Sanat ve Putperestlik
..        

Sanatla meşgul olanlar, Necip Fazıl'ın “Anladım işi sanat Allah'ı aramakmış/Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış” beytindeki gerçeği sanat faaliyetlerinin çıkış noktası yapmak zorundadırlar. Aksi takdirde sanat, gayesinden sapar, tıpkı Batı'da olduğu gibi “putpereslik”e dönüşür. Sanatkâr da kendisini “ilah” mertebesinde görmeye başlar. Batıda örneklerini çokça görebileceğimiz bu eğilim, Batı insanının dünyaya ve diğer milletlere bakışını da etkilemiş ve bugünkü görünüm ortaya çıkmıştır. Pozitivizm, hümanizm gibi tüm anlayışlar, bu hastalıklı bakışın birer ürünüdür.
Sanatı, “mutlak” olana doğru bir yolculuk, bir “miraç” olarak görmek durumundayız. Allah' a “kul” olmanın bir gereğidir bu. Bu manada sanat, putlara ve putperestliğe açılan bir savaştır. Çünkü kendi “ben”imizin problemini tespitle başlayan hakikat yolculuğu, içten dışa doğru bir yolculuktur. Bu yolculukta en büyük engel put kavramının kapsamına giren her şeydir. Gururdur, bencilliktir, benlik davasıdır, şöhrettir, kıskançlıktır, halis niyetten sapmadır.
Sanatçı, bu putları yıktığı sürece iç dünyasında hürriyetine kavuşacak, bu hürriyetle dışa, mutlaka, sonsuzluğa doğru yolculuğunu başlatacaktır. Böylece gerçek hürriyetin, hakikati teslimiyet olduğunu anlayacaktır. Güzel ve faydalı olan eser üretimi ancak bu noktadan sonra başlayacaktır. Bu üretim esnasında sıra iç putlardan sonra dıştaki putlara gelecektir. Bu noktada sanatçı, Hz. İbrahim bilincinde olan insan demektir. Hem gerçeği arayışı, hem putlara savaş açışı bakımından sanatçının örneği Hz. İbrahim'dir Bu bilinçle yola çıkıldıktan sonra ateş elbette gül bahçesi olacaktır.
Sanat, sonsuzluğun yolu, sanatçı da bu yolun yolcusudur. Sular, engelleri aşa aşa ulaşırlar denizlere ve mütevazıdır sular, sabırlı bir yolculuğun yolcusudur tüm ırmaklar. Hayat sunarlar geçtikleri yerlere, sert kayaları bile yumuşatırlar. Vuslat, denizdir. Küçük çayların, nehirlerin, yani bütünden ayrı düşmüş parçaların bütüne ulaşmasıdır. Suların yası, denize kavuşunca diner... Sanatçı için de durum aynıdır Sessiz bir çığlıktır bir şiir mesela. Zaman zaman su misali sert kayalarla karşılaştıkça sesini yükseltmese de sessiz ve sabırlıdır. Geriye dönüşü yoktur yolculuğunun su misali bir taraftan vuslata yolculuğunu sürdürürken, bir taraftan da hayata ve insana katkıda bulunur.
İçimizin mimarıdır sanatçı. Kendi benlik madenini parçalamış birisi olarak bu sırrı bize en iyi o söyler. İçin güzelliği, dışın da güzel olmasını gerekli kılacaktır. İşte bu noktada her ne varsa iyi ve güzel olanın karşısında sanatçının kalemi ipekten bir kılıç gibi çalışır. Söz, yaralara merhem olur. Şiir giren gönle kin, husumet, gurur askerleri giremez. İçteki bu olay, dışa da yansır. Daha güzel günlere doğru gider hayat.
Hz. İbrahim, hakikati arıyordu. Geçici olanlara kanmadı ve mutlak olana ulaştı. Karşısına Nemrut çıktı en büyük engel olarak, Allah, ateşi gül bahçesine çevirdi. Nemrutlar öldü.
İbrahimler ise yaşıyor. Sanatı bu manada bir kulluk eylemi olarak mı, yoksa farkına varmadan bir put gibi mi algılıyoruz? Sanat anlayışımızı bu anlamda bir gözden geçirmekte fayda var. Belki de istediğimiz sonuçlara bir türlü ulaşamamamızın temelinde bu gerçek yatıyordur.


Bu Yazı 2403 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar