaptıklarını aynen yapmaya zaten mecburuz.
Meselâ, ne gibi? Peygamberimiz namaz kılmış, oruç tutmuş, zekât vermiş, günah işlememiştir. Bu ibadetler birer farz ibadetlerdir.
Her Müslümanın bu ibadetleri yapması gerekir. Böylece hem bir farzı yerine getirmiş oluruz, hem de Peygamberimizin yaptığını yapmış olmakla sünneti işlemiş oluruz.
Bir hadiste Peygamberimiz, kendisinin nasıl namaz kılmışsa, bizim de o şekilde namaz kılmamızı emretmiştir. Bu durumda farzla birlikte sünneti de işlemiş oluyoruz.
Bu sünnetleri işleyince elimize ne geçer?
Öncelikle bu çeşit sünnetleri işleyince çok sevap kazanırız, ama terk edince âhirette Allah'ın azabına ve gazabına çarpılma söz konusudur.
***
Sünnetlerin bir de nafile kısmı vardır. Sünnetin nafile sayılanları iki kısımdır:
Birincisi, ibadetlerin içinde yer alan sünnetlerdir.
Abdestin sünnetleri, namazın sünnetleri, orucun sünnetleri ve haccın sünnetleri gibi…
Meselâ abdest alırken ağzımıza ve burnumuza su vermek sünnettir. Namazda elimizi bağlamak sünnettir. Oruç tuttuğumuz günlerde sahura kalkmak, iftar yapmak sünnettir.
Bu sünnetler değişmez ve değiştirilemez. Değiştirilmeye kalkılırsa bid'at işlenmiş olur, İslâmın ruhuna aykırı hareket edilmiş olur.
Bu sünnetler işleyince çok büyük sevap kazanılır. Fakat terk edince bir azap ve gazap söz konusu değildir. Ancak değiştirilmesi, yerine başka bir şeyin konulması bid'attır ve çok büyük bir hatadır.
Peygamberimizin güzel davranışlarını, bir insan olarak her gün yaptığı işlerinde onu taklit etmek çok güzeldir, hayatımızı renklendirmiş ve güzelleştirmiş oluruz.
Peygamberimizin oturmasını, kalkmasını, yemesini, içmesini, yürümesini, eve girişini çıkışını öğrenip onun yaptığı gibi yapmak çok güzel ve tatlı bir alışkanlıktır. Böylece bu âdet ve alışkanlıklarımızı ibadet şekline getirmiş oluruz. Hayatımıza Peygamberimizin nuru ve bereketi girer, aydınlık ve şirin bir hayatı yaşarız


Bu Yazı 3899 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar