Kapak
Siyasetin Değiştiremediği Siyasetçi: Tevfik İleri
06.01.2016        

 

SİYASETİN DEĞİŞTİREMEDİĞİ SİYASETÇİ

TEVFİK İLERİ

 

 

Tayyip KARAKAYA

 

Demokrat Parti Türk siyasetinde derin izleri olan ve etkisi günümüze kadar gelen çok önemli bir Parti. Bu partinin halkın teveccühüne mazhar olmasında Tevfik İleri’nin ve onun bakanlığı döneminde cesaretle yaptığı icraatlar,  yeri geldiğinde zülfü yâre dokunan, büyük risk içeren uygulamaları başat rol oynar.

Üniversite’nin ilk yıllarında yemek boykotu yapan 7 öğrencinin, haksız bir şekilde okul idaresince uzaklaştırılmasıyla, hayatın sosyal yönünün önemli olduğunu anlayan İleri, bundan sonra birçok dernekte aktif görev almış, sosyal olayları organize eden bir aktör olmuştur. İTÜ son sınıfında Milli Türk Talebe Birliği başkanlığını yapar. Sayın Cinisli’nin ifadesiyle(1) 1916’da kurulan M.T.T.B. varlığını ve etkinliğini ilk defa Tevfik İleri döneminde kabul ettirmiştir. Onun bu sosyal özelliğinden dolayı, üniversitedeki hocaları, mühendislik eğitiminden sonra hukuk okumasını isterler; ancak o bu eğitimi halka hizmet yolunda bir zaman kaybı olarak görerek red eder.

Bulgarların, müslüman mezarlarını tahrip etmeleri üzerine arkadaşları ile birlikte tepki gösterdikleri Razgard olayı ile Türkçe konuştuğu için Fransız müdürü tarafından hakarete maruz kalan Türk işçinin lehinde gösterilerin yapıldığı Vagon’li olayları, onu kısa sürede popüler haline getirir.

Daha o yıllarda talebeler için "Ağabey" dir. Süleyman Demirel: “Biz mühendisler, “Tevfik Ağabey” kelimesini “Sayın Bakan” dan daha değerli saymışızdır” (2) sözleriyle bu kelimenin ne anlama geldiğini dile getirir.

Türkçenin daha yaygın bir şekilde kullanılması, yerli malına gerekli önemin verilmesi,  İstiklâl Marşı çalınırken ayağa kalkılması, Çanakkale Şehitleri anma gibi etkinliklerin yapılmasına öncülük etti.

Tevfik İlerinin çok önemli özelliği olan idealist olması ve millete olan sevgisidir. Evlilik için yaptığı ilk görüşmede Vasfiye hanım’a kendilerinden daha çok vatanı sevmelerini teklif ederken daha sonra “İyi işler yapmaya çalışacağız. Her gittiğimiz yere sevgi ve şefkat götüreceğiz. Bütün Anadolu'yu dolaşacağız.”  sözleri ile bu teklifi somutlaştırır. Bu söylediklerini bizzat bürokrat olduğu Erzurum, Çanakkale ve Samsun’da pratiğe döker. Onun memleket sevdası hayatının sonuna kadar devam eder, Yassıada Savunmasında, " Memleketin huzuru benim ölümüme ve hapishanelerde çürümeme bağlıysa kararınızı böyle verin, buna da razıyım." Der.

Bir olay eğer Türkiye lehine ise, ister onun aleyhinde hatta zararına olsun, onun için önemi yoktu. Ulaştığı makamları, hizmet için bir vasıta olarak gördü. Nitekim millete daha iyi hizmet etmek amacıyla siyasete girmek istemiş hem CHP’den hem de DP’den teklif almasına rağmen kendi ideallerine daha uygun gördüğü için, tercihini DP’den yana kullanarak 1950’de Meclis’e girmiş, 1960 yılına kadar da mecliste sürekli etkili makamlarda bulunmuştur. Hükûmet olmayı vatandaşa hükmetme şeklinde telakki edenlere ve millet sevgisinden mahrum olanlara acıdığını söyler(3). Kendini, "devlet adamı" olarak değil "hizmet adamı" olarak gördü.

İCRAATLARI

Memleketin her tarafını dolaşır.  “Çat orada, çat buradadır. Gazetelerde bir gün Kadıköy’de konuştuğunu okursunuz, ertesi gün Samsundadır, daha öbür gün sesi Haymanadan gelir”(4).  Bir istatistik yapılsa, İleri en çok konuşan politikacı sıfatını, rakiplerini fersah fersah geride bırakarak kazanacaktır. Aynı zamanda Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay’ın ifadesiyle  “Onun kadar kafası fikir ve proje dolu, icracı devlet adamı yakın dönemlerde görülmedi”.

Din derslerini ilkokul programlarına(4.ve 5. Sınıf) soktu; bu derslerinin okutulup okutulmama kararını velilerin seçimine bıraktı; bütün engellemelere rağmen,  İmam hatip okullarının yirmi yıl sonra yeniden açılmasına  (12 Ekim 1951’de 7 ilde) öncülük etti. Dolayısıyla, Maarife din eğitimini sokan kişi oldu. Oğlu Cahit İleri’nin aktardığına göre “Biz Demokrat Parti olarak çok iş yaptık. Ama yaptığımız en önemli iş, din derslerini okullarına koymak ve İmam Hatip Okullarını açmaktır” demiştir. İmam hatipleri kapatmak için Türkiye bütçesi kadar kendisine rüşvet teklif ediliyor. İstanbul’da Yüksek İslam Enstitüsü'nü kurdu. Köy Enstitüleri'ni yeniden düzenleyerek öğretmen okullarıyla birleştirip köy-şehir öğrenci, öğretmen ayrımı kaldırdı. ODTÜ ve Atatürk Üniversitelerini açtı. İlk Boğaz Köprüsü projesi onun zamanında ihale seviyesine kadar geldi.

Memleket meselelerinin temelini eğitimi gördü. Bunun için Essah öğretmen yetiştirilmesine önem verdi. Şahsi ve keyfi kararlar almamaya, partizanlık yapmamaya çalıştı. Liyakati ön plana almayı ilke edindi. Eğitime milli bir yön kazanmasına gayret etmiş, 1939-46 yılları arasında maarif vekili olan Hasan Âli Yücel, garp klasiklerini Türkçeye tercüme etmesine mukabil Türk Kültür Eserleri serisini başlattı. Ayrıca, Atatürk döneminde başlayan sadeleştirme çalışmaları, uydurma kelimeler olarak niteleyerek eleştirmiş, oluşturduğu komisyonlarla okul kitaplarından bu kelimeleri çıkartmaya çalışmıştır.

Mütedeyyin(5) bir kişi olan İleri, insanların en temel hakkı olan inancını öğrenme ve yaşamasına hep saygılı olunması gerektiğini savundu. Yol, köprü, okul yapmak nasıl sırf bu millete hizmet için yapılan işlerse, din bilgisini, okullarda, Müslüman Türk çocuklarına vermenin politikadan uzak bir millet hizmeti olarak gördü.

Dinin terakkiye mani olmadığını, İslâm dünyasının içinde bulunduğu durumun sebebinin gerçek İslâm’dan uzaklaşmış olmak olduğunu düşünüyordu.

Yaptığı icraatlardan dolayı, çok eleştirilirdi. Bir gün kahvaltıda bir gazeteye bakarken: “ Eyvah, Vasfiye Ulus Gazetesi bugün benden bahsetmemiş, demek dün milletime hizmetim olmamış” (6) dedi.

Bakan olduktan sonra da hayatlarında bir değişiklik olmamış, hatta bakan olduğunu ancak önüne gelen resmî yazılarda hatırlayan biri olmuş, aynı anlayışı ailesine de yansıtmıştır.  Cahide İleri, “bakan kızı olduğumuz anlaşılır diye soy ismimizi söylemeye utanırdık.” Babalarının mesleği sorduklarında babalarının bakan değil, mühendis olduğunu söylediler(7) Hep annelerinin diktikleri önlükle okula giden çocuklar okul formalarını da 3 yılda bir değiştirerek kullanırlar. Ay sonunu da hep avansla geçirmesine rağmen İlk memuriyetinden hayatının sonuna kadar tayinler, nakiller sırasında devletin verdiği ve hakkı olan harcırahları almama prensibini devam ettirdi.

Makam arabası ile giderken çocukları da, okulları aynı yol üzerinde olduğu için, götürmesini isteyen eşine, “başkalarının çocukları okula nasıl gidiyorsa bizimkiler de öyle gitsin” diyerek kabul etmez.

Demokrat Parti idealine samimi bir şekilde bağlı olmakla beraber doğru bildiği fikirlerini her platformda açıklamaktan çekinmedi. Gerektiğinde çetin tartışmalara girdi.  Zaman zaman ifrat derecede konuşmaları oldu; ancak böyle konuşmaya sevk eden saikin millet sevgisi olduğunu söyledi(8).  

Özellikle Köprülü’nün kışkırtmasına rağmen, memleket hayrına çalıştığını düşündüğü Menderes’ten ayrılmadığı gibi onun yerine geçmeyi hiçbir zaman düşünmedi(9). Bu konuda samimiyetini, 27 Mayıs sabahı darbecilere ilk meydan okuyan mebus olmasıyla göstermiş, Samet Ağaoğlu’nun ifadesiyle, "... dimdik, baş eğmeden ayakta durmuş karakter sütunları arasında daha da yükselen birkaç abideden biri” olmuştur. Hatta idamına karar verecek mahkemeye karşı en büyük arzusu haksızlıkları haykırmak oldu.

27 Mayıs günü sabahı darbecilerin Harbiye’ye topladıkları D.P’lilerin havaya uçurarak imha edilecekleri şayiası ile herkes panik halde can derdine düşerken uyuyan İleri’ye nasıl uyuyabildiğini soranlara ;“Ben, 10 yıldan beri milletin derdiyle dertlendiğim için rahat bir uyku uyuyamamıştım. Şimdi milletin emanetini üzerimden aldılar. İlk defa rahat uyuyabiliyorum.” der ve uykusuna devam eder.

1960 darbesinin ardından Yassıada mahkemelerinde Vatan Cephesi kurmak, diktatörlük tesisinde bulunmak, Anayasayı ihlal etmek gibi suçlarla itham edilerek idama mahkûm edilmiş, cezası ömür boyu hapse çevrilmiş, yargılamanın ardından Kayseri bölge cezaevine yollanmış, hastalanması üzerine Ankara Hastanesine kaldırılmış, 31 Aralık 1961 günü orada vefat etmiştir.
Demokrat Parti’nin en etkili hatibinin (10) vefatıyla Türk siyasetinin hem bir yıldızı kaymış hem de iyi bir rol modelini kaybetmiştir.  İdealistliği, çalışkanlığı hitabet ve fedakârlığı ile milletin gönlünde taht kurdu.  Eğitime kazandırdığı kurumları bugün Türkiye’de dini ve sosyal hayatında çok önemli fonksiyonlar ifa eden ve Cumhuriyet tarihi boyunca halkın en fazla ittifak ettiği ve en fazla bireysel çabalarla desteklediği imam hatip okullarını tekrar açan İleri, hayatı boyunca ilkelerinden ve idealinden taviz vermeden yaşadı.

Türk siyasetinde, günümüzde de tartışma güncelliğini koruyan, “siyaseti maddi kazanç sağlama aracı”na dönüştürmediği gibi, dünyada dikili bir ağacı olmadı. Darbeden sonra evi didik didik aranmasına rağmen hiçbir şey bulamayan görevli “benim karımın bile daha fazla mücevheri var. Sizin de hiçbir şeyiniz yokmuş” diyecekti. Hiçbir mal ve mülkünün olmadığının Yassıada Mahkemesince tescil edilmesi karşısında, “ Allah’a çok şükür milletime hesabımı verdim”  diyerek vicdani rahatlığını ifade edecektir. Hayatı bir gün hesap verecek bir hassasiyetle geçti. Hapishanede yediği yemeğin parasını,  15 yaşındaki oğlu Cahit ve 18 yaşındaki kızı Ayşe’nın çalışarak kazandığı paralarla ancak ödenebildi. 24 Eylül'de Kayseri cezaevinden eşi ve çocuklarına yazdığı son mektuplardan birinde, onun siyasette maddi kazanç içinde olmaksızın ne kadar samimi olduğunu ve siyasete girdiği gibi çıktığını gösterir: " Size mal-mülk, servet bırakmadım. Bütün hayatım boyunca bir emeklilik maaşı için çalıştım. Tecelli eden adalet onu da kuşa çevirdi. Ne yapayım. Kader böyle imiş. Yalnız, size şerefli, namuslu, erkek bir ad bırakabildim"(11).

Kısacası, Türk siyasetinin böyle idealist,  sebatkâr, çalışkan ve siyasetin değiştiremeyeceği rol modellere ihtiyacı var.

 

DİPNOTLAR:

[1] Türk Anadolu Vakfı, 24 Aralık 2010’da “Tevfik İleri Anma Programı”nda yaptığı konuşma

2 Her Yönüyle Tevfik İleri, Ankara:TDVY, 1997, s.164

3 Zafer Gazetesi, 17.10.1958

4 Akis Dergisi, 18 Ağustos 1959 Takdim Yazısı

5 Eski Muş milletvekili Gıyasettin Emre Aktaran:Necmettin Şahiner, Son Şahitler, III. C.,17. Baskı.,     İstanbul: Nesil Yayınları,  s.279.

6 Sadık Yalsızuçanlar,  Vefa Apartmanı, 6.baskı., İstanbul: Timaş Yayınları, s.116.

7 Vefa Apartmanı, s.157.

8 Akis dergisi, Ağustos sayısı,1959

9 Samet Ağaoğlu, Arkadaşım Menderes, İstanbul; REK-TUR Kitap Servisi, 1967, s.144.

10 Cüneyt Arcayürek, Yeni İktidar Yeni Dönem 1951-1954, Ankara; Bilgi Yayınevi, 1983, s.51.

11 Cahide İleri Aksoy, Yassıada’dan Mektup Var, İstanbul: Timaş Yayınları,2012, s.211 218.

 

                      

 

 


Bu Yazı 1152 Defa Okunmuştur.

Yazıya Yorum Yap
Adınız : 
Yorumunuz : 

Yazıya Yapılan Yorumlar