Şehirlerin Sultanı; Medine
..        

“Hz. Peygamber 622'de oraya hicret ettiğinde Medine nasıldı, Hicazdaki konumu neydi,
orada kimler yaşıyordu,
kentin sosyal ve ekonomik durumu nasıldı?”

Medine, İslam öncesi adıyla Yesrib, etrafı dağlarla çevrili, verimli, geniş bir vadide kurulmuş, havası ve suyu güzel, Mekke'den daha serin ve daha fazla yağış alan bir şehirdi. Yesrib kelime olarak 'zararlı, zarar veren' demekti ve şehrin en eski adlarından biriydi. Yesrib'te imal edilen oklar, bunların düşmana zarar vermesi veya buraya etraftan gelen sefih ve ayyaş insanlardan dolayı bu adı aldığı sanılmaktaydı.
Nüfusu on bin civarında olan şehirde, putperest/pagan Araplar, üç kabile birimi ve düzeni içinde yaşayan Yahudiler ve az sayıda da Hıristiyan vardı. Kayle adlı anneden, Evs ve Hazrec adında iki kardeş doğmuş, bunlardan da Evs ve Hazreç kabileleri türemişti. Bu iki kabileyi meydana getiren aile, miladi üçüncü yüzyıl başında buraya gelmişti. Aile bir Gassan göçü ile Yemenden gelmiş ve Medine'de yerleşmişti. Bu ilişkiden dolayı sonraları Evs ve Hazreç kabilelerine 'Kayle Oğulları' da denilmişti. Evs ve Hazreci, alt birimleri olan farklı aşiretler oluşturuyordu. Çoğalan iki kabile ve üç Yahudi kabilesi birlikte yaşıyorlardı. Bu üç kabile Kaynuka Oğulları, Kurayza Oğulları ve Nadir Oğullarıydı.
Nadir başka anlamları yanında, yeşil ve çiçekli bitki demekti. Nadirliler hurma bahçeleri sahipleri olarak biliniyorlardı. Kurayza, Hicaz'da deri tabaklamada kullanılan bir tür akasya ağacının adıydı. Buna bakarak Kurayzalıların başlangıçta derici veya çizmeci bir topluluk oldukları düşünülebilir. Kaynuka, kuyumcu demekti. Bunlar da kuyumculukla uğraşmaktaydılar. Bir çarşıları vardı. Yesrib'te yerleşim, kabile düzenine göreydi. Kabileler ayrı ayrı mahalleler ve gruplar halinde kente yerleşmiş haldeydi.
Evs, Hazreç ve alt birimleri, birbirleriyle akraba olsalar da aralarında 'savaş ve iç çatışma' eksik olmazdı. Bu durum, kabile asabiyeti ve düzeninin gereğiydi. Savaşların sonuncusu; hicretten beş yıl önce biten ve aralıklarla 120 yıl kadar süren “Buas” harbiydi. Bu savaş çok can almış, savaşanları perişan ve güçsüz hale getirmişti. Evs ve Hazreç kabileleri, genelde Yesrib vadisinin verimli topraklarında hurma ziraatıyla meşguldüler. Medine'nin güneyinde Nadirliler vardı. Onlar, Medine'ye üç km. uzaklıkta Mekke yolu üzerinde yerleşmişlerdi ve hurma yetiştiricileriydi.
Şehirde putperest/pagan Araplar ve Yahudiler içinde; okuma yazma bilenlerin sayısı çok sayılmazdı. İnsanlar arasında kabile düzeni gelenekleri ve asabiyetin kuralları işliyordu. Çoğu zaman savaşları doğuran “kan davaları” eksik olmazdı. Zaman zaman Yahudi kabileleri birbiriyle hasmane ilişkiler yaşadıkları gibi, Evs ve Hazreç de bu durumdaydılar. Yahudilerle Evs ve Hazreç kabilelerinin ittifakları da söz konusuydu. Mesela Evs, Hazreçle olan bir anlaşmazlıkta Yahudi kabilelerinden biriyle ittifak/hılf antlaşması yapar, diğer bir Yahudi kabilesi de karşı tarafla benzer bir hılf akdedebilirdi.
Hıristiyan nüfus sözü edilecek kadar çok değildi. Şehirde bulunan az sayıda Hıristiyan için bir kabile düzeni ve birlik de söz konusu değildi.
Hicret ve onunla gelişen olaylardan sonra, Evs ve Hazreç arasındaki düşmanlık; asabiyet yerine geçen iman/akide kardeşliği ile dostluğa dönüştü. İslamın getirdiği değerlerin iki kabilenin kaynaşmasında önemli rolü oldu. Ayet-i kerimede “fe asbahtüm bi ni'metihî ıhvânen= Allah'ın İman ve İslam nimeti ile kardeşler oldunuz.” Buyrularak bu durumdan söz edilir. Artık yalnız aynı kabileden olanı kardeş tanıma yerine, din kardeşliği gelmişti. Tüm müminler aynı imandan dolayı, 'din kardeşi' idiler. Bu kardeşlik asabiyet ve soy kardeşliğinden daha kuvvetliydi.
Böylece 'kardeşliğin sınırları' çok genişliyor ve cahiliye asabiyetine ve bir bakıma mikro ırkçılığa dayanan hayat anlayışı son buluyordu. Kuran-ı Kerim'de iman kardeşliğinin nasıl gerçekleştiği üzerinde durulur. Rasulullah (s.a.v.) Yesrib'e geldikten sonra kentin adını beğenmeyip onu “Medine” olarak değiştirdi. Medine; şehir ve medeni/uygar insanların yaşadığı yer demekti. Artık buraya “Medinetü'n- Nebi” deniyordu. Bu ad bir açıdan cahiliye demek olan saldırganlık, hak tanımazlık, barbarlık, vahşilik ve bedeviliğin aksine ve onun karşıtı bir mana ifade eder gibiydi.


Bu Yazı 2694 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar