Şehitlik
..        
Şehit ve şahit kelimelerinin ikisi de aynı kökten gelmektedir. Ölüm anında müjdeci melekler hazır olup kişiye şehitlik şerbeti ikram ettikleri için (hayatını yaratıcının yolunda feda edenlere) şehit denmiştir.Melekler, şehidin vefatı anında hazır bulunurlar. Ve olaya bir nevi tanıklık yaparlar.
Şahit, de vuku bulan bir hadise anında , orada hazır bulunan, tanıklık yapan, bilen gören,tanıyan ve senet yerine geçecek kadar makbul ve muteber sayılan kişidir.
Şehit, vatan ve dini uğruna hak ve hakikatin yaşaması ve yerini bulması, haksızların eline geçmemesi ,hakkın zayi olmaması hakkın haklının elinde ve yanında olması için gerekli gayretli göstererek; zalimin zulmüne mani olma azmiyle aziz canını da feda ederek, hakka yürümek ve Allah'ın ikramına nail olmak şerefidir. Çünkü şehit ölümsüzlük için ölmektedir. Şehitlik ölümsüzlüğe geçiştir. Külfetten, acı ve ızdıraptan terhis olmaktır. Şehitlik, sadece güzel dinimiz islamda vardır, başka inançlarda yoktur.
ALLAH(C.C) şehitlerin ölü olmayıp diri olduklarını haber veriyor.
“ALLAH yolunda öldürülenlere ölüler demeyin bilakis onlar diridirler lakin siz anlayamazsınız” (BAKARA SÜRESİ 154)
Cenabı Hak: başka ayeti kerimelerde de şehitlerle ilgili olarak şöyle buyurur: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın.Bilakis onlar diridirler.' Allah'ın lütuf ve kereminden kendilerine verilenlerden sevinçli bir halde Rablari yanında mazhar olmaktadırlar arkalarından gelecek ve henüs kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine hiçbir keder ve korku bulunmadığını müjdesinin sevincini duymaktadırlar.(ali imran 169_170)
Bediüzzaman Mektubat adlı Ris alesinin birinci mektubunda şehitlerin hayatını ve sıfatlarını şöyle ifade etmektedir:
Nass-ı Kur'ân'la, şühedanın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda, hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden, onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar. Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar, kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın lezzetine yetişmez.
Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat ve şühedanın hayat-ı berzahiyeden istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla ve rivayatla, şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve kat'îdir. Hattâ, Seyyidü'ş-Şüheda olan Hazret-i Hamza Radıyallahu Anh, mükerrer vakıatla, kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi ve dünyevî işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vakıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve ispat edilmiş…
Bedüzzaman ; şehidin, evliyaların uzun zamanda kazanabildikleri veleyat makamını şehit oldukları anda kazandıklarını şöyle ifade eder:
“ Nasıl bir asker bazı şartlar dahilinde mühim ve muhaf (korkak ve tehlikeli) bir mevkide bir saat nöbeti bir sene ibatet kadar bir fazilet kazanabilir. Ve bir dakikada bir kurşunu yemekle kırk yılda ancak kazanılacak velayet dercecesi gibi bir makama çıkıyor (27. sözün zeyli) “malumdurki, bazı vakit olur bir dakika, bir saat ve belki bir gün, belki bir sene, kadar ve bir saat bir sene belki bir ömür kadar netice verir ve önemli olur. mesala ;bir dakika şehit olan bir adam bir velayet kazanır. (mektubat Takriz)
Şehitlik makamı yüce bir makamdır. Alimlerin o makama ulaşabilmeleri için, ihlasla dinin, hakaik-i imaniyenin tebliğ ve teşhirinde rıza-i ilahiye yi niyet ederek çalışmalarıyla mümkün olacağını ve şehit kanıyla dinin neşrinde kullanılan mürekkebin denkliğini peygamberimiz şöyle ifade ediyor:
“mahşere ulama-i hakikanın sarf ettikleri mürekkep, şehidlerin kanıyla muvazene edilir, o kıymette olur” (Bedüzzaman lemalar)
Ancak, insanlar bozulur, fenalıklar karışıklılıklar olur, hak ve hukuk gözetilmez duruma gelinir, tecavüz rağbet görür, Allah hakk,ı kul hakkı zai olur ve İslam ahlakı yaşanmaz hale gelirse, sapıklık ve bidalar artarsa; o zaman, bir kimsenin İslam hakikatlarına sahip çıkarak, peygammerimizin dinimize yaptığı hizmeti yapıyorsa ,o kişinin yüz şehit sevabıyla mükafatlandırılacağını efendimiz şöyle ifade buyuruyorlar:
“bidaların ve dalaletlerin istilası zamanında sünnet-i seniyye ye ve hakaiki Kuraniye ye temessük edip hizmet eden, yüz şehit sevabı kazanabilir “(lemalar)
Şehitler üç kısımdır
1) Allah yolunda savaşırken öldürülenler hem dünya hem ahiret ahkamıyla şehit sayılırlar.(şehidi kanit)
2) Ahiret ahkamıyla şehit sayılan ancak kendilerine dünyada şehitlik müamelesi yapılmayanlar. (hükmi şehit)
3) Sadece dünya ahkamı itibarıyla şehit sayılanlar.
İlk sıradan yer alanlar, harp esnasında savaş meydanında müşrikler tarafından öldürülen veya üzerinde yara bere olduğu halde harp alanınıda ölenlerdir.Zulmen öldürülen Müslümanlarda aynı hükme girer.Savaşta ölen şehitler kefenlenir, fakat cenazesi yıkanmaz.Cenaze namazı kılınır ve öylece defnedilir.
İkinci sıradaki şehitler ahiret ahkamı itibarıyla şehitdirler bunlarda; bulaşıcı hastalıktan, aşırı ishalden, suda boğulmaktan, göçük altında kalmaktan, yanarak ölenlerin, karnında çocukla veya doğum sırasında lahusa iken ölen kadınların, yol kesiciler tarafından öldürülenlerle zulüm ve işkence edilerek öldürülenlerin şehit sayıldığı bilinmektedir.Bunlar yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır.
Üçüncü sırada yer alan zahire göre hükmedilenlerdir. Mesala ,harp ten kaçarken, yağma yaparken veya ganimetten bir şey aşırır ken öldürülenler. İnsanlar bunların iç yüzünü bilmeden şehit zanederler .Bunların hayatını yalnız ALLAH bilir ve kendilerine ahirette de hiçbir sevap verilmez. Yani onlar şehit olmayıp öyle zannedilenlerdir.
Efendimiz(s.a.v) şöyle buyurur;
malı uğrunda öldürülen şehittir ,din uğrunda öldürülen şehittir ailesi uğrunda öldürülen şehittir(ebu Davut summet 29;tirmizi diyanet)
18 Mart Çanakkale şehitlerimizi anma günü. Bu vesile ile aziz şehitlerimizin rahmet ve hürmetle yad ederken; emanetetmiş oldukları mukadessatın muhafazası duasıyla…

Bu Yazı 3369 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar