Kapak
Sahi Biz Kapitalizmin Neresindeyiz?
07.05.2014        

Sahi Biz Kapitalizmin Neresindeyiz ? 

Fatih Boz

 

 

Antropolojide insan “homo sapiens”, ekonomide ise “homo economicus” olarak tanımlanmaktadır. İnsan tanımı yüzyıllar boyu nereden bakıldığına göre yeniden tanımlanmıştır. İnancımıza göre, yaradan bitkileri, hayvanları, su, taş, toprak, maden gibi her şeyi insanın faydalanması için yaratmıştır. Bu faydalanma safhasında insanın ihtiyaçlarının karşılanması için ürün hizmet üretimi ve ticari faaliyetlerin gereği doğmuştur. Ticaret sermayeyi, kazancı ve zenginleşmeyi beraberinde getirmiştir. Böylece ekonominin en temel üretimden, ticaretten önce insan olmuştur. Bir ihtiyacın olması ve karşılanması için gerekli ilk ve en temel unsur insandır.

Yüce kitabımız Kur’an’da "yeryüzünün halifesi olarak tanımlanan insan” maalesef günümüzde ekonomik bir canlı, faydalı bir araç, sömürülmesi gereken bir öğe olarakta görülmektedir.  

Günümüzün ekonomik sistemi genel olarak “kapitalizm” dir. Kapitalizm; şahsi teşebbüse ve mülkiyete önem veren, kazanç, rekabet ve rasyonellik ilkesine dayanan ekonomik yapıdır. Tarih içinde birçok değişik formasyonda karşımıza çıkan kapitalizmi ayakta tutan esaslar kazanca bağlı gelişen teşebbüs zihniyeti, biriken sermaye artışı, sermaye piyasası ve teknolojik gelişmeler olmuştur. Bu açılardan bakıldığında tarihin her devrinde, farklı formasyonlarda da olsa, kapitalizm var olmuştur.

Kapitalizm, bu sistemi benimseyen yerlerde halk iradesine dayalı sistemlerin oluşu, özgürlüklerin olması,  özel/şahsi teşebbüse (adil olmasa da) imkan vermesi ve mülkiyet hakkı tanıması nedenleri ile savunulmuş, eşit olmayan bir gelir dağılımına neden olması, ekonomik ve sistemin bağlı olması nedeni ile politik olarak güç dengesizliği oluşturması, materyalist bir düşünce sistemine sahip olması, gelirin, sermayenin tekelleşmesi, paradan para kazanılması/faizcilik, aşırı ve doyumsuz bir kar ve kazanç hırsının hakim olması nedenleriyle eleştirilmiştir. Ancak yukarıda saydığımız batı tipi ve kapitalizmdir ve özellikle olumlu olarak bahsedilen kısımları yanlışlayacak pek çok doğu tipi kapitalist sistemlerde mevcuttur.

Dinimizce de ticaret desteklenmiş, hadislerde rızkın onda dokuzu  ticarettedir diye ticaret övülmüştür ve teşvik edilmiştir. Kapitalizm açısından bakıldığında insanın tüm ihtiyaçları beka ve nevi isteklerin doyurulması ile sınırlanmış olup, insanın mutluluğu maddi hazlardan kaynaklandığı teziyle savunulmuştur. Bu bakış açısı insanın manevi yönünü dışarıda tutmuştur. Ancak ekonomik denge unsurları sadece insanın ticari ilişkileri ile ilgili değildir. “Denge” bütün bir evreni içine alan ve bütün varlıklara yaşam hakkı tanıyan evrensel bir niteliğe sahiptir.  Kur'an içinde ekonomik düzenle ilgili ilk değerlendirmeler doğal kaynakların paylaşımına yöneliktir. Bu paylaşım için sunulan kaynaklar ise doğada “insan” ve diğer varlıklar için hayatını devam ettirme amacıyla tasarruf edilen kaynaklardır. Dinimiz bu kaynakların israf edilerek olması gerekenden daha önce tüketilmesine veya kısılarak cimrilik yapılmasına karşı çıkmıştır.

Günümüzde ise kapitalizm de amaç kıt kaynakların etkin bir şekilde kullanılması arzın karşılanması olmuş ve sistem olarak sosyal yönü zayıf kalmıştır. Bu noktada kazanç hırsa dönüşmüş ve doyumsuzluğa sürüklenmiştir. Sisteminin kendisini başarılı bir şekilde tekrar edebilmesi için insan toplumdan uzaklaştırılmış ve özgürlük anlayışı insanın kendi isteklerinin karşılanması olarak algılarda yerleştirilmiş, insanın maddi doyuma ulaşması ve bunu sürekli olarak tüketmesi ve tüketerek mutlu olması sağlanmıştır. İnsan bireyselci anlayışla her zaman kendisini ön planda tutmuş, sağlanması ve korunması gereken denge unsuru arka planda bırakılmış ve insanın nefsani arzuları sürekli körüklenmiştir. İnsana “ben”lik aşılanmış, “biz”likten ise uzaklaştırılmıştır. Bunun temel nedeni insanın nefsine teslim olması, hayatının ve yaratılış gayesinden uzaklaşması, dünyanın bir araç olmaktan çıkması ve amaç olması haline gelmesidir.

Sistemde ilk etapta, toplum ve ahlak anlayışı tahribata uğratılmıştır. Çok uzak değil yakın geçmişe bakıldığında insanların bir arada yaşadığı, ailelerin çekirdek değil geniş aile olduğu,  ev, televizyon, telefon gibi ihtiyaçların tek olduğu ve beraber kullanıldığı, evlerde yemek yapıldığı, fast-food gibi hazır yiyeceklerin bilinmediği, tuhaf karşılandığı gibi gerçeklerimizin olduğudur. Günümüzde bu olgular artık tuhaf karşılanmaktadır. İnsanlara maddesel ihtiyaçlara tek başına sahip olma, sadece kendisinin karar verebileceğinin aşılanması ile tüketime alıştırıldığı ve insanların artık sadece tüketerek mutlu olmalarının sağlanmaları, reklamlar, filmler ve diziler ile başka hayatlara özendirildiğimiz, tabiri caiz ise sublimal işkencelere tabi tutulma ile o hayatları amaç edindirme ile insan yalnızlaştırılmıştır.

İnsan artık her şeye kolay ulaşır olmuş ancak aynı zamanda hızlı tüketir ve çabuk bıkar bir konuma gelmiştir ve tam anlamıyla doyumsuz bir canavara dönüştürülmüştür. Kapitalizm denen bu sistemin temel dayanağı ve yaşam alanı bu dürtüler olmuştur.

Bu noktalardan bakıldığında kapitalizm insanın ve insanlığın yıprandığı yerde başlamaktadır.

Öz değerlerimizde var olan ve aslında bizi mutluluğa götürecek olan paylaşmak, mütevazilik gibi kavramların geride kalması, mal, mülk, zenginliğin ön plana çıkma, övünme vesilesi yapılması ile insanları arası bağların kopması, ilişkilerin materyal üzerinden kurgulanması ve yürütülmesi, sevgilerin bile bir çıkara/nedene bağlanması noktasına gelmiştir ve her zamanki gibi suçlu sistem olmuştur. Ne yazık ki bu sistemleri kuranın, besleyenin, değiştirilebilecek olan insan olduğu unutulmuştur ya da vicdanımızı rahatsız ettiği için dillendirilememiştir.

Kapitalizmi ve insanın bu sistemdeki yerini güzel bir sözle özetlemek gerekirse “Tek kişilik üretildiği ve tek kişilik şemsiyeler alındığından beri üzerimize yağan yağmur değil yalnızlıktır.”

İnsanı insandan rahatsız olabilecek konuma getirdiği ve insanın her şeyden tüketerek uzaklaşmasını sağlayan sistem (kapitalizm) mi suçludur? Yoksa bunun temel öğesi olan insan mı? Tüm bunları sistem mi emrediyor? Yoksa gerçekten biz mi istiyoruz?

Sahi biz insan olarak kapitalizmin neresindeyiz?

 


Bu Yazı 4159 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar