Saadet Asrından Bir Cumhuriyetçilik Örneği Hz. Osman’ın Halife Seçilmesi
..        
Bilindiği üzere Hz. Peygamber (s.a.v.) ölmeden önce kendisi yerine devletin başına geçecek kimsenin kim olacağı konusunda açıkça bir şey söylememişti ve gelişen olaylardan sonra Hz. Ebu Bekir ittifakla halife seçilmiş ve İslam devleti başına geçmişti.

Hz. Ebu Bekir İse halifelik için “adalet” ve “zorluklara sabır/dayanma” özelliklerini taşıyan birini aramış ve aradığı kimsenin Hz. Ömer olduğuna kanaat getirmişti. Ayrıca, Hz. Ömer konusunu sahabenin ileri gelenleriyle istişare ettikten sonra bir ahitname ile onu kendine halef bıraktı. Hz. Ömer Hz. Osman'ın kaleme aldığı ahitname o ölmeden önce Mescid-i Nebevi'de okundu, herkesin kabul etmesi üzerine Hz. Ömer devlet başkanı olmuştu. (1)

Hz. Osman'ın Halife oluşu da ortak akıl, istişare ve sahabenin ileri gelenlerinin reyi ve halkın kabulü ile olmuştu. Hz. Ömer'in suikasta uğraması üzerine olaylar şöyle gelişmişti:
Hilafetinin son günlerinde bir gün Hz. Ömer Medine çarşısında dolaşırken, Muğire b. Şube'nin Hıristiyan kölesi Ebu Lü'lü ile karşılaştı ve köle ona şöyle şikâyette bulundu:
“Ey Müminlerin Emiri, Muğire bana ağır haraç/vergi koydu, onu hafiflet.”

Hz. Ömer konuyu öğrenmek için sordu:
“Haracın nedir?”
“Günlük iki dirhem.”

Köle çalışacak, efendisine her gün iki dirhem verecekti. Bu para bir köle için çok da olabilirdi, az da olabilirdi. Burada önemli olan kölenin yaptığı işti. Çok kazanan köleye bu miktar az, az kazanana çok gelebilirdi. Hz. Ömer tekrar sordu:

“Senin sanatın nedir?”
Köle açıkladı:
“Tüccarım, nakkaşım ve demirciyim.”
Kölenin üç sanatı vardı. Hz. Ömer fikir yürüttü:
“Bu sanatlara göre haracını çok görmüyorum, hem duyduğuma göre sen 'yel değirmeni de yapabilirim' demişsin”
Hıristiyan köle “evet” diye onu doğruladı. (2)

Fakat köle haracı hafifletilmediği için ona kızmıştı ve Halifeye şöyle dedi:
“Sana öyle bir değirmen yapayım ki, doğudan batıya dillere destan olsun!”
Bu bir tehditti ve Hz. Ömer de bunu böyle anladı. Onun bu sözleri üzerine de şu yorumu yaptı:
“Köle beni tehdit etti.”

Herhalde o, bu sözleri anlık bir kızgınlık sonucu ağızdan çıkan şeyler olarak değerlendirmiş olmalıydı. Ertesi gün, her sabah olduğu gibi, sabah namazını kıldırmak için Mescid-i Nebevi'ye gitti. Namaza başlanacaktı. Saflar düzeltilirken beklenmedik bir şey oldu: Ebu Lü'lü, aniden ortaya çıkarak iki başlı hançeriyle, halifeye saldırdı ve onu büyük bir çeviklikle altı yerinden yaraladı. O sırada kendisine mani olmak isteyenlere de hançerini saplıyordu. Birkaç kişiye daha öldürücü darbeler vurdu. Ardından mescitten kaçmak istedi. Fakat buna imkân olmadığını görünce intihar etti. (3) O Hz. Ömer'i öldürmeyi iyice kafasına koymuş ve o gece mescitte gizlenmiş ve hazırlığını yapmıştı. (4)

Hz. Ömer sabah namazını Abdurrahman b. Avf'ın kıldırmasını istedi ve evine götürüldü. Yaralarından biri göbeği altındaydı ve çift başlı hançer bağırsaklarını delmişti. Özellikle bu yarası ölümcül görünüyordu.

Evde kendisinden birini istihlaf etmesi (halife kılması) istenince buna yanaşmadı. Oğlunun da halife olmasını istemedi. Abdurrahman b. Avf da bu işi üstlenmeyince şöyle konuştu:
“Öyleyse durun! Bu işi, Resul-i Ekrem'in kendisinden hoşnut olarak vefat ettiği kimselerin meşveretine havale edeyim.”

Aşere-i Mübeşşere'den Hz. Ali, Hz. Osman, Talha, Zübeyir, Sa'd b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf'ı bu işe memur etti. Bunlar, meşveretle aralarından bir halife seçeceklerdi. Hz. Ömer'in isteği ve vasiyeti buydu. Bu Meşverette Hz. Ömer'in oğlu Abdullah da bulunacaktı. Hz. Ömer böyle istiyordu. O ancak reyini belirtmek, çoğunluğun tarafında olmak, taraflar eşit olursa Abdurrahman b. Avf tarafını desteklemek üzere mecliste olacaktı. Babası ona böyle hareket etmesini tembihlemişti.

Bu kişiler, Hz. Ömer'in isteği üzere Mikdad b. Esved'in gözetimindeki bir evde toplanacaklardı. O onları, halifeyi seçmeden oradan bırakmayacak, Suheyb-i Rumi de o sırada üç gün mescitte namazı kıldıracak ve şura meclisinin başında oturacaktı. Seçilen halifeye Ashab-ı Şuradan bir veya ikisi itaat etmezse başını vuracaktı.

Sonra o oğlu Abdullah'ı Hz. Ayşe'ye gönderdi. Ona, Rasulullah'ın yanına defnedilme istediğini iletmek ve ondan bunun için izin almak istiyordu. Çünkü Rasulullah'ın defnedildiği oda Hz. Ayşe'nindi. Hz. Ayşe (r.a.) ona istediği izni verdi. O akşam insanlardan Hz. Ömer'in yanına girmek isteyenler oldu. Onlardan bir kısmı Hz. Ali'yi (r.a.), bir kısmı Hz. Osman'ı istihlaf etmesini istiyordu. Hz. Ömer, Hz. Ali'ye daha çok taraftardı, oğlu Abdullah bunu sezmişti. Hatta yaralı babasına şunu bile söyledi:
“Ne mani var onu seçiver.”

Ama babası farklı düşünüyordu:
“Oğul, bu yükü sağlığımızda yüklendik, öldükten sonara da mı taşıyalım?”
Hz. Ebu Bekir Hz. Ömer'i istihlaf etmiş, yerine halife olarak bırakmıştı. Ama o böyle bir şey düşünmüyordu, bir başka usulle halife seçilmesi taraftarıydı. Hz. Ömer, o gece veya yaralandıktan üç gün sonra, hicretin 23. Yılında 26 Zilhicce günü (3 Kasım 644) vefat etti (5) ve ertesi gün Rasulullah'la birlikte aynı odaya defnedilen Hz. Ebu Bekir'in yanına defnedildi. Birbirinden ayrılmayan üçlü, kabirlerinde de beraberdiler. O borçlu olarak vefat ettiğinden, ölümünden sonra mülkleri satıldı ve definden sonra borçları ödendi.

Hz. Ömer vefat edince, Şura (hilafet istişare kurulu) konuyu görüşmeye başladı. Sonunda hilafet iki önemli aday; Hz. Ali ve Hz. Osman arasında kaldı. Üç gün tamam olmuş, kesin bir karara varılamamış, halife (devlet başkanı) hâlâ seçilememişti. Dördüncü gün Abdurrahman b. Avf mescitte Hz. Ali'ye şöyle dedi:

“Allah'ın Kitabı, Rasulullah'ın sünneti ve ondan sonraki iki halifenin sireti ile amel edeceğine Allah ile söz ver.”
Hz. Ali bu isteğe şöyle karşılık verdi:
“Bilgim ve gücüm yettiği kadar amel edeceğimi umarım.”
Bunun üzerine Abdurrahman Hz. Osman'ı çağırttı ve aynı şeyleri üç defa ona da söyledi. Her defasında Hz. Osman ona şöyle karşılık verdi:
“Evet, öyle amel ederim.”

Hz. Osman'ın kararlığı üzerine Abdurrahman b. Avf ona biat etti. Ardından herkes ve tüm Medineliler de Hz. Osman'a biat etti. Hz. Osman tarafından muhayyer bırakılmasına rağmen sonradan Talha b. Übeydullah da geldi ve kendisine biat etti. Böylece, herkesin ittifakıyla yeni halife seçildi ve tehlikeli olacak ihtilafın önü alınmış oldu. Sonuç olarak Hz. Ömer'in ölümünden dört gün sonra Hz. Osman (r.a.) halife seçilmiş oldu.

Görülüyor ki, her üç halife de halkın kabulü ile iş başına gelmişti. Seçim tarzları farklı olsa da halk ve kabülü âmme her üçünde de açıkça görülmekteydi. Hz. Ali ise Hz. Osman'ın bir isyan ve ihtilalle şehit edilmesinin ardından ihtilalcilerin zorlaması ile halife/devlet başkanı olmuştu. Fakat o da hilafete layık biri olmakla, halkın çoğunluğunun kabulüne mazhar olmuş ve devlet başkanı olarak görevine başlamıştı. (6)

KAYNAKLAR
-HİZMETLİ, Sabri, İslam Tarihi, Ankara 1999.
-MES'ÛDİ, Ali b. Hüseyin, Mürûc'uz- Zeheb, I-IV, el- Mektebetü'l- İlmiyye, Beyrut 1986.
-SARICIK, Murat Bütün Yönleriyle Dört Halife Dönemi, Nesil Yayınları, İstanbul 2010.
-TELLİOĞLU, Ömer, “Ömer b. Hattab”, Şamil İslam Ansiklopedisi, I- V, Şamil Yayınları, İstanbul 1992, s. 172- 179.
DİPNOTLAR
1-Geniş b ilgi için bkz. Murat Sarıcık, Bütün Yönleriyle Dört Halife Dönemi, İstanbul 2010, s. 161- 168.
2-Mesudi, I, 352; Hizmetli, s. 477.
3-Hizmetli, s. 477.
4-Tellioğlu, “Ömer b. Hattab”, Şamil İslam Ansiklopedisi, V, 179.
5-Hizmetli, s. 478.
6-Geniş bilgi için bkz. Sarıcık a.g.e., s. 359- 363.
Bu Yazı 3188 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar