Şerri Yaratmak Şer Değil;Şerri İşlemek Şerdir
..        

Soru: "Şerri yaratmak şer değil, şerri işlemek şerdir" denilmektedir, bunun izahını yapar mısı- nız?

Allah'ın adaletine, hikmetine ve rahmetine ina- nan bir kısım insanların içinden çıkamadıkları bazı konular vardır. Bu konulardan birisi de Allah'ın şer yaratıp yaratmadığı konusudur. Bazıları ısrarla “ Allah şer yaratmaz ” derler. Bunlar “Allah'ın şerri meydana getirmesini gerektirecek herhangi bir ismi yok ki, şerri yaratsın. Çünkü Allah'ın tüm isimleri “ Esma-i hünsa ” dır. Yani güzel olan ve kendilerinden sadece güzellik gelen isimlerdir. Hem Allah'ın sonsuz adaleti, güzelliği, merhameti ve hikmeti olacak hem de bu sıfatlara görünüşte zıt olan bazı tasarrufları olacak, böyle bir şey mümkün değildir.” diyorlar.

Bu masumane fikirlerin insanları dalalete ve sapkınlığa götüren bir yol olduğuna, maalesef tarih şahit olmuştur. Zira bu fikirleri savunan kişiler, fille- rin meydana gelmesinde ve yaratılmasında “ kul kendi fiilinin yaratıcısıdır ” diyerek tevhid'den ayrı lıp, şirke girdiler. Kulların kendi fiillerinin yaratıcısı olduğunu kabul etmek, elbette insanların da yarat- ma sıfatına sahip olduğunu ilandır. Bu da Allah'ın yaratmadaki birliğini ortadan kaldıran bir durum- dur. Mutezilenin tamamının olmasa da, bir kısmının bu fikri savunması, Allah'ın çirkin fiilleri yaratmaya- cağı, şerli fiillerin ancak kullara yakıştığı gibi Allah'ı tenzih etme gayretlerinden gelmektedir.

Ehl-i sünnete göre Allah, her türlü fiilin tek yaratıcısıdır. Çevremizde gördüğümüz veya göre- mediğimiz tüm fiillerin yaratıcısı Allah'tır. Amentü- de de geçen “ hayrihi ve şerrihi minallahi teala hayır ve şer Allah'tandır-” olan ifade, hayrın ve şer- rin yaratıcısının Allah olduğunu açıkça ve tevilsiz i- lan etmektedir. Evet şerri de Allah yaratmaktadır. Fakat Allah hiçbir şeyi şer olsun diye yaratmaz. Çünkü Allah mutlak hayır sahibidir. Sonsuz hayır sahibinden kötülük ve şer gelmez. Öyleyse bu şer nasıl meydana gelmektedir. İşte burada insanın cüz'i iradesi devreye girmektedir. İnsan iradesi kesb dediğimiz bir işleme, isteme ve tasarruf etme kabili- yetine sahiptir. İnsan kendi isteğiyle bir fiil işleye- bilir veya herhangi bir fiile yönelebilir. Bu yöneldiği fiilleri, yaratan Allah'tır. İnsanın elinde sadece bu fiilleri isteme ve meyletme arzusu vardır.

Kainatta mutlak hayır esastır. Fakat insanın iradesi, bu hayırları aleyhine şer olarak çevirebilir. Buna birkaç çarpıcı ve açıklayıcı misal vermeye çalışalım.

Birinci misal : Dünyanın en şerlisi olarak bilinen şeytanın yaratılması çok insanın kafasını kurcala- maktadır. “Allah doğrudan şer yaratır” fikrini savunanların ilk başvurduğu bir manzaradır. Oysa şeytanın yaratılmasına bakan ilahi hikmet ve takdir başka, insanın şeytana uyması konusu ise bambaş- kadır. Şeytanın yaratılmasının en büyük hikmeti, insanların imtihanına vesile olmasıdır. Meleklere ve hayvanlara şeytan musallat olamadığı için makamla rı sabittir. Oysa insanlar peygamber, evliya, asfiya, mümin, fasık, takva, müşrik ve kafir gibi çok mertebelere sahiptir. Bütün bu makam ve mertebe- lerin oluşmasına sebep olan şey, şeytanların yaratıl- masıdır. Şayet şeytan olmasaydı, insana da ihtiyaç olmazdı, denilebilir. İnsanların yaratılmasının temel hikmeti imtihan, imtihanın da gerçek sebebi şeytan- dır.
İşte insanların yaratılmasında ve insanların sonsuz artı ve eksi mertebelere çıkıp inebilmesine ve sile olabilen şeytanların yaratılması, çok büyük bir hayırdır. Bu büyük hayır, ilahi takdire ve yaratılma- ya bakmaktadır. Bu ilahi planda kesinlikle şer ve çirkinlik yoktur. Ama insanları terakki ettirmek hik- metiyle yaratılan şeytana uyup günah işlemek ve Allah'a isyan etmek şerdir. Bu da insanların kesbine ve iradesine bakmaktadır.

İkinci misal: Yağmur, Allah'ın insanlara ihsan ettiği en büyük nimetlerdendir. Yağmurun yağma- ması bitki, hayvan ve insanların dolayısıyla dünya- nın sonu anlamına gelmektedir. Belirli bir zaman ara lığında yağmur yağmadığı vakit insanlar sıkıntılara girmekte, yağmurun gelmesi için maddi ve manevi tedbirlere yönelmektedirler. Bundan dolayı yağmura “rahmet” namı verilmektedir. Sanki İlahi rahmet cisimleşmiş, damla damla canlılara hayat dağıtmaktadır.

Demek hayat kadar faydalı ve bereketli yağmurun yaratılması, çok büyük bir hayırdır. Hatta Allah'ı inkar etme cesaretinde bulunan ateistler bile, yağmurun faydalarını inkar edememektedirler. İşte bu kadar hayırlı, rahmetli ve faydalı olan yağmuru aleyhimize döndürmek ve şerre dönüştürmek bizim irademize bakar. Zira tedbirsiz bir adam selin geçtiği mecraya evini yapabilir. Başka bir adam kendisine saray yavrusu gibi mükemmel bir ev yapıp, fakat damsız bırakabilir. Başka bir tembel adam ise, tarladan ürününü zamanında kaldırmamış olabilir.

Bu sayılan tedbirsiz ve tembel insanlar, yağmurun kendilerine zarar vermesi için adeta davetiye çıkarmış ve aleyhlerine çevirmiş olurlar. Bunlar kendilerine zararı dokunmuş olan yağmur için, -haşa- “yağmur rahmet değil” diyemezler. Çünkü yağmur, birinin evinin sellere kapılmasına vesile olurken, diğerinin evini mahvedecek, diğeri- nin ürününü ise perişan edecektir. Fakat bütün bu şerler yağmurun yaratılma cihetine değil, insanların kesb ve irade cihetine bakmaktadır.

Üçüncü misal: Ateşin yaratılmasının sayısız faydaları, hikmetleri ve güzellikleri vardır. Bu faydaların bir fani tarafından sayılması, mümkün değildir. Çevremizin ısınması, vücud ısımız, yemeğimizin pişirilmesi, sanayide ateşten istifade edilmesi, ateşin faydalarından sadece birkaç zahiri örnektir. Ateşi yaratılış hikmetine göre kullandığı- mız sürece, faydalanabiliriz. Oysa bize hizmetkar olarak verilen ateş ile, evimizi, çevremizi ve elimizi de yakıp aleyhimize çevirebiliriz.

Demek ateşin hayır ve güzellik tarafı yaratılması na bakarken, şer tarafı ise insanın kesbine ve işlemesine bakar. Çünkü Allah ateşin yakma ve ısıtma kabiliyetini, evleri, ormanları ve çevreyi yakmak için değil daha hayırlı şeyler için yaratmış- tır. İnsan ise, kendisi için çok faydalı ve güzel olan bir hayrı, şerre dönüştürebilir.

Dördüncü Misal: Duygu ve organlarımız, bizi hayatla ve kainatla bağlayan temel unsurlardır. Göz, kulak, dil, beyin, el ve ayaklarımız bizim için vazgeçilmez özellik ve sıfatlarımızdan bazılarıdır. Herhangi bir organ veya duygumuzu kaybetsek, insanlığımızın en az yarısını kaybetmiş oluruz. Dolayısıyla bu duygu ve organların bize verilmesi ilahi hikmet ve ihsanlardır. Bütün bu duygular, Allah'ın rızasını kazanmak yolunda bize eşlik etmektedirler.

İşte bu faydalı ve güzel azaların her birisi bize cennetin kapısını açacak bir anahtar ve Allah'a yaklaştıracak bir vesiledir. Fakat bizler bunları cehennemin kapısını açacak bir anahtara ve Allah'tan uzaklaştıracak bir vesileye dönüştürebi- liriz. Mutlak hayır iken mutlak şerre dönüşmüş olur.

Yani Allah'ın bunları yaratması ve icadı mutlak hayır iken, bunların yaratılış hikmetinin tersine kullanılması ise mutlak şerdir. Bu mutlak şer ilahi yaratmaya değil, irademizin yanlış kullanılmasına bakmaktadır.

Netice; Allah neyi yaratsa hayır için yaratır. Neye karar verse hayır olur. Kainatta hikmetsiz bir tecelli veya yaratılış söz konusu değildir. İnsan ise hevasına ve nefsine mağlup olabilir. Kendisine verilen ve lehine kullanabileceği ilahi ihsan ve ikramları, aleyhine çevirebilir ve şerre inkılap ettirebilir. Yukarıda izah edilen gerçeklerden ve gerçeği aydınlatan örneklerden de açıkça görüldüğü gibi, Allah'ın yarattığı şeylerde şer yoktur. Fakat şer diyebileceğimiz fiiller, insanların işlemesine ve meyline ait bir özellikten kaynaklanmaktadır.


Bu Yazı 3694 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar