SİYASİ KRİZLERİN KUCAĞINDAKİ TÜRKİYE EKONOMİSİ VE EKONOMİMİZİN GELECEĞİ
..        
Türkiye'de şu günlerde son yılların en hareketli ve en kritik günlerine şahit olmaktayız. Bütün dünyada flaş haber olarak duyurulan gelişmeler Türkiye'nin bölgede ne denli önemli bir ülke haline geldiğini göstermektedir. Kuşkusuz bunda ekonomide gerçekleştirilen yapısal reformlar ile bunun sonucunda sağlanan ilerlemenin büyük etkisinin olduğunu söyleyebiliriz. Dünyanın merkezinde yer alan Türkiye'de yaşanan gelişmeler elbette ki bütün dünyayı ilgilendirecektir ve ilgilendirmek zorundadır.
27 Nisan gecesi verilen e-muhtıra ve bunun sonucunda Anayasa Mahkemesinin cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 kişinin genel kurulda bizzat oy kullanmasını şart koşması, gerek AB ülkeleri nazarında gerekse diğer dünya ülkeleri nazarında itibarımızı yerle bir etmiş durumdadır.
Cumhurbaşkanlığı seçimi ekseninde yaşanan bu baş döndürücü gelişmeler ile sürece gölge düşüren askeri darbe tehdidi, son dört yılda büyük ilerleme kaydetmiş olan Türkiye ekonomisini hiç şüphesiz kırılgan hale getirmiştir. Muhtıranın verildiği 27 Nisan 2007 gecesini takip eden Pazartesi günü borsanın 49.000 puanlardan 43.000'lere kadar düşmesinin, yani % 9,4 oranında değer kaybının ekonomiye faturasının 10 milyar $ olduğu ifade ediliyor. Borsada hisseleri işlem gören şirketlerin piyasa değeri 20,3 milyar dolarlık düşüşle 179,5 milyar dolardan 159,2'ye düştüğü ifade ediliyor. Bono bileşik faizinde yüzde 1,5-2 puanlık bir artış yaşanmış, bunun sonucunda faizler yüzde 20'ye kadar yükselmiştir.
Yabancıların ülkemizde yaklaşık 100 milyar dolarlık bir riske girdiği belirtiliyor. Özel sektörün dışarıya olan borçlarının 120 milyar $ civarında olduğu düşünüldüğünde, özel sektörün daha büyük bir riskle karşı karşıya olduğu anlaşılıyor. Olası bir ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesi neticesinde döviz yükselişe geçerek borçlanma maliyetleri artacak ve bir çok firma darboğaza sürüklenecektir.
Hükümetin duruma derhal el koyarak 22 Temmuz 2007 tarihi için erken seçim kararı alması piyasalardaki tansiyonu bir nebze olsun hafifletmiş görünüyor. Erken seçim kararı alınması ekonominin geleceğine ilişkin belirsizlikleri ortadan kaldırsa da piyasalarda ekonomiye ilişkin algılamalar kırılma noktasına doğru ilerliyor. Her şeye rağmen yabancıların Türkiye ekonomisinin geleceği konusunda iyimser oldukları görülüyor. TCDD'ye ait İzmir Limanı'nın 49 yıllığına işletme hakkının Global-Hutchison- EİB (Ege İhracatçı Birlikleri Liman Hizmetleri ve Taşımacılık A. Ş) Ortak Girişim Grubuna 1 milyar 275 milyon dolara verilmesi bu iyimserliğin işaretleri olarak algılamak gerekir. Halkbank hisselerinin halka arzında, yabancı yatırımcıdan halka arz miktarının 8,7 katı, yerli yatırımcıdan ise 3 katı talep toplanması ekonominin sağlam temeller üzerine oturduğunu göstermektedir.
Kredi derecelendirme kuruluşu Standart & Poor's tarafından da Türkiye'de artan siyasi tansiyonun ülke notu üzerinde kısa vadede bir olumsuz etkisi olmayacağı belirtildi. S&P Türkiye'yi yabancı para cinsinden BB-, yerel para cinsinden BB olarak notlarken görünümü de durağan olarak değerlendiriyor.
Muhtemel bir darbe siyasi ve ekonomik istikrarla elde edilen bütün kazanımları ortadan kaldıracaktır. Her darbe döneminde olduğu gibi piyasalar belirsizlik içine girecek, ülkede yolsuzluk ekonomisi hakim olacaktır. Belkide olası bir darbenin en önemli sonucu, rantiyeciler dışında bu ülkede yaşayan bütün bireylerin refahlarının ciddi şekilde düşeceğidir. Öte yandan Türk milletinin 2001 yılında yaşanan ekonomik krizi aratacak şekilde fakirleşeceği apaçık ortadır.
Gün, her şeye rağmen geleceğimiz adına demokrasiye sahip çıkma zamanıdır.

Bu Yazı 2626 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar