Ş. Teoman Duralı: Türk Tarihinde İlk Din Devleti Cumhuriyet Türkiyesidir
17.03.2015        

FİKİR MECLİSİ/ ALINTI

Türk Tarihinde İlk Din Devleti Cumhuriyet Türkiyesidir

İZMİHLAL

 

 

Haddizâtında Türk tarihinde ilk din devleti Cumhuriyet Türkiyesidir. Ulu tapınak Akropolisi ve yurt sathına yayılmış irili ufaklı tümen tümen talî ibâdet yerleri, esmaihüsnâsı, kitabı mukaddesiyle ve aynı zamanda hadisleriyle peygamberlik görevini de üstlenmiş gözüken tanrı kılınmış kişi -ki, adıyla anılan dini, ‘Kemâlîlik’- ve elverdiği bir kutsal makam dahi vardır. Bu ‘kutsal makam’, ‘derin devlet’in başı yahut merkezi durumundadır. Bunun buyruk ile kumanda şemsiyesi altındaki zabitâna ‘ruhban zümresi’ diyebiliriz. Bahse konu zümreye ‘imân’ı, yaşayışı, tavır ve tutumu, demekki muamelatıyla yakın duran ‘ruhbân olmayanlar’, yanî laigue-civil- ler dahî mümtazdır. Bu kategoriden olmayı reddedenlere gelince; onlar, göbeğini kaşıyan inkârcı kaba kara budun”, sol Kemâlîlerin deyişiyle, halk yığınlarıdır. Mümîn Kemâlî, küreselleştirilmiş Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetine -kısaca, ‘Çağdaşlık’a- merbût giderek kuldur. O, kendini, Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetinin temel belirleyicisi olduğu sanılan Aklın yarattığı kanısındadır. Bununla birlikte, akla mantığa ziyâdesiyle uyduğu söylenemez. Filvakî doksan yıla yakın geçmişiyle Kemâlî din, Türk milletinin uyuşturucu aptallaştırıcı afyonu olmuştur.

Çağdaş İngiliz-Yahudî medeniyetinin öngörmediği reddedip inkâr buyurduğu ne varsa, Kemâlînin indinde o, kabulu imkânsız vahşîliktir. Kabulu imkânsız vahşîlikse, suç, hattâ günâh kısacası irticâdır.

 ***

Millî Mücâdeleden tükenmiş hâlde çıktık. Bunu Makedonyalı kumandan Pirrhos'un M.Ö. 279 da Romalılara karşı kazanmış olduğu zafere benzetebiliriz. O derece bîtap düşmüştük ki -silâh muhimmât, döğüşebilir kişilerin sayısı itibârıyla- kıpırdayacak hâlimiz kalmamıştı. Birinci Cihân Harbi yenilgisi sonucunda İngiliz-Yahudî  imperyalismi, Sevres de bedenimize el koymuştur.

Millî Mücâdelenin Pirrhos zaferimizle bize Lausanne da takâs teklîf edildi: “Bedeninizi geri vereceğiz, buna karşılık ruhunuzu bize teslîm edeceksiniz!” denilmiştir.

1840lardan itibâren Fransadan alabildiğine idhâl olunan Aydın- lanmacı Positivcilik çerçevesinde yetiştirilmiş Harbiye - Mülkiye - Tıbbiye Mektebisultaniye (Galatasaray) ve Amerikan misyon okulları (Robert Koleji meselâ) ‘aydın’ takımımızçin ‘ruh’ içi boş bir kavram, dolayısıyla bir vehimdi. Bundan ötürü de bu takâs teklîfine manâ verilemedi. Sonuçta ruhun teslîm edilmesi teklîfinin gerektirdiği bütün öldürücü amelyeler eksiksizce yerine getirildi: Halîfeliğin ilgâsı, yazı ile dil devrimi ve nihâyet köklü bir ‘İslâmsızlaştırma’ (Fr deislamisation) hareketi gibi.

İşte, uğramış olduğumuz ‘ruhî-manevî soykırım’ın serencâmı. Peki, bedenimizi kurtarabildik mi? Ruhu uçup gitmiş vucuda, ceset diyoruz. O hâlde, kurtarabildiğimiz, cesedimizmiş.

(Kaynak: Prof. Dr. Ş.Teoman Duralı, Omurgasızlaştırılmış Türklük, Dergah Yayınları, İstanbul, 2013, Syf: 121- 122)

 

 


Bu Yazı 2958 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar
  • 15.04.2015 09:29:55
    Düşünce kabiliyetinden hem kendilerini hem de bütün bir milleti mahrum bıraktılar. Şimdi toprağın epeyce altında kalan kökten yeni sürgünler geliyor. İnşallah kuvvetli bir gövdeye dönüşür zira bu milletin köklerinde kaderinde büyük olmak ve yeryüzünün yetimlerine sahip çıkmak var.Bu misyonumuzu biz seviyoruz.