Şems-i Tebrizi
..        

Dil-zinde feyz-i Şems-i Tebrîz
Ney pâre-i hâme-i şeker-rîz
Bu resme koyup beyân-ı aşkı
Söyler bana dâstân-ı aşkı
Şeyh Gâlip

Şems-i Tebrizî, çocukluğundan itibaren hayatı boyunca şems (güneş) ateşinde yandı yandı yandı... Tâ ki ateş yolculuğunda ilâhi aşkın canlı tecrübesi olan Hz.Mevlâna okyanu- suna kavuşuncaya kadar.

İki okyanusun kavuşmasıyla kalpten kalbe hasıl olan in’ikas her ikisini de kendinden geçirdi. Ruhları içsel bir hamle ile sıçradı ve birleşti, ilâhi bir iksire bulanarak zirveye ulaştı, ikilik ortadan kalktı, “Bir”de “Bir” oldu. Ne var ki ateş yolculuğu, okyanusa ulaşınca sakinleşmedi, büsbütün alevlendi. Alevler içinde ulvîleşen ruh birleşmesi vecdi doğurdu. Doğan vecd içinde savrulan ruhun aşk taşıran terennümleri ney oldu, kudüm oldu, rebap oldu, sema‘ında güllerle gülistanlaştı, aşk çerağında kutsallaştı. Ne acıdır ki, kötü niyetliler bu kutsallığı anlayamadı. Bütünleşen ruhu iki parçaya böldüler. Bir parçası, kıskançlık şakırtılarının şimşeklediği bedbaht iklimden bir daha dönmemecesine ayrıldı gitti. Diğer parçası boynu bükük kalakaldı, mecnuna döndü. Giden ruh parçasını aramak için yollara düştü. Defalarca Şam’a gitti, bulamadı ama mânâ yönünden onun varlığını kendi içinde ay gibi parlar buldu. Kendi varlığında beliren Şems’i kendi olarak gördü ve dedi ki,
“Beden bakımından ondan ayrıyım ama bedensiz ve cansız ikimiz de bir nûruz” dedi.
Mevlâna’nın aşk barajının savaklarını bir düzeye getirip kontrol altında tutan Şems kaybolunca, taşacak kadar dolu baraj kontrol- den çıkmıştı. Barajın savakları sonuna kadar açılmıştı, ne var ki, savaklar kâfi gelmeyince, coşkun sular, aşk dolu gazeller barajın üstünden, yanlarından etrafa yayılıp taşmaya başlamıştı. Mevlâna’nın gönlündeki volkanik duyguların Şems ışıkları güzelliğin her teline değiyor, şiir oluyor, sema‘ya kanatlanıyordu.

Hani Şems Makalât’ta, “Yazıya dökemedi- ğim sözler bende kalır ve her an yeni bir şekil ve biçim alırlar” diyordu ya… Mevlâna’nın çalkantılı hasret ve aşk denizinde vücuda gelen koca koca dalgalar yeni yeni şekiller alıyor, beyitlerin vezinlerinde çıldırıyordu.

Şems’in dediği gibi, onun ruhunda dinginlik yoktu. Sözler her an ironi değiştiri- yor, sırlı mecralara, esrarlı âlemlere doğru dalgalanıyordu. Gördüğü her nesnede Şems- ’ten nefha nefha kokuların yayıldığını duyu- yor, her şeyde onu görüyor, onu hatırlıyordu. Onun simasında, onun simasını Yaratan’ın güzelliğini aşkla seyrediyordu. Aslında Şems ismi bir semboldü. İlâhi aşk coşkunluğunu, vahdet-i vücut anlamı içinde, hasret çeken ruhunun duygularını dile getiriyor, en içli ve hazin şiirlerini söylüyordu.

Şiirlerinin birçoğunun son beytinde Şems- ’in adını anıyor, Şems’e duyduğu iştiyaktan bahsediyor, Şems mahlası kullanıyordu. “Sen aşkın ta kendisisin” dediği, dünyalara sığama- yan hâlini beyan eden beyitleri belki de onun aşkını en güzel terennüm eden beyitlerdi;
•Ey güzel varlık! Yüzünü gördüğüm günden beri can da gönül de mest oldu. Akıl da sevdalara düştü.
•Sen aşkın ta kendisisin. Bizse senin gölgeniz. Bir an beni çirkinleştirirsin, bir an da beni süslersin, güzelleştirirsin.

•Bana öyle geliyor ki, dün gece rüyamda seni gördüm de, o yüzden bugün bende bir hâl var. Dünyalara sığmıyorum. Son sözü fitneler, kötü niyetli kişiler söylemiş gibi görünse de son sözü Pir ve Şems’in şahsında parıldayan ilâhi aşk söyledi...
Öyle bir aşk ki asırlar geçtiği halde ter ü taze yaşayan, saygı ile anılan, memleket hudutlarını aşarak bütün dünyayı kuşatan kutsal bir aşk, her kıyıya vuran coşkun bir okyanus... Her okunuşta ilkmiş gibi okunan, her okunuşta yeni yeni nefhalar koklatan, tükenmeyen, katlanarak artan ilâhi bir haz...

İnancın zirvesinden hakîkatin özüne ulaşan müstesna tefekkür insanı Şems-i Tebrizî’yi tanımaya çalışırsanız, hiç farkında olmadan onun gizemli dünyasının eşiğine adım attığınızı hissedersiniz, özellikleriyle dolarsınız, adeta tılsımlı bir âleme girer büyülenirsiniz.

İçinde bulunduğunuz zamanın dışına kanatlanır, onun muhteşem dünyasına yelken açarsınız. Onunla biliş olur, bütünleşirsiniz. Bir ömür boyu dürüst, arı ve mütevazı yaşantısını insanlar için değil Allah için sürdürdüğünü görürsünüz. İnsanlarla, kendi kendisiyle ve Allah ile olan ilişkilerinde, gösteriş ve riyadan uzak olan, içten özelliklerine hayran olursu-nuz. Sağlam kişiliğine, karakterine, tefekkürü- ne kapılmamak elinizden gelmez. Bütün serve- ti Allah sevgisi olarak nihaileşmiş, Allah sevgisini her nefesinde derin bir vecd ile dile getirmiş olan Şems-i Tebrizî, kendi başına bir cihan, bir âlemdir. Uçsuz bucaksız bir okyanusu aşk dalgalarıyla coşturan, şiddetli aşk fırtınalarıyla sermest eden âsûde bir âlem...

Aşkınız Cemâl olsun
Gönlünüz o aşkla dolsun
Eyvallah Yâ! Hû!


Bu Yazı 1886 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar