Kapak
Sanatın Zirve Noktası SELİMİYE CAMİİ
..        

SELİMİYE CAMİİ'NİN TARİHÇESİ
Osmanlı padişahı II. Selim tarafından Edirne'de yaptırılan Selimiye Camii, 1568-1575 yılları arasında inşa edilmiştir. Selimiye Camii'nin inşasına başlanan tarih kesin olarak bilinmemekle birlikte, camii kapısı üzerinde bulunan kitabede H. 976 (1568) yılı yazmaktadır. 27 Kasım 1574 Cuma günü Camii'nin açılması için Divandan emir gelmiş olsa da 7 Aralık 1574 'de Sultan II. Selim vefat ettiği tarihten sonra, 982 hicri senesinin son ayının (Zilhicce) ilk günü (14 Mart 1575) ibadete açılmıştır. Selimiye'nin inşa fermanını yazan II. Selim, ömrü vefa etmediği için Selimiye Camii'nin açılışını görememiştir.

Bazı kaynaklarda Selimiye camiinin yapım süresi boyunca 400 kalfa ve 14000 işçi çalıştığını yazmaktadır. Evliya Çelebi Selimiye Camii için 27760 kese akçe, bazı kaynaklarda 550.000.000 akçe harcandığından bahsetmektedir. 120 akçenin 1 altın para olduğu düşünülürse, camii 4.580.000 altın paraya mâl olduğu söylenebilir.

Selimiye Camii, yapı biçimi açısından Edirne Üç Şerefeli Camiye oldukça benzer. Sinan'ın Selimiye'den önce yaptığı her yapıda, Selimiye'den bir parça bulmak mümkündür. Mimar Koca Sinan'ın plan açısından getirdiği yenilikler ise Süleymaniye'den sonra değişmiştir. Bu değişiklik altıgen veya sekizgen çardaklı şema düzeninin uygulamaları olarak görülmektedir. Sinan, Selimiye camiinden önce Silivri kapı'da 1551 tarihli Hadım İbrahim Paşa camiinde ve 1555-1560 tarihleri arasındaki Rüstem Paşa camiinde sekiz köşeli kaide üzerine oturan kubbe şeklini de denemişti. Böylece Sinan büyük pratik araştırmalarla camiler için kendine en ideal görünen âbide fikrini iyice hazırlayıp geliştirdikten sonra Edirne'de son ve en büyük şaheseri Selimiye'nin inşasına başlamıştır.

Beş asıra yaklaşan geçmişiyle zamana meydan okuyan, dimdik ayakta duran heybetiyle insanı kendine hayran bırakan, teknik özelliklerindeki üstünlük ve ayrıcalıklarla Osmanlı mimarisini göklere çıkaran, şehir siluetindeki hakimiyetini açıkça belli eden ihtişamıyla herkesi büyüleyen Selimiye, Osmanlı Saltanatı'nın Edirne'ye en büyük armağanı olarak kubbesinden minarelerine, süslemelerinden akustiğine kadar eşsiz bir değer...

Mimar Sinan'ın 80 yaşında yaptığı ve “ustalık eserim“ diye nitelediği eser olan Selimiye Camii, Osmanlı-Türk mimarlık tarihinin olduğu kadar, dünya mimarlık tarihinin de baş yapıtları arasında gösterilmek- tedir.
Selimiye Camii neden İstanbul'a değil de Edirne'ye yapıldı?
Evliya Çelebinin aktardığı, Sultan II. Selim'in, Selimiye camiini Edirne'de yaptırmasını peygamberimi- zi rüyasında görmüş olmasına bağlanması, en çok bilinen ve kabul edilen görüştür. Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde bu konuyu şöyle aktarmaktadır:

“Sultan II. Selim niçin İstanbul'da bu camiyi inşa ettirmediler diye sorarlarsa, bir gece Sultan Selim Üsküdar tarafında Fenerbahçe'de bulunan köşkte, rüyasında peygamber efendimizi görmüş ve ondan “ Ya Selim, Kıbrıs'ı fethedersem ganimetlerden payıma düşenden bir camii inşa edeyim demiştin. Şimdi Cenab-ı Allah sana Kıbrıs'ı nasip etti. Niçin vefa edip geri kalan ömrünü hayır ve iyilikler yolunda geçirmezsin. Tez Kıbrıs'taki Magosa kalesinden alınan ganimeti Vezir Mustafa paşadan talep edip benim korumamda olan Sedd-i İslam Edirne'de camii inşa et “

Ancak bilindiği gibi Kıbrıs, 1571 yılında fethedilmiş, Selimiye camiinin yapım süreci ise 1568/69 yıllarında başlamıştır. Evliya Çelebinin ise doğruluğu şüpheli bu bilgiyi bu şekilde aktarmasını, Selimiye gibi bir abide eserden etkilenmesinden veya diğer etkilenen insanların ona abartılı aktarmalarından kaynaklandığı düşünülebilir.

Evliya Çelebinin bu görüşünün yanı sıra, Selimiye külliyesinin Edirne'ye yapılmasının sebepleri ile ilgili çeşitli görüşler bulunmaktadır: Anadolu'dan Rumeli'ye aktarılan Türk nüfusu Balkanların bir çok yerinde bulunmasına rağmen, Avrupa'da kesin olarak Türkleşmiş coğrafi alan sınırı Edirne dolaylarından geçmekteydi ve Edirne bu bölgenin merkezi olarak görülmekteydi. Edirne'nin daha önce başkentliği üstlenmesi ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde ki batı seferlerinin askeri merkezi olması, Edirne'yi Osmanlı'nın gözünde geçmiş bir başkenti olarak önemli kılıyordu. Buraya yapılacak abidevi eser, mevcudiyeti süresince bu toprakların Osmanlı ve Türk kalmasını sağlayacaktı. Nitekim 19. ve 20. yüzyıllardaki işgallerde Ruslar, Bulgarlar ve Yunanlılar bu abidevi eseri yok etme cesaretini gösterememiş ve Selimiye, Edirne'nin bir Türk şehri olduğunun en büyük delili olmuştur.

SELİMİYE KÜLLİYESİ
Selimiye Külliyesi, caminin yanısıra medrese, hamam, türbe, imaret gibi birçok binadan oluşan ve külliye denen yapılar topluluğudur. Mimar Sinan, külliyenin öbür yapılarının boyutlarını küçük tutarak tüm dikkatlerin cami üzerinde toplanmasını sağlamıştır.

Bugün Edirne Müzesi'nin bir bölümünün yer aldığı medreseler, dış avlunun güney kenarının köşelerinde ve caminin kıble duvarının önündedir. Külliyenin son yapısı olan arasta (çarşı), sonradan III. Murad döneminde, Selimiye'ye gelir getirmesi amacıyla vakıf olarak yaptırılmıştır. Arastada karşılıklı iki sıra halinde dizilmiş 124 dükkân vardır.
Selimiye'nin dış avlusu camiyi üç tarafından çevirir. Bu avlular kıble tarafında iki medreseyle sınırlıdır. Bu küçük medreseler girişlerine göre asimetrik planlanmışlardır. Dershaneleri caminin arkasındaki küçük avluya bakar. Sinan'ın birçok medresesinde olduğu gibi, avlularının giriş tarafında oda yoktur. Bu avlular birer bahçe olarak tasarlanmıştır.
Dış bahçede toplam dokuz kapı bulunmaktadır. Ancak bunların en büyük ve en çok kullanılanı batıya açılanıdır. Bu kapıya; eski yıllarda, Alay Kapısı, Kıble yönündeki küçük kapıya Dilenci Kapısı, Doğuda cami haziresine açılan kapıya da Darphane Kapısı denmekteydi.

Dış avlunun Arasta'ya bakan yönünde cami duvarında güneş saatleri bulunmaktadır.
Selimiye dış avlusunu, doğu tarafta, iki medrese kuşatır. Toprağı yükseltilmiştir ve bu haliyle bir set gibi adeta özel bir mekan yaratır ki; burası, mezarların bulunduğu bir haziredir. Bunlardan biri III. Ahmet'in 1718 'de ölen oğlu Şehzade Selim'e ait türbedir.

MEDRESELER:

Selimiye Camii'nin kıble tarafında yer alan iki medresesi vardır. Bunlar ; Dar-ül Hadis,ve Dar-ül Kurra adlarını almaktadırlar. Dar-ül Hadis kuzey tarafta, Dar-ül Kurra güney tarafta, arastanın yanında yer almaktadır. Evliya Çelebi de Edirne'nin mükemmel medreseleri olduklarından ve devrin en büyük bilginlerinin burada bulunduğundan söz etmektedir.

SÜBYAN MEKTEBİ:
Selimiye Camii'nin güneyinde, arastanın Selimiye meydanına açılan orta kapısının doğu bitişiğinde yer almaktadır.

SELİMİYE ARASTASI:
Sultan III. Murad tarafından Selimiye Camii'ne gelir getirmesi amacıyla yaptırıldı..
Selimiye külliyesine gelir sağlamak amacıyla yaptırılan kapalı arasta cami dış avlusunun batı duvarı önünde bir baştan öbürüne uzayan yaklaşık 225 metre uzunluğundaki ana kol ile buna dik kısa bir koldan meydana gelir. İçinde 120 dükkan barındıran çarşının 4 kapısı bulunur.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ
Mimar Koca Sinan Selimiye'de, dış yapı biçimine iç mekân tasarımı kadar ağırlık vermiştir.
Camii medrese ve Dar-ül Hadis, dört yanı duvarlarla çevrili, 190 x 130 metre boyutlarında büyük dikdörtgen avlunun içine, ortada cami ve güneydeki köşelerde ikiz eğitim yapıları olmak üzere, simetrik bir düzende yerleştirilmiştir.

Çok uzaklardan göze çarpan dört minaresiyle tüm dikkatleri üzerine çeker. Selimiye bu yönüyle, büyük bir mimar olmasından başka Mimar Sinan'ın aynı zamanda şehircilikte de uzman olduğunu gösteren bir eserdir.

Külliyesinin 22202 m² alanı ile “Kapladığı yer bakımından en geniş cami” olarak mimarlık tarihine geçen Selimiye Camii, tümüyle 2475 m², iç bölümüyle 1.575 m² alanı kaplar.
Duvarları kesme taştan yapılmıştır. Duvarlarla çevrili bir avlunun ortasında yer alan cami, yaklaşık 40 metre boyunda, 60 metre eninde bir ibadet yeri ile, buna kuzeyden biti?en, hemen hemen aynı ölçülerde bir şadırvanlı avludan oluşur. Bu avlunun çevresi üstü örtülü, önü açık olan ve revak ya da sundurma denen yapılarla çevrilidir.
İbadet yerine bitişik olan revaklar caminin son cemaat yerini oluşturur. Bu revakları örten kubbeler, öbür revakları örtenlerden daha büyük ve yüksektir. Avlunun ortasında 16 köşeli, üzeri açık bir şadırvan vardır.

KUBBE:
“Bütün dünya halkının "Olabilirlik ölçülerinin dışındadır" demelerinin bir nedeni şudur: Ayasofya kubbesi gibi büyük bir kubbe İslam Devleti'nde yapılmamıştır diye, kâfirlerin mimar geçinenleri "Müslümanlara karşı galebemiz vardır." Derlerdi.

Selimiye Camii, yüksekliği 43,25 metre,çapı 31,25 metre olan muazzam kubbesiyle dikkat çeker. Bu büyük kubbe, 6 metre genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan ve fil ayağı denen dev sütunlar üzerine oturur. İki tanesi kıble duvarına bitişik olan fil ayaklarının öteki altı tanesi ikişer ikişer doğu, kuzey ve batı duvarlarının önünde yer alır. Böylece ibadet yerinin içinde tek ve büyük kubbeyle birlikte görkemli bir bütünlük sağlanmıştır.

31,25 metre çapında muazzam kubbenin ağırlığı 2000 ton olup bu ağırlık, payanda kemerler ile karşılanmaktadır. Kubbe üzerindeki kurşunun ağırlığı ise 18 tondur. Bu muazzam eserin kilit taşı ise 5 ton olup, taşın üzerinde beş metrelik altın kaplı alem bulunur. Bir bütün halinde toplanmış olan iç mekân dünya mimarisinde eşi olmayan bir etki ve mana kazanmıştır.

MİNARELER:
Edirne'nin en hakim yerlerinden birinde inşa edilen ve Mimar Sinan'ın ustalığının son şaheseri olan dört minareli Selimiye camiinde, caminin genel kompozisyo- nunda gayet ahenkli birer unsur olarak rol oynayan minareler gerek miktar ve gerekse binaya yerleştirilmiş tarzları bakımından eşi yoktur. Selimiye'nin büyük kubbesinin dört köşesinde üçer şerefeli dört minarenin ahenkli duruşu diğer camilerde görülmeyen tarzdadır. Edirne şehrine giriş yollarından bakıldığı zaman dört minare sanki iki minare imiş gibi simetrik olarak oturtulmuştur. Mimar Sinan nasıl ki bu cami için “ustalığımın eseridir” demişse minareler de hakikaten bu ustalığın verdiği birer şaheserlerdir.

Selimiye caminin dört minaresinin de kürsüleri gayet sadedir. Minarelerin kapıları hepsi dışarıya açılır. Gerek zeminin sağlamlığı gerekse gösteriş ve yükseklik olarak düşünülürse Selimiye cami, kubbeye yakın bu dört minare ile yani eser heyeti umumiyetiyle bir Taç, kıymetli bir ziynet eşyası tesiri bırakılmak istenmiştir. Nitekim Edirne'nin neresinden bakılırsa bakılsın cami ve minareler insana bu intibahı rahatlıkla hissettirir.

Sinan bu yönlerden giderek harice başka kubbeler kullanmayarak 4 minareyi tek bir kubbeye bağlamış hem görünüş hem de yapı olarak dengeyi sağlamayı bilmiştir. Selimiye cami minarelerinin uzunluğu 70,89 metre aleme kadar yüksekliği 84 metre, gövde kalınlığı 3,80 metredir. Minare temelleri 22,73 metre derinliğindedir.
Avlunun kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerindeki minareleri üçer merdivenlidir. Birinci merdivenle birinci ve üçüncü şerefeye, ikinci merdivenle ikinci ve üçüncü şerefeye, üçüncü merdivenle doğruda doğruya üçüncü şerefeye çıkılır. Aynı anda çıkan üş kişi birbirinin sesini duysa bile birbirlerini göremezler. Minareler kesme taştan yapılmış olup, önde olan iki minarenin taş oymaları çukurdur. Arkadaki minarelerin ise kabarıktır.

Evliya Çelebi Selimiye Camii Minareleri için şu bilgileri yazmaktadır;
"Bu emsalsiz ve cennet âyinli mabet öyle bir cennettir ki, dört köşesindeki dört adet Minareleri dört büyük rükün gibidir. Mavi renkli bu Minarelerin ta ortasında olan Kubbeye bir Minare diğerinden uzak değildir. Hesap, pergelle yapılmış bir çırpıda olup dördü dahi üçer şerefeli boyu yüksek minarelerdir. Bu dört minareden iki yan kapıları dibindeki iki minare üçer yolludur.

Yani aşağıdaki kapıdan üç Müezzin girip her biri birer yolla çıkarak üç tabakada birden (Esselâ) dedikleri halde biri birlerini göremezler. Böyle iken öyle ince minarelerdir ki her birini ikişer genç adamlar kucaklasalar kucaklamak mümkündür. Tâ bu derece incedir. Ama kiple duvarı köşelerinde olan minarelerin ikisi sadece birer yolludur. Lâkin boy, bos, iş ve sanatta emsalsizdirler.

Dört Minare üçer şerefeden oniki tabaka eder. Bu da II inci Selim Hanın onikinci Osmanlı Padişahı olduğuna işarettir. Her şerefesinin duvarları öyle oymadır ki güya üstat, makasla hatay kâğıdını oymuş!. Dördüne ikişeryüz otuzar basamaklı merdivenin çıkılır. Ama iki minaresi üç yolla olmakla her birinin ikişer yolu ziyade olup tabii diğerlerinden dörteryüz altmışar ayak fazlaları olur. Bu takdirde üç adet yolunda bir minarenin altıyüz doksan basamağı olur.”

İÇ AVLU VE ŞADIRVAN:

Selimiye Camii'nin şadırvan avlusuna üç büyük kapıdan girilir. Üçü de çok ince işlenmiş işlemeli ve somakili'dir. Zemini beyaz mermerdir. Kapılarının kanatları geçmelidir. Resim ve şekilleri çok sanatlıdır. Aynaları çok zarif ve zengindir. Orta kapının en üstünde caminin başlanma ve bitirilme tarihini gösteren kitabe gözleri kamaştırır. Şadırvan avlusunu saran küçük kubbeler 18 adettir. 16 sütun üzerine kurulmuş ve bağlanmıştır. Sütunlar tek parçadır. Beyaz mermerden ve onaltıgen planlı olan Şadırvan, çok kıymetli ve oymalı olup, bordürler ve muslukları çok zariftir. Şadırvanın üstü kubbesiz ve açıktır.

SELİMİYE CAMİİ’NİN İÇ MİMARİSİ
HÜNKAR MAHFİLİ:
Hünkâr mahfili, camiinin mihrap kısmının sol tarafında bulunmaktadır. Hünkâr mahfilinin bulunduğu yer, dört mermer sütuna dayatılmış olup sütunlar dört kemerle birbirine bağlanmıştır.
Hünkâr mahfili'nin duvarları döneminin en değerli çinileri ile kaplanmıştır.

MÜEZZİN MAHFİLİ:
Müezzin mahfillerinin büyük camiler de yapılma- sının asıl amacı, ibadet esnasında arka saflarda ve cami dışında bulunan son cemaat yerindeki bulunan cemaate imamın sesini aracılarla duyurmaktır.

Osmanlı camilerinde müezzin mahfili genelde caminin arka kısmında yapılmasına rağmen Selimiye'de namaz kılınan mekanın tam ortasında bulunmaktadır. Bu durum çeşitli tartışmalara yol açmaktadır. Selimiye'de müezzin mahfelinin kubbenin ortasında yer alması ise caminin simetri düzenini bozmaması açısından Sinan tarafından bulunan bir çözüm olduğu düşünülmektedir.

Müezzin mahfilinin tavanlarında ahşap üstü lake işçiliği ile yapılan edirnekârinin en güzel örnekleri görülmektedir. Mahfelin sol köşesinde mermer sütun üzerinde, kabartma olarak yapılmış olan ters bir lale motifi yer almakta olup, özellikle ziyaretçilerinin ilgisini çekmektedir.

MİNBER:
Sultan Selim, cami yapımı sırasında Mimar Sinan'dan çeşitli isteklerde bulunmuştur. Bu isteklerin- den biri de cami minberinin altından yapılması hakkın- dadır. Sinan, Sultanın isteğine cevaben; "Padişahım! Bu devirde altının alıcısı çoktur. Bir bıçak tedarik edip, aza zamanda bu minberi harap eder çalarlar. Ben öyle bir minber yapayım ki altından kıymetli olsun" der. Ve dünyada benzerleri arasında eşi bulunmayan bir eser meydana getirtir.

Selimiye'deki minber tek parça mermerden işlenerek yapılmış olup, 25 basamaklıdır. Minber üzerindeki geometrik örgü ustaca işlenmiştir. Mermer minber işçiliği ile caminin en belirgin elemanlarındandır. Minberin, prizma şeklinde çiniden yapılma bir külahı vardır. Kıble duvarı nişiyle birleşen büyük ayakların cami merkezine dönük yüzlerine de mermer kürüler yerleştirilmiştir. Minber işçiliğindeki incelik, yükseklik ve eşi bulunmayan çinileri, eşsiz güzellikleri bakımından Osmanlı eserleri arasında önemli bir yere sahiptir.

MİHRAP:
Mihrap, duvar içine oyulmuş tamamı tek parça mermerden yapılmıştır. Mihrabın etrafı kabartma çiniler ile süslenmiş olup, bu çinilerin üstünde lâcivert zemin üzerine iri beyaz harflerle Amen er Resulü ile Fatiha sureleri yazılıdır. Mihrap duvarındaki büyük çini panoların renk ve komposizyonları, bunlara Osmanlı ve dünya çiniciliğinin şaheserleri arasında özel bir yer vermektedir. Mihrabın yer aldığı çıkıntılı bölümün üzeri yarım kubbe ile örtülmüştür. Bu kubbe kırmızı zemin üzerine beyaz celi sülüs hat ile Tevbe Suresi'nin 18. ayeti yazılıdır.

PENCERELER:
Söylentilerin aksine Selimiye Camii'nde avlu pence- releriyle birlikte 999 değil, 384 pencere mevcut- tur.Mimar Koca Sinan, pencereleri duvar yüzlerini değişik ritim ve biçimlerle canlandırmanın en usta tasarımını Selimiye'de gerçekleştirmiş ve Selimiye'nin pencerelerine özel bir önem vermiştir. Selimiye Camii için sergilediği sanatının bütün güzellikleri, caminin pencerelerinde de görülmektedir.

Her mevkiin gereğine göre ayrı ayrı resim ve şekillerde yapılan bu pencereler camiye görsel bütünlük kadar ayrı bir iç huzurda katmaktadır. Bu özellikleriyle Selimiye, Ayasofya ve Süleymaniye'den daha aydınlıktır. Burada ışık camiye bütün ve paralel bir halde nüfuz ettirilmiştir, Ayasofya ve Süleymaniye'de olduğu gibi bazı bölümlerde dalgalı ve az ışıklı değildir.

Selimiye'de pencerelerin her çeşidine yer verilmiştir. Yuvarlak, kafesli, kanatlı ve dolaplı pencereler, Selimiye'nin her tarafına büyük bir zevk ile yerleştirilmiştir. Büyük kubbenin etrafına dizilen pencereler içli dışlı hepsi alçıdan yapılmış, yuvarlak ve fil gözü tabir edilen şekildedir. Mihrap üstündeki yarım kubbe ile köşelerdeki kubbelerin pencereleri dokuz tanedir. Bunlarda içli dışlı ve aynı örnekte alçıdan meydana getirilmiştir.

BEZEMELER:
Selimiye'de İç yüzey bezemeleri zemin kat pencereleri seviyesinde çini, onun üzerinde kalem işi bezemelerdir. Galeri döşemeleri altında alçı bezeme vardır. Caminin önemli gece aydınlatma öğeleri, muhtemelen Murano'dan getirilmiş olan renkli camlarla yapılmış bezemeli pencereler ve yukarıda sözü edilen katlı cam kandillerdir.

KAPILAR:
Orta kapının kanatlarının oymacılığı, kakmacılığı, takmaları, asmaları, gümüş gibi sedefli süslemeleri aradan yıllar, yüz yıllar geçtiği halde hiç zedelenmeden bütün parlaklığı ile gözleri kamaştıran bir sanat ve ustalık harikası halinde durmaktadır.

Selimiye Camii'nin içine girmek için belli başlı üç kapı vardır. Bu kapılar; Orta kapı, Sağ kapı, Sol kapı lardır. Orta kapının kanatlarının oymacılığı, kakmacılığı, takmaları, asmaları, gümüş gibi sedefli süslemeleri aradan yıllar, yüz yıllar geçtiği halde hiç zedelenmeden bütün parlaklığı ile gözleri kamaştıran bir sanat ve ustalık harikası halinde durmaktadır.
Kapının mermerleri, yanlarındaki zarif mermer tesisleri, en üstündeki islaktitlerin güzelliği ve zenginliği ve bunların bir araya gelmesinden doğan büyüklük ve haşmet insana daha camiye girmeden, girince karşılaşacağı büyüklüğü hissettirir adeta.

(*)Www.selimiyecamii.com Sitesinden özetlenerek alınmıştır.


Bu Yazı 5193 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar